Uyandırın anamı
Söyleyin gidiyorum
Yolumu gözlemesin
Dönemem belki geri
Arkadaşlarım duysun
Kardeşim bunu bilsin
Söyleyin gidiyorum
Dönemem belki geri
Babama haber salın
Çiçekler onda kalsın
Sulasın günaşırı
Dönemem belki geri
Korulara söyleyin
Dağlara asmalara
Baygın çocukluğumun
Çınladığı kırlara
Söyleyin gidiyorum
Dönemem belki geri
Gelsinler anılarım
Uğurlasınlar beni
Sadece sevdiğime
Söylemeyin duymasın
O kadar körpe ki kalbi
Bilmiyor yitirmeyi
Söylemeyin bu akşam
Sevdiğim ağlamasın
Nihat Behram.
osmanlı yönetiminin özellikle siyasal karşıtlarına uyguladığı bir cezaydı. yönetimle çatışan osmanlı aydını (ölümle cezalandırılmak dışında) iki tehditle karşı karşıyaydı: ya imparatorluğun uzak bölgelerinden birinde sürgüne gönderilmek, ya da avrupa'ya kaçarak bir başka sürgünü yaşamak. geçen yüzyılın en ünlü sürgünü, sürgünlüğün her iki türünü de yaşayan namık kemal'dir. karşıtlarını sürgüne göndermek geleneği ittihat ve terakki, ardından cumhuriyet yönetimlerince de sürdürüldü... bir başka ünlü yazarımız refik halit karay, ittihat ve terakki döneminde türkiye içlerinde, cumhuriyet döneminde de beyrut'ta uzun yıllar sürgün hayatı yaşadı. beyrut anılarını "sürgün" adıyla romanlaştırdı...
cumhuriyet dönemi türkiyesi'nde (imparatorluğun uzak bölgeleri artık söz konusu olmadığı için) sürgün cezası ülke içinde uygulanmaya başlandı... 40'lı yılların solcu aydınlarından ve eylemcilerinden cezaevlerine girmeyen kalmadığı gibi, ülke içinde sürgün cezası çektirilmeyen de yok gibidir... ve kendi öz yurdunda yaşanan bu sürgün, sanıyorum ki en acı olanıdır. aziz nesin'in, rıfat ılgaz'ın anı-romanlarından bunu biliyoruz...
yine nazım hikmet ran da yurtdışına çıkmak zorunda kaldığında, zorunlu dış sürgünü başlamıştır.
1917 devrimi sonrasında aralarında ivan bunin, leonid andreyev, gibi büyük yazarların da bulunduğu yönetim karşıtı bir çok rus aydını, ikinci dünya savaşı yıllarında a. einstein, b. brecht, w. benjamin vb. anti faşist alman bilim adamları, yazar ve aydınlar, yabancı ülkelere göçmek ya da kaçmak zorunda kaldılar... bunu güney amerikalı aydınların, albaylar cuntası sonrasında da yunanistanlı aydınların göç dalgaları izledi. bizde bu anlamda ilk göç dalgası 12 mart 1971, fakat asıl büyük dış sürgünlük 12 eylül 1980 sonrasındadır...
önceki dönemler ya da 12 eylül sonrasında türkiye'den zorunlu olarak ayrılmış sürgünlüğün maddi ve manevi acılarını yaşamış, fakat demokrasi ve insan hakları için mücadeleden geri kalmamış, adları kitlelerce bilinen, ya da isimsiz nice insanımız, aydınımız vardır.
"gül açsa da, kuş uçsa da
görmez dargındır "
diyor ya orası içime işliyor, insan nasıl küser doğaya diyorum herkese küsse eşyaya küsse, doğaya küsemez gibi geliyor.
dargın kelimesi kırgınlık küskünlük üzgünlük hepsini içeriyor, tam yerinde olmuş.
"fırtınada ak ayazda
sürgün her yerde hep yalnızdır
gül açsa da kuş uçsa da
görmez dargındır"
çok dokunaklı bir şarkı olmuş, sezen aksu nun şarkıya renk katması çok hoş olmuş. yeniden dinliyorum defalarca..
Sevdiğin için insan olunulur
Şimdi çok uzaktayım senden
Sürgün diyorlar adıma,adıma,adıma
Çaldıkları için düşlerimi benden
Çaldıkları için düşlerimi benden
Sürgün diyorlar adıma
Sürgün diyorlar adıma
Bir yanım göçebe şimdi
Bir yanım,bir yanım
Bir yanım,sıla...
Bir yanım göçebe şimdi
Bir yanım,bir yanım
Bir yanım,sıla...
Çaldıkları için düşlerimi benden
Çaldıkları için düşlerimi benden
Sürgün diyorlar adıma
Adıma,adıma,adıma...
Sürgün diyorlar adıma
Adıma,adıma,adıma...
