sözlük yazarlarının yazıları

entry27 galeri9
    1.
  1. Küçüklükten beri hep özeniriz bir çizgi film karakterine , bir dizi karakterine, akrabalarımızdan birine, abimizin , ablamızın arakadaşlarına veya tamda onlara.Küçük yaşta kendimize hep bir idol ararız ,kendimiz olmamız gerektiğini yaş ilerledikçe anlarız.Elbette küçükken bende bir çok karakteri idol belledim hafızama ama hiçbir zaman örtüşemedim hiçbiriyle.işte tamda kendim olmam gerektiğini anladığım zaman bir rüzgar esti suratıma. ilk defa önem verdim sanırım bu her dışarıya çıkışımda karşılaştığım doğaya. Biraz onu düşündüğümde bana benzediğini farkettim.Yalnızdı oldukça. Kalabalık gibi görünüyordu ardı sıra gelen uğultularını duyunca. Sadece dağınıktı kopuktu kendinden. işte o ardı sıra gelen her uğultu yüzünü sırayla okşayan rüzgar aslında sadece dağınıktı. Bir tarafı sert , bir tarafı anne şefkati gibi gördüklerinden. Belkide dünyayı dolaşıyordu en karlı kışlı havadan , fırtınadan en güzel güneşe ve denize değmişti. Değmişti birçok yüze. Ağlayan küçük bir kızın gözyaşının yönünü değitirecek kadar sertken , gülüşü cenneti anımsatan birinin saçlarınıda aynı narinlikle okşamıştı.. En dar çıkmaz sokaklara girmişti. Ama en ferah okyanusların üstünde dalgaralara da eşlik etmişti. Çocukluk aşkının dudağına değen o rüzgar yıllar sonra senin ciğerlerine doldu belkide?Nasıl benzemezdi bana. Benzemiyordu.Çünkü o bendim. Ben rüzgardım o eşim.

    Buyrunuz.
    1 ...
  2. 2.
  3. Şehre kaç insan ölüsü daha bırakacağım bilmiyorum. Kaç kan daha işleyecek bedenime... Bana kendi kan rengimi veren "Sen" yokken, daha kaç sokak, kaç ev, kaç oda beni hapsetmek isteyecek içlerine...

    Sen yoksun! Ben varım! Benim varlığım ise senin yokluğunun içinde yok olmaya mahkum!

    Kırık bir düş bıraktın geride, Kırık bir hayal, bir hayat! Gitsen diyorum ya! O an mühürleniyor ağzımdaki tüm heceler...

    Kalsan diyeceğim! işte o an gözlerine bakmak geliyor içimden,
    "Gözlerime bak, gözlerimde gör kendini" sözünden...

    Susmak mı çaredir yoksa o çareye başka bir derman aramak mı mantıklı bilmiyorum!
    Bilsem bile; bilmek kelimesini unutmaya hazırım!

    Seninle sokaklar, seninle caddeler, seninle bir şehir inşa etmeliyim...
    insanlar olmalı bu şehirde yaşayan
    Kendince bencil
    insanlarca açık yürekli...
    Ve sen olmalısın birde
    Birde ben!
    Bilinenden öte
    Bilinmeyenden yakın...
    "Biz" olmalıyız o inşa ettiğimiz kentte...

    Kırık hayallerimin, kırık düşlerimin seremonisinde; Biraz Mozart, Biraz Beethoven...
    Hangisiyle başlayacağımı bilemedim!
    En iyisi mi sen bana reggee çal oradan
    Ya da blues olsun!
    Ruhum hala arabesken
    Ruhum hala alaturka iken...
    Ve her nedense
    Nasılsa
    Ben seni Hala Seviyorken!

    I am lucifer / Karalama...
    8 ...
  4. 3.
  5. 4.
  6. çirkindir.
    doktor yazısı gibide değildir.
    çizgili kağıtta bile yamuktur.
    1 ...
  7. 5.
  8. ne olmuş onlara. Zaten yazılarım görünmüyor.
    0 ...
  9. 6.
  10. Siz hic elinizde olan kalemi aradınız mı? Daha vahimi kulağınızda olan telefonu nerde diye aradınız mı? Bunlar hep aşktan işte.. hep aşktan
    0 ...
  11. 7.
  12. bugün bir mektup yazdım sana
    kelimeler üzerime yıkılırcasına – bir deprem gibi –
    soğuğunu hissettim ölümün
    halbuki bir umut gibi bekliyordum günbegün
    kıyasıya bir kavganın ortasında
    bir bedenden başka bir bedene geçerkeb
    ya da uçurumun kenarında tanrı’ya isyan ederken
    hep sen geliyordun aklıma

    sana bugün bir mektup yazdım
    adres satırlarına “sokak kadınlarına” diye yazıp postaladığım!
    aşk ile başlayıp yarım yamalak,
    anlamsız kelime yığıntıları birikmiş,
    birkaç biranın da etkisiyle zırvaladığım,
    çalakalem bir mektuptu bu!

    sarı bir sonbahardı bu mektup.
    âşıklar bilir; “ ne zamanki sonbahar düşse kentin çehresine, vakit ayrılıktır.”
    halbuki romantizmdir yağmurun altında ıslanmak!
    yaprağın düşüşüne inat resmedilir, onca açık sarının ve yeşilin tonları…
    yağlı boya bir tablo gibidir sonbahar
    ve ayrılığı değil, aşkı temsil etmelidir inadına!

    yirmiden sonra saymadığın bir yaştayım şimdi.
    bilmediğimden değil
    istemediğimden saymadığım.
    kahpe bir aşkın uğruna harcadığım ömrümün
    gururlu yenilgisiyle yaşıyorum diye devam ettiğim bir mektup.
    gözlerimde umudun pırıltısı,
    gözlerimde aşkın buğusu
    biliyor musun? “ben hala seni seviyorum.”
    ne kadar da saçma hâlbuki
    siyah çarşafların üzerinde
    beyaz insan artıklarının(!) dolaştığı bir yatakta yakalamıştım seni
    o haldeyken sana âşık
    o haldeyken sana tutkun!

    sokaklarda haybeye aşındırırken kaldırım taşlarını
    nereden bulduysam bir kâğıt parçası
    bir aşk parçası
    bir umut parçası
    tek bir cümle yıpranmamıştı,
    onca ayak eziğine
    onca rüzgâr savruğuna
    onca yağmur damlasına
    “seni seviyorum” diyordu sahibine.
    işte o zaman toparladım kendimi
    ve bir mektup yazdım sana.
    aşk ile başlayıp yarım yamalak,
    anlamsız kelime yığıntıları birikmiş,
    birkaç biranın da etkisiyle zırvaladığım,
    çalakalem bir mektuptu bu!

    i am lucifer/ bugün bir mektup yazdim sana
    9 ...
  13. 8.
  14. Kendine sığmadığın anlar olur hani, en yükseğinden de atlasan dünyanın ölmeyecekmişsin hissi bastırır.
    Ne yapmalı öyle anlarda?
    Atlamalı mı en yüksek yerinden gök kubbenin yoksa atmalı mı içinden atabildiğin kadar derin?
    Ne yapmalı ellerin titrediği anda?
    Bastırmalı mı hisleri yoksa basıp gitmeli mi gidebildiği kadar kalbinin?
    Nasıl ayak uydurmalı gönlün işine mantığıda ettiyse dost kendine?
    Olsun sen yine,
    Sus gönül, çığlıkların kadar ağlayacaksın.
    Ne edersen et, kaderin sana yazdığını asla ilk bakışta anlamayacaksın.
    Git gidebildiğin kadar, dönüp baktığında kendini bulamayacaksın.
    Ağla gözüm, nasıl olsa yine durulacaksın.
    Allah içini bilir ya, sen bağırsanda asla sesini duyuramayacaksın.
    Bırak ne yapmalı diye sormayı, ne yaparsan yap kendinle baş başa kalacaksın...
    2 ...
  15. 9.
  16. 10.
  17. 11.
  18. eczacıya versen yabancılık çekmeden 2 ağrı kesici 1 antibiyotik alabileceğin yazıdır.*
    7 ...
  19. 12.
  20. 13.
  21. 14.
  22. 15.
  23. Sen benim kendime yaptığım en büyük ihanetimdin. Rüzgârda savurduğum yapraklar gibi kendimi oradan oraya atarken; yalnızdım... iki kişilik bir sevdanın, iki kişilik bir aşkın ortasında yalnız... O haldeyken bile içimdeki çocuk susmuyordu. Sevdikçe daha çok seviyordu. Kendimi hayatımın merkezinden uzaklaştırırken her seferinde; ellerimin arasından kayıp gidişini seyrediyordum. "uzat elini bana sevgili!" dedikçe sen sanki bir büyünün etkisinde gibi yalnızlığına çekip gidiyordun.
    Şimdi diyeceksin ki bana; Neden? Neden onca senenin ardından, attığım ölü topraklarının içinden, zamanın tozlu sayfalarının arasından, nefretimin tükendiği, sana karşı hissizleştiğim o en olmadık zamanda yeniden geldin diye... Biliyorum acınası bir sokak serserisi bedenim ve bir o kadar örselenmiş ruhumun sözcükleriyle tekrardan sana gelmek akıllı bir iş değildi. Benimkisi deli cesaretiydi.
    Sen benim en büyük kelime hazinemdin. Beni ayakta tutan gözlerindeki o telaşla baktığın bir kaç saniye içinde bıraktığın anlamlardı. içine derin derin çektiğin sigaranın kederinin benim için olmadığını bildiğim halde sana gelmek acınasıydı. Bu yüzden affet beni. Ama sana söyleyeceklerim vardı. Haykıracaklarım. içinde özlemden başka şeyler de vardı. Soracaklarım? Sormak için bekledikçe biriktirdiklerim. Ama yine de susmalıyım şimdi. Ben artık o anlamlarında boğulduğum bir kaç saniyelik telaşla baktığın gözlerinin içinde yokum. Sırf bunun için bile susmalıyım. Aslında sana gelişim bile deli cesaretiydi. Belki aptal işiydi ama yine de geldim. Çünkü anlamın içinde kaybolduğum gözlerine ihtiyacım vardı. Bir kaç saniyelik telaşla bakmana… Görmezden gelsen bile o kaçamak bakışlarına…
    Sen benim ruhumun eroiniydin. Düşüncelerimin nikotini, bedenimin müptelalığı...
    O yüzden gelmeliydim sana.
    O yüzden görmeliydim.
    Affet beni.
    O tozlu tarihin geçmişinden gelip seni yıprattığım için...

    i am lucifer / Söyleceklerim vardı benim.
    2 ...
  24. 16.
  25. 17.
  26. ben sözlük dışında şiirlerimi ve düzyazılarımı paylaşıyorum. bu konuyla ilgili arkadaşlar varsa onlarla bu konu üzerinde konuşmak isterim.
    3 ...
  27. 18.
  28. 19.
  29. 20.
  30. Evrak altına isim ve imzam istendiğinde iki tane imza attığımı düşündürüp ismimi de yazmam gerektiği konusunda tekrar uyarılmama sebep olan yazılardır.
    0 ...
  31. 21.
  32. Keman sesi gibiydi gözlerin..
    Alıp götürüyordu uzaklara, ama çok uzaklara
    Vuruyordu bir adamın bam teli sinesine,
    Bir bebeğin emzikli ağzının az üzerindeki dolu gözleri gibi sızlıyordu yaşlarım,
    Akarken titrerlerdi yanaklarımdan dudaklarıma sonra.

    Sonra,

    Ney sesi gibiydi nefesin,
    Öyle içten, öyle derinden,
    Şöyle ciğerlerini doldurup hoffff diye bir üflesen,
    Ben bitik, gök delik, yer yeksan,
    Cennet-i ala bile oynamış bir bilsen yerinden,
    Sonra,

    Sonra,

    Mavzeri tutuşmuş bir askerin sıktığı son kurşun gibiydi bakışların,
    Atmosferle beraber ciğerimi de delen,

    Hayallerimi kursağımdan bile toprağa döken,
    Ama en kötü anıyı bile tek celsede unutturabilen,
    En sert, dik adamı bile utandırabilen bakışların,
    Oysa ki ben bilirdim, içindeki küçük kız her gece ağlardı,
    Ben bilirdim.
    Ben.
    Gelseydin kontes kontes otururdun karşımda.
    Otururdun.
    Sonra ben çoraplarını giydirir, öperdim yanaklarından.
    Ne yapsaydım yahu !Öpmese miydim.

    Ne kadar ahmakça!
    Öptüm işte!
    Seven öper hem, öpmez mi?
    cıkan yemek yer, susayan su içer, seven öper yanaklarından, ayaklarından.

    Bir atımlık aşkım vardı, çöpe mı attık onu da yoksa?
    1 ...
  33. 22.
  34. 23.
  35. 24.
  36. 25.
  37. Yine duygulara sıkışıp kaldığım bir gece, kendime sığınmaya çalışıyorum, sığmıyorum. Taştıkça taşıyorum. Her taştığımda da azalıyor gibi hissediyorum. Bir hocam bir fotoğraf karesinde yer aldığında ruhunun bir parçasının o fotoğrafta kaldığını hissettiğini ve bu yüzden hiç fotoğraf çektirmediğini söylemişti, tam da bunun gibi taştıkça ruhumun azaldığını hissediyorum. Taşmak istemiyorum ama yerim de kalmadı. Depolama alanım doldu. Bazı uygulamaları sileyim diyorum kendimden, hepsi o kadar tatlı ki… Acısı bile… Hepsi o kadar bir şey katmış ki yenilerini ayıklamakta zorlanıyorum. Birkaç gereksiz dosyayı silip yer açmaya çalışıyorum. Sonra yeniler arasından iyiyi bulup onu tutup belki de tutamadıklarım arasındaki en iyiyi kaybediyorum ya da kaçırıyorum. Belki de o yeniden ben kaçıyorum. Ama taşıyorum da bir yandan nasıl kaçmayayım? Yeni dosyalardan hangisinin en iyi olduğunu nasıl bileyim ki ne getireceğini görmeden… Tam tamam diyorum bu kadar yeni işimi görür. Bir anda gelen uyarı: Depolama alanı %98! Tekrar başa sarıyorum. Kurtulamamak benim problemim. Bağımlı olmak. Eskiye, acıya, tutkuya… Sıyrılamamak. Tutmak kendini… Eskilerden birkaç şey tut kendinde yenilere yol göstermesi için ve sal! Sal ki düşecek misin, yeniye tutunacak mısın gör! Bu gece taştıklarımı buraya depolayarak yeniden başlıyorum. Bir yer dolduysa haricisi yok mu, ben de hariciye bırakıyorum ruhumun parçalarını ve eksik olanlar yeniden tamamlansın diye yenilere yer açıyorum. Bir gün taştıklarıma başka birinin ihtiyacı olacak yeniden başlayabilsin diye. O zaman ben belki cümle kuramam ama taştıklarımı toplayacak bir kap buldum belki de senelerce saklanacak…
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük