Annemin topuklu ayakkabılarını giyip dışarı çıkmıştım sonra mahalledeki çocuklara taş atıp o topuklularla kaçmaya çalışmıştım.
Babamın 4 köşe mobiletini çalıp iki arkadaşımla sokak sokak gezmiştim.
Dedemin evi üstteydi o zamanlar bizde altta oturuyorduk. Aydınlık vardı yatak odalarının camlarını aynı yere çıkartırdı. Belime hortum bağlar camdan cama eve girmeye çalışırdım.
Evden maydonoz, kavun bide eski ayakkabı alır arka işlek cadde de satardım.
Dedem köyde su deposuna çıkmaya çok kızardı baya da yüksekti zaten üç katlı bir bina kadar vardı. Tam da dedemin köydeki evinin karşısındaydı depo. Oraya çıkar dedeme el sallardım sonunda yiyeceğim azarı bildiğim halde.
Hatırladıkca gülerim, bir daha yaşamak istercesine.
Sabahın yedisinde kalkacağım günlerde, alarmı altıya kuruyorum.
Saat Altıda uyandıktan sonra, telefonuma "1 saatim daha var." diyerek göz deviriyorum. Ve ardından 1 saatlik huzurlu bir uykuya kucak açıyorum.
"1 saatlik huzurlu uyku mu olur?" diye sormayın.
Oluyor.
şehirden uzak bir mezarlığın yanında bir gecemi geçirdim. "ölüden değil yaşayandan kork" felsefesini bir de uygulamalı olarak tatmak istedim. bu düşünceyi benimseyince yapılan şey çılgınlık olmamış oluyor ama normal hayatta efendi gibi yatakta yattığımız için bu bakımdan belki de ufak bir çılgınlık sayılabilir bu.