Sürgün diyorlar adıma
Çaldıkları için düşlerimi bende
evinde yalnız bir aşık
çölde bir damla su
garip bir görev ve
yalnız bir yabancı gibi
zor bir soru için güvensiz bakışlar
basit bir sırrı var
ama hiç cesur değil anlatmaya
o bugünü yaşıyor
dünü unutmaya hevesli
aklında bir silahla
sokakta aç bir kurt
kaypak bir yan sözünde
kör bir umut ve
anlamsız bir fal var öyküsünde
zor bir soru için güvensiz bakışlar
basit bir sırrı var
ama hiç cesur değil anlatmaya
o bugünü yaşıyor
dünü unutmaya hevesli
aklında bir silahla
kaybettiği bir şey yok
kazandığı hiçbir şey
o arsız bir sürgün
içindeki zindanda
zülfü livaneli ile sezen aksu'nun düet yaptığı, muhteşem sözlere ve müziğe sahip, dinlerken kazara gurbette falansanız sizi duvardan duvara vuran şarkı.
-------------------------------
Gökyüzünde yer yüzünde
Gün doğdumu her gün ilk gün
Her gün aydınlıktır yoksa ümit
Her yer loş karanlıktır
Yar gurbette can yürekte
Bir kafeste ne amansız
Sonsuz ayrılıktır geçmez zaman
Her gece hep aynıdır
Fırtınada ak ayazda
Sürgün her yerde hep yalnızdır
Gül açsada kuş uçsada
Görmez dargındır
Her durakta her uykuda
Sürgün her nefeste yalnızdır
Hem şafakta hem yurdumda
Hasret sancıdır
Yol olsada ses duysada
Dağ aşsada her adım son
Her an son adımdır tek başına
Yalnızlık bir yankıdır.
--------------------------------
dinlemek isteyenler için: http://video.google.com/v...mp;resnum=4&ct=title#
Genel olarak bir yaprağın koltuğundan çıkan üzerinde vejetatif, generatif veya hatta her iki organı birden taşıyan bitki kısımlarıdır. Yeni süren filiz.
yerleşik düşünceye aykırı sert muhalif görüşler taşıyan bir devlet ya da edebiyat adamının ikamet ettiği şehirden kilometrelerce uzağa gönderilmesi. cevat şakir kabaağaçlı bodrum' a sürgüne gönderilmiş, sonuçta pes etmeyerek bodrum' un yeşilini ve mavisini en iyi anlatan edebiyatçı olmuştur.
(bkz: halikarnas balıkçısı)
gitmekle gönderilmek arasındaki farktır...
sürgün yemekle vurgun yemek herdaim aynı... bazen Sürgün yanlarımızdan vurgun yemek hoşa gider belki. Her gece ölü bir kıza mektuplar yazmak gibidir. Fırtına yüklü gemileri kanınızda yüzdürürsünüz ve "artık adımı unutmaya başladım. ne mutlu..." dersiniz sessiz bir dilsizlikle. sürgünler, Gözleri bağlı bir dilsizi vururlar her gece...
Mayınlı bir sevda masalında gezerler ve her mayına basışlarında "boooom!" sanırlar. oysa mayınlar basınca değil, ayağını kaldırınca patlar. sürgünlük bu işte bilmezler. Gülerken de ölürken de güzeldir yine de...
korkun! bir sürgünü ancak korkuları büyütür... sürgünlüğün Kanlı şakağından söküp aldığımız yitik anlamı zulamızda Tutuyoruz besbelli. Bir bıçak gibi Kullanacağız günü geldiğinde...
"yanımdayken de gurbetimdin. sürgün olmuşsun çok mu"larınızın olmayacağı bir gün'ü sür'ün...
Bir ölüyüm ben, dolaşıp duran
artık hiçbir yerde kaydım yok
bilinmiyorum mülki amirin görev yerinde
sayı fazlasıyım altın kentlerde
ve yeşeren taşra yörelerinde
Vazgeçilmişim çoktan
ve hiçbir şeyle anımsanmamışım
Yalnızca rüzgârla ve zamanla ve sele
ben insanlar arasında yaşayamayan
Ben Almanca diliyle
çevremde kendime mesken
edindiğim bu bulutla
bütün dillerde sürüklenmekteyim.
Nasıl da kararıyor bulut
yağmurun tonları da koyulaşmakta
çok azı yağıyor
O zaman bulut ölüyü daha aydınlık bölgelere taşıyor
Biri iz sürüyor ithaka yollarında,
unutmuş kralını yıllarca önce
Troya;ya giden;
biri yeni ele geçirdiği toprakları düşünüyor,
yeni sabanın, oğlunu, ve belki de mutlu.
Yerkürnin sınırları içinde ben, Ulisses,
Hadesin derinliklerine indim
ve yılanların aşk düğümünü çözen
Tebaili Tiresiasın hayaletini gördüm,
bir de, ovada aslanların gölgelerini öldüren
ve Olimposta oturan Hareklesin hayaletini.
Biri yürüyor bugün Bolivar ve Şilide,
belki de mutlu, belki değil.
Ben o olmak isterdim. Jorge Luis Borges
yuvanin aslinda pek de uzakta olmadigini her iki uc adimda bir yuzune tokat gibi carpan gunluk hayatin, seni ozlem duydugun seyle ( yuvanla) surekli ona ulasacak gibi oldugun fakat hic ulasamadigin bir temas halinde tuttugu sikindirik durum.. hicbir vakit dibe vurmana (oysa dibe vurup guc alip sicrayabilirdin) musade etmeyen, ipi surekli sikip gevseten boktan golge oynaticisinin perdesi.. ebesinin@mi.com!
ben bu sarkiyi bana yazdim: indir beni ihtiyar zaman!