ben de dahil birçoğumuzun içinde bulunduğu durum. hayatta ağır kırgınlıkları, küsmüşlükleri, içine atmışlıkları olan ve bunu yüksek sesle dillendirmeyen duygusal insanlarız. biliyorum burada herkesin bir şeylere takıntısı, arızası, balataları sıyırmışlığı, ağzının yanmışlıkları, pişmanlıkları, ders almışlıkları var. çoğumuz mutsuz insanlarız, gülüyoruz ama içimiz rezil perişan çokça kanayan. kimseye anlatmadığımız şeyleri yazıyoruz buraya, kimse okumasın, yaptığım arızanın kokusunu kimse duymasın istiyoruz. bu bizi rahatlatıyor. iyi de ediyor. tutsan içine dert olan, aklını esir alan şeyi yakın arkadaşına anlatsan, bir tartışmaya bakar çözülmesi. yüzüne vurur. canın sıkılır. ipleri koparırsın. fakat onlar sana her derdini açar. sen de dünyanın en normal insanı gibi dinler ve tavsiyede bulunursun. halbuki arızanın ve derdin babası sendedir. o konuştukça sen dolarsın bozmadan. neden? çünkü gelip buraya yazacaksın, içini patır patır dökeceksin ve o bilmeyecek. aleyhinde kullanamayacak. misal berberde tıraş olurken ''o kızı hala unutamadım, her gece sabahlara kadar onu yazıyorum, anıyorum, ona içten içe sitem ediyorum'' desen tıraşı değişecek, saçlarının ahengini bozacak. sinir olacaksın haftalarca. aynaya bakınca küfür edeceksin hem kendine hem ona değil mi? o yüzden buraların arızalısıyız biz, ne yaparsak kendimize. en azından yüreğimiz ve aklımız başkasının suistimaline uğramaz. bu da zaten yeterince monoton ve sahte olan hayata karşı bir duruş, hatta büyük bir tepkidir. bu yüzden dibine kadar arızalı ve takıntılı bir sözlük yazarıyım. benim arızalarım ve takıntılarım sonucunda ortaya çıkanlar birçok kişinin maddi kazancı, mutluluğu ve huzuru olsa da. arızaya bağlayarak gece gündüz yazarım, önce kendim için...
kendim için yazarım evet ama birçok kişi adına yazmış olurum. onların alev alev yanan yalnızlığını, hayal kırıklığını, özlemini, hüznünü karalarım buralara. yıllardır yaza yaza bitiremedim, eskitemedim, unutamadım, içimi de bir türlü dökemedim. en çok arıza belki bende. gözlerimi tavanda açtığım her gün formatlanıyor sanki takıntılarım, kısa devre yapıyor hayat, cızırdıyor bağlantılarım, atıyor sigortalarım yine yeniden. ''niye aramıyorsun olum?'' diye sitemler duymuyorum. ''neden yazmadın bunca zaman seni bekledim biliyor musun?'' gibi cümleler görmüyor gözlerim. kimsenin hayatında bir çizgi ya da onun parmaklarında diğerlerinden ayrılmış bir noktalı virgül değilim. aramıyorum, sormuyorum, aranmıyorum, sorulmuyorum. sessiz ıssız pahsız tepelere dikilmiş, yalnız başına dallarını eğmiş bir ağacın rüzgardan şikayeti kadar, şikayetim. bir arızaya bağladım, bütün devrelerim yandı. bir şiirin içinde vurucu bir cümle gibi ''bir bozuk saattir yüreğim hep sende takılı kalır'' kaldı. dönmüyor, durdu. akreple yelkovan üst üste dondu kaldı. öyle bir takılmışım ki evlensek 15 tane çocuğumuz olurdu...