Bir keresinde eski sevgilimin benden nefret eden eski obez sevgilisinin manken gibi olup etek giydigi, benimse obez oldugum ve Las Vegas'daki kumarhanelere benzeyen bir yerde kavga ettigimizi gormustum. O kadar garip otesi ki uzerinden neredeyse uc ay gecti hala aklimda kalmis.
rüyada erasmus ögrenci degisim programı ile irana gitmek
bi kere erasmusun kapsamında iran filan yok bildiginiz üzere. ama tabi tüm saçmalıklar bununla sınırlı degil.
önce çok garip bi evdeyim. duvarlar rutübetli sarı boyalı filan.ev arkadaşım ortamı anlatıyo. sonra itfaiye diregiyle alt kata iniyorum. iran sokaklarını geziyorum. memleket hasretiyle yanıp tutuşup nasıl bir mantıksa solugu da starbucksta alıyorum.
bi tane white chocolota mocha alıyorum. güya onlar makineden verilmiyormuş öyle soguk halde ambalajlıymış. sadece iki tane kalmış.
yerime geçiyorum. kahvemi içerek ders çalışacakken bi çocukla göz göze geliyorum. begeniyorum laf atıyorum orda bitiyor neyse ki.
post-apocalyptic bir dünyada gibiyim. terkedilmiş anap genel merkezi'ne gidiyorum bir kafileyle. (gerçi postapokaliptik bir dünya olmasına gerek yok anap'ın genel merkezinin terk edilmiş bir mekan olması için ama neyse)
binanın iki katlı bir girişi var ve girişin arkasında da gökdelen gibi bir bina yükselmekte (gerçek anap genel merkezinin aksine, benim rüyamda böyle bir yerdi en azından). binanın boyaları dökülmüş, bazı camlar kırılmış, çevresi otlarla dolmuş. terk edilmiş bir yer. binanın girişinin üst katına çıkıp bir süre dolaşıyoruz, henüz ana binaya girmiyoruz daha. girişin ilk katına inmeye karar veriliyor ama kafilenin indiği yer itfaiye direği gibi olduğundan ben ve iki kişi merdivenlerden inmeyi tercih ediyoruz. merdivenlerdeyken ne oluyorsa ben o iki kişiden de ayrılıyorum ve ana binaya giriyorum bir şekilde.
ana binanın koridorları aynı filmlerdeki gibi dağılmış, duvar kağıtları soyulmuş, her taraf tozlu falan. gayri ihtiyari bir odanın içine giriyorum. noir tarzda bir tuvalet burası. tuvalet, lavabo, dolap tam teçhizatlı ama araç gereçler hep eski. kaliteli, sıfır, ama eski. alman marka bir tıraş makinesi var mesela; prize takınca çalışıyor sadece. traş losyonları var, retro kutularda. bu tarihî ve garip tuvaletten çıkıp koridorun devamındaki bir odaya giriyorum. yine temiz, kaliteli ancak eski tarzda cibinlikli yataklar ve sade duvar kağıtları var.
odanın duvarlarındaki tablolarda nazi kongrelerinden fotoğraflar var. bir yandan da adolf hitler'in coşkulu konuşmaları yankılanıyor odada. odadan çıkmak için kapıya yöneliyorum ancak iki metrelik ve yüzü olmayan (slenderman gibi düşünün) bir nazi subayı beni engelliyor. boğmaya başlıyor beni, uzun bir kavgadan sonra galip çıkıp kaçmaya çalışıyorum odadan, acıyan boğazımı tutarak. odanın kapısı kayboluyor birden.
tam o sırada uyanıyorum, boğazımda müthiş bir acı, yatak odamın kapısı da (hiçbir zaman kapatmamama rağmen) kapalı. iyi altıma etmedim korkudan.
önceden rüyada olduğumu anlayıp gidişatı ele geçirip isteyince uyanabiliyordum ama şimdi bilinçaltım gene benden üstün geldi, rüya sırasında kendimi çimdiklemek gibi işe yarıyan bazı yöntemlerim işe yaramıyor acısını çok iyi hissediyorum ve en kötüsü rüyalarımı hep ölerek bitiriyorum kalkınca bedenim acıyor ölüm şeklime göre nefesim kesiliyo anasınısatam ölecem bir sabah kalkarken en son şimşek çarpmıştı bembeyaz oldu etraf yatakta 1-2 dakika kamyon çarpmış gibi kalktım güçlükle nefes alıyor ve çocukken yaşatığım elektrik çarpmasına benzer bir acı çekiyordum, yarım saatte zor toparlandım.