su sattım burda. almanya'dan sırbistan'a kadar gidip sırbistanda'ndan sabiha gökçendi galiba indiğim havalimanı buraya uçtum burdan eminönü'ne kadar gündüz vakti otobüsle geldim indim. su aldım sonra taksime'e otobüsle galiba gittim.
orda da su sattım. soğuk su diye bağırdım. hava çok sıcaktı yerlere yatmıştım sususzluktan talsim meydanî ve istiklal caddesi felan. su vermişlerdi. çay kahve satanlar olmuştu ben su sattığımda. benden baya küçük beyaz tişörtlü bor çocuk bana su satmam için para verdi allah razı olsun.
''Taksim ne demek? Paylaştırmak, dağıtmak demek. işte burası, istanbul'da yaşayan insanların taksim edildiği yerdir. insanlar bu meydandan sokaklara, semtlere, caddelere dağıtılırlar. Ayrıca burada sürekli bir pay alma durumu da söz konusudur. Yani istanbul'dan payına düşeni Taksim'de alırsın. Çünkü burada zevk, insan, uyuşturucu, kan, aşk, acı, akla gelen her şey taksim edilir. Hak edilen payların alındığı yer burasıdır. Tabii yapılan taksim bazen adaletli olmayabilir. Ama zaten meydanın adı sadece Taksim'dir. Adil Taksim Meydanı değil.''
genelde kalabalık olduğu için işim yoksa gitmeyi tercih etmem. tarihi binaları çok sevsem de kalabalık ortamlar beni rahatsız eder.
gittiğim zamanlarda da, istiklal caddesin de gezinen, dünyanın her yerinden gelmiş insan tipleriyle karşılaşırdım. dün akşam istiklal caddesinden geçmek zorunda kaldım. inanılmaz kalabalık. normalin çok çok üzerinde. insanların yanlarından geçiyorum istisnasız herkes arapça konuşuyor. ön yargılı olabileceğimi düşünerek, cadde üzerinde ilerlerken yanımdan geçen insanların konuşmalarını dinliyorum. inanılır gibi değil sanki arap şehirlerinden birindeyim. yüzünde kilo ile makyaj olan, dekolteli giyinmiş kadınlar bile arapça konuşuyor. bir orta doğu ülkesindeyim ama nerede?
bir an önce otobüs durağına gidip oradan çıkmak istedim. istiklal caddesinden meydana doğru ilerlerken elimden batma sinyali geldi. ne oluyor diye bakarken, yanından geçtiğim arap'ın tekinin sigarasına çarpmışım. sigarasının yanan ucunu dışarıya doğru tuttuğu için elimin üstü çarptı. arap ile göz göze geldik bir kaç saniye. kendime hakim oldum ve daha da hızlı adımlarla yürüdüm gittim.
taksimden ayrılırken aklımda bunca arap'ın ülkede nelere yol açabileceği ve elimde sigarasının yanığı vardı.
bu sabah, yanık daha da kötü bir hal almış. elimdeki yanık geçer belki ama, ülkeyi araplara peşkeş çekenlere oy verenlerin yaktığı ateş hiç geçmeyecek.