samsunsporda bir zamanlar timofte vardı, süper topçuydu. nasıl bir tipti hemen tarif edeyim. ilhan irem'in bıyığını ve sakalını kestiğini düşünün, aynı zamanda saçlarını da düzleştirdiğini. işte böyle biriydi timofte. pek sağlam duruyordu samsunspor o zamanlar. o dönemler belediye takımları böyle güçlü değildi, şehir takımları kuvvetliydi, güzel günlerdi. şimdi belediyeler güzel oy potansiyeli var diye futbola akıyorlar. futbol da akıyor tabii kıçı başı tutmuyor.
sonra bakıyorsunuz, insanlar kendi çürümüşlüklerini hayat tarzı, kendi bilgisizliklerini dünya görüşü diye savunmak bir yana, bunu bize diretiyorlar. diyorlar ki siyah beyazdır. e olum siyah işte görüyoruz. şimdi bu durumda ben ne diyem carpe mi diem? ayrıca her devlet lisesinde arka sırada oturup, ön sırada kızlarla oturan elemanlara gıptayla bakıp, bir gün gelecek hepinize göstereceğim tadına çocuklar vardı. bu çocuklar en arka sırada oturup sırayı kazırlardı, montlarını asmazlar sıranın gözüne sıkıştırırlardı. işte onlar geçmiş zamanda kaldılar, şimdiki zamanda sermayeyi çoğalttılar, burjuvaziye aktılar, şarap yerine vişne suyunu tercih ederken, neden illa aynı renk içeceğe yöneldiklerinin bilinçaltı yansımasını kimseye bırakmadılar. bizim sınıfta da vardı bunlardan, olum en arka sırada oturan abdullah, gülmesene lan!
tüm sınıfı kadrajına alan, gözlemlenenden çok gözlemleyen konumunda bulunan, önde oturanlara nazaran arkadaşları hakkında daha derin izlenimlere sahip olanlardır.elbette aşıkta olabilir maşuğunu düşlerken komik ifadeler veren suretinin arkadaşları tarafından farkedilmesini istemez.arka sırada oturmak o kalabalıkta yalnız kalma isteğini belli etmesidir.
(bkz: kendimden biliyorum)
öğretmenlerin göz bebeğidir. bir öğretmen eğer sınıfın bu arka sıra elemanlarını kafaya almışsa o derste artık sorun yaşanmaz. öğrencinin dersten sıkıldığını anladığı anda bu gruba bir pas atar zaten halihazırda böyle bir fırsat bekleyen fırlamalar da hemen atlarla bu pasa doğru ve en azından sınıfın heycanı yerine gelmiş olur. işte tam da burda eger hoca yeterince kontrol altına aldıysa bu grubu istediği zaman susturabilir. şayet gruptaki öğrenciler öğretmende yeteri kontrolü görememişlerse dersi ele geçirirler.**
lisedeyse şayet, sınıfın en delikanlısı, en ağır abisidir. kimisi hakikaten zekasal olarak geri olmakla birlikte bir kısmı derse katılmaya tenezzül etmeyen, eğitim sisteminin çarpıklığını ve işe yaramazlığını, hocaları tarafından dürtüldüğü her vakit yüzlerine vurmaktan sakınmayan, hocaların ve öğrencilerin angut olanlarının tırstığı, aklı başında olanların esprileriyle hayata döndüğü, dert babası kimselerdir. bunlar genellikle yalnız otururlar, kimi zaman arkada makara yapar, kimi zaman sıkıntıya düşüp "abi bu ders yanına oturabilir miyim" diyen arkadaşlarına kucak açarlar. bu vatandaşlar kızlara yalakalık yapan tipleri de hiç sevmezler. kız erkek ayrımı yapmaz, can sıkan her kim ise lafı gediğine oturturlar. henüz ergenlik döneminde olan kız öğrenciler o orantısız vücutlarının farkında olmasalar da aileleri tarafından kendilerine daima "prenses" muamelesi yapıldığı için kendilerini heidi klum zanneden o küçük kızlar, lisenin başlangıcındayken kendisinden nefret ederler, ve fakat daha sonra o yalaka tiplerin sığlıklarını anlayınca koşup geldikleri insan yine arka sırada oturandır. Kendisine bir çok kez "ey arka sırada oturan arkadaş, ben seni çok yanlış tanımışım, keşke daha önceden tanısaymışım" nidalarıyla sarılırlar. Sona doğru yaklaşıldıkça ilan-ı aşk sayısı artar, lakin sınıfta en arka sırada oturan öğrenciden bekledikleri tepkiyi alamazlar. çünkü o her zaman ağır abidir, gerçekçidir, önde onlar fingirdeşirken o arkada hepsinin ne haltlar karıştırdığını görmüş, tek başına oturduğu ve derslere katılmadığı için düşünecek, okuyacak çok vakti olmuştur. yapılan ilan-ı aşkın fason olduğunu bilmektedir. şahsı geldiği hızla en önlere ve geçmişine geri gönderir.
tüm sene en arkada oturan ya da oturtulan bu öğrenciler her ne hikmetse sınavlarda en öne alınır. halbuki kopya çekmek gibi bir amaçları asla olmamıştır, olamaz. kopya çekmek akıllarından geçmez, geçemez.
olmazz..ya hocam. lisede üç sene beni matematik sınavlarında en öne aldınız, bazı bazı kendi masanızda oturttunuz da ne geçti elinize. benim kopya çekmek gibi bir amacım hiç olmadı ki. ha, küçük notların yazdığı kağıtlar neydi derseniz onlar benim ders notlarım. yazılar küçük küçük olmadığı zaman anlayamıyorum. sıranın arkasına yazılı formüller mi? onları da defterimi evde unuttuğum zamanlarda not tutmak amacıyla yazdım. yazamadan anlayamıyorum ben. valla..
bazılarının gözü iyi görür bazılarının ki kötü. eğer bir sınıfta iki durumdaki öğrenci de varsa aralarında hemen her gün tahtadaki yazıyı okuyabilmekle ilgili bir muhabbet döner.
sınıftaki bütün geyiği döndüren eli öpülesi kişilerdir onlar olmasa sınıf samanlıktan başka bişi olmaz
karneleri kötü gelsede sevilen popüler adamlardır .
sınıfın ağası ve tembeli olmakla beraber boyu da uzunca olur bu salako oğlanın. yalnız bu embesil kardeşimizin yanına öbek öbek toplanıldığından her boydan sırnaşık çeşidi civarında ve sırasında mevcut bulunur. ziyadesiyle boy olarak, tersi bir durum da olsa tarif anlamını yitirmez daha da değerlenir.
arka sıralarda oturan öğrencinin mutlaka uzun boylu olması beklenemez. boyu kısa olan öğrenciler de arka sıralarda oturmanın tadına varabilir. tadı da çok farklı olur gerçekten arka sıraların..
bütün sınıfı en iyi tanıyan öğrencidir. sinsi sinsi bütün sınıfı izler ve gıcık olduğu diğer öğrencilerin açıklarını yakalar. bunları ilerideki gerekli zamanlar için saklar ***.