Kötü bir şey yapan birisini de sevme olayı günümüz de yeni yeni yayılan bir şey. Eskiden kötüler saf kötü iyiler saf iyi olarak bakılırdı. Fakat dostoyevski bunu yıllar önce göstermiş.
Kitabın bitişi de etkileyici ve ağlatıcı aslında. Son cümlesi incilden geçiyor. Lazarın diriliş i bölümü zaten öncesinde kitapta anlatılıyor.
Sonya ile tekrar umut bulan raskolnikov ağlayarak düşünüyor.
“allahım sana şükürler olsun beni affet! Beni affet! Düşünemedim... lazar’ı dirilten raskolnikov’u niçin diriltmesin? Mesih e o gücü veren sensin!.. mesih senin mucizendi..”
insanoğlu çok farklı bir tabiata sahip. aslında bir o kadar tamamen doğanın vermiş olduğu içgüdülerle hareket eder, bir o kadar da doğayla zıtlaşır. doğada, zevk için ayı balığı öldüren kutup ayıları vardır. doğada, birbirine tecavüz eden primatlar vardır. doğada güçlü olan ayakta kalır ve her daim bir ölüm kalım savaşı verilmektedir. doğanın kanunu budur. yoksa her serengeti belgesellerini gözyaşları içinde izlememiz gerekirdi. *
insanoğlu kendi varlığını idame ettirebilmek için gerektiğinde doğanın kendisine bile zarar verebilmektedir. insanoğlu zevk için başkasının canını yakabilmektedir, tecavüz edebilmektedir. en ılımlımız bile eyleme geçirmesek de tüm toplumca nefret kazanılan bir kişiye işkence ve zarar vermeyi aklımızdan geçirebilmekteyiz. asıl kritik nokta bize eyleme geçebilme imkanı sunulduğunda ne yapabileceğimizdir. ve insanlar uyguladıkları eylem derecesine göre mutlaka pek çok