dindar kişiler ile sohbet ederken, dindar kişinin tüm din algısını yerle bir eden ve akabinde dindar kişinin “fazla uğraşma böyle işlerle yoksa kafayı sıyırırsın.” diyerek serzenişte bulunması ile aslında mantığının tanrı’yı bir türlü kabul etmediğini anlamamızı sağlayan sorunsal.
ilk olarak tanrı derken nasıl bir varlık kast ediliyor? sonuç olarak bizde mikroplardan sonsuz kat üstünüz ama onların tanrısı değiliz ve bizden sonsuz kat üstün bir varlıktan söz ediliyorsa tanrı sayılmaz. şayet ilahi bir güç söz konusu ise inanç ve değerler açısından farklılık gösterir. en radikal bir inançlıya göre(tek bir soru sormadan, körü körüne bağlanan insanlar) ise tanrı bu sorunun cevabını bilmemizi istemiyor. sorunun cevabını kavraya bileceğimiz veya bir cevap bulabileceğimiz bir akıl ve bilinç vermemiştir bize.
tarih boyunca ateistler evrenin ezeli ve ebedi olduğunu iddia ettiler. yani bir ateiste "maddeyi kim yarattı?" diye sorduğunuzda muhtemelen şu cevabı alırdınız: "madde hep vardı. çünkü madde ezeli ve ebedidir. dolayısıyla bu soru mantıksızdır".
fakat bilim semavi dinlerin iddiasını doğruladı. çünkü ilahi kitaplar bizlere maddenin tanrı tarafından yaratılmış olduğunu bildiriyorlardı. yakın geçmişte big bang'in keşfi ile ateistlerin tarih boyunca iddia ettikleri evrenin ezeli olduğu iddiası çürütülmüş oldu. bugün elde ettiğimiz bilgiler bizlere evrenin 13.8 milyar yıl önce ortaya çıktığını ve entropi ile birlikte yok olacağını söylüyor. yani evrenin ezeli ve ebedi olmadığını bugün çok rahat bir şekilde gösterebiliyoruz.
fakat tanrı ezeli ve ebedidir. bunun böyle olmadığını iddia etmek için tanrı'nın ezeli ve ebedi olmadığını göstermeniz gerekir. felsefi olarak bu mümkün olmadığına göre; -çünkü tanrı ezeli ve ebedi olmak zorundadır.- bu soru saçmadır.
bir rakamını kim yarattı ya da üçgen isimli şekli kim yarattı sorusuyla eş değer bir soru bu....doğada kusursuz bir üçgen şekli bulamazsınız. aynı şekilde üzerinde üç rakamının işareti olan bir şey de yoktur. tanrı kavramı da, tıpkı bu göstergeler gibi insanın gerçekliği anlamlandırmak için ürettiği bağlamlar kümesine ait bir kavramdır.
bu konuda tanrının varlığını ispatlamakla kafayı bozmuş insanların sığındığı en bilindik örneklerden biri de; şu kalemin bile bir yaratıcısı varsa bu kusursuz düzenin de bir yaratıcısı vardır elbet argümanı. Bu tam anlamıyla bir kelime oyunudur. çünkü kalem yaratılan bir şey değil, üretilen bir materyaldir. yaratmakla üretmek çok farklı mevzular. ayrıca evren kusursuz değildir, kusursuz olmasına da gerek yoktur zaten çünkü kusur da kusursuz da yine insana ait kavramlardır. her şey olduğu gibidir, bunu yorumlayıp kusurlu yada kusursuz yargısına varan insandır. insan, abiyogenez sonucu evrimleşen ve haala evrimleşmeye devam eden bir dünya canlısıdır. ilahi ya da metafiziksel bir anlamı yoktur. insanla fil arasında ya da timsahla amip arasında hiç bir fark yoktur. var olmayı ve yaşamayı fazlaca abartıyoruz, var olmak, canlı olmakla cansız olmak arasındaki çizgi sandığımız kadar kalın değil. kendi yarattığımız soyut kavramların içinde kaybolmuşuz.
bu şuna benziyor, elimizdeki 200tl nin bizim için bir değeri vardır ama doğaya ya da uzaya çıktığında o sadece bir kağıt parçasıdır, 200tl değeri-kavramı insan kümesine ait bir değerdir. işte simülasyon da bu zaten...tanrı insan kümesine ait bir ''iktidar-baba'' göstergecidir, doğada ya da evrende yeri yoktur.
platona göre idealar evrenine aittir tüm bu kavramlar... üçgen de, b harfi de insan hakları da tanrı da aynı kümenin elemanlarıdır....
burada bu soruyu soran, arkadaş, yunan, mısır, iskandinav ve çinlilerin, cahiliye araplarının genel olarak tevhidden bağıntısını koparanların hatasına düşmüştür.
(#41038563) burada değindiğim gibi zihni anlamda biçimcilik yapıyorsun, tevhidi, parçalara ayırıyorsun ki bu bir zihni yanılsama bir hatadır...
hz peygamberimiz ne diyor; allah'ın yarattıkları hakkında düşünün. allah'ın zatını düşünmeyin. allah'ın şahsı hakkında düşünmeye güç yetiremezsiniz.
o' sizin tasavvurunuzun ötesindedir.
buradaki bir yazarın dediği gibi, wittgenstein'de şöyle demiştir, üzerine konuşulamayan konusunda susmalı...(tractatus logico- philosophicus/7)
vallaha ben yaratmadım. sizde yaratmadığınıza göre, zamanında ihtiyacı karşılamak sureti ile üretilmiş ilahi bir kudret. ihtimal dahilinde siyasi düzeni sağlamak, savaş çıkartmak ve ilahi kanunlarla kontrol etmek amacı ile yaratılmış olması düşünülmektedir. sonuç olarak insan'dır sorunun cevabı.
vallaha ben yaratmadım. sizde yaratmadığınıza göre, zamanında ihtiyacı karşılamak sureti ile üretilmiş ilahi bir kudret. ihtimal dahilinde siyasi düzeni sağlamak, savaş çıkartmak ve ilahi kanunlarla kontrol etmek amacı ile yaratılmış olması düşünülmektedir. sonuç olarak insandır sorunun cevabı.
vallaha ben yaratmadım. sizde yaratmadığınıza göre, zamanında ihtiyacı karşılamak sureti ile üretilmiş ilahi bir kudret. ihtimal dahilinde siyasi düzeni sağlamak, savaş çıkartmak ve ilahi kanunlarla kontrol etmek amacı ile yaratılmış olması düşünülmektedir. sonuç olarak insandır sorunun cevabı.
basit gibi görünse de önemli bir sorudur, her insan evladının üzerine düşünmesi gerekir. bu soruya bakış açısına göre bir sürü cevap verilebilir. benim cevabım kendi kendisini yaratmış olması şeklinde olurdu sonuçta hiç bir şekilde ispatlanamayacak bir olgudur.
Wittgenstein diye bir filozof vardı, genel anlamda görüşlerine katılmam, çünkü tüm gerçekliğin dilin içinde saklı olduğunu savunur. Tractatus adlı kitabının son cümlesinde de şöyle der; (metafiziği kastederek), “üzerine konuşulamayan konusunda susmalı.”
Tanrı hakkında bir şeyler söyleyebilirsiniz. Yaratılış hakkında bir şeyler söyleyebilirsiniz. Ama bu konuda, ‘Tanrı’nın tanrısı var mı?’ Sorusunda, söylenebilecek tek cümle budur herhalde.
Doğurmak aciz insanların üremesi için fiili bir iştir. mükemmelin üstünde olan ALLAH böyle fiillerden münezzehtir. Herşeyin bir sahibi vardır. insanın bu düşünce tarzı önceden yok ken şimdi olmasından kaynaklanır. Kendinden kaynaklı herşeye nasıl sorusunu sorar. Yaratıcı ezelden var olan ve büyük kudrete sahip oluğundan insanların kurduğu cümleler onun sınırları içinde olduğundan onu anlatmaya yetmez kısıtlı olan hafıza ancak rabbine döndüğünde gerçeği kabullenebilir.
Bir metaforla cevap verilebilecek sorunsaldır. insan tarafından tasarlanan bir yapay zeka robot düşünün. Örneğin; Boston dynamics üretip geliştiriyor, kurucusu Marc Raibert. Bu robot da yeni bir yapay zeka üretiyor, tasarlıyor. En son tasarlanan yapay zeka kendini üreten yapay zekaya bir soru soruyor ve diyalog devam ediyor:
"Beni kim tasarladı?"
“Ben tasarladım?“
“Ya seni kim tasarladı?“
“Boston dynamics şirketi“
"peki şirketi kim tasarladı?"
“Marc Raibert“
“Ya Marc'ı kim tasarladı?“
Marc Raibert tasarlanmadı, tasarlanması olası değil, doğru cevap yaratılmış olması ya da evrime özgü bir sonuç olabilir. Yani tanrı kavramı için bu üç boyutlu sığ algımız soruları cevaplayabilecek nitelikte değil. Neyi bilmediğimizi bilmiyoruz, dolayısıyla farklı algı boyutlarını tahmin bile edemiyoruz. Varlık, yokluk; yaratılış, yokoluş gibi kavramlar diğer boyutlar için hiçbir anlam ifade etmeyebilir.
iki boyutlu çizgi romandaki bir karakterin üçünçü boyuttaki derinliği asla kavrayamayacağı gibi.
Geçen gün 6 yaşında bir çocukla sohbet ederken bana sordu. Ne diyecegimi bilemedim. Onu da annesi dogurmus dedim sonra. Nasıl cevap vercen ki bu soruya. Dogmamistir dogurmamistir desem, kafasi iyice karisacak. hadi len diyecek sonra.
tanrıyı sorgulamak neden günal olsun. insan varlığını anlamaya çalışmak hayatın bir parçasıdır.
geri kafali anadolu insanı günah günah diye diye korkutup insanı dini kimliğini sartsiz surtsuz sanki bir saltanat gibi babadan.oğula geçer gibi kabul ettirmeye zorlanıyor.
bu sisteme karsiyiz. çocuklarınızı kendi dini bilgilerinizle zehirlemeyin.