erkek olmayı öğrenmek, kadın olmayı öğrenmemekle başlıyordu.
Dilin hiçbir zaman masum olmadığını, son dönem feministlerinden Dale Spender şu cümleleriyle ifade ediyor: Dil, tarafsız değildir. O, yalnızca düşünceleri taşıyan bir araç değil; bizzat düşüncelerin şekillenmesinde etkendir. Dili kullanmamızı sağlayan araçlar olan kelimeler de, zihindeki imgeleri, fikirleri canlandırıp beynimizin içinden çıkararak paylaşmamızı, iletişim kurmamızı sağlamanın yanı sıra; düşünceyi kendi içinde sınırlandıran ve kendi gerçekliğinin dayatmasıyla düşüncenin kalıplarını hazırlayan belirleyicilerdir. Yine benzer şekilde Wittgenstein, Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır cümlesiyle dilin düşünce üzerindeki hakimiyetini anlatır. Dilin temsilinin sadece kendi gerçekliği olduğu savını öne süren Derrida ise, dilin değişiminin ancak gerçekliğin değişimiyle mümkün olduğu sonucuna varır. Bütün bu düşüncelerden varılacak nihai nokta, kadının erkeğin tahakkümü altında olduğu gerçekliği devam ettiği müddetçe, dildeki eril yapının varlığını koruyacağı gerçeği. Tersinden bakıldığında ise, ancak dildeki cinsiyetçi kalıpların ortadan kaldırılmasıyla, kadının erkek tahakkümünden arınıp özgürleşmesi mümkün olabilir.
kadınların tüm dünayada ikincisi sınıf insan gibi görülmesi durumudur. bu durum insanlığın köklerinden itibaren faşist bir ruha sahip olduğunun kanıtıdır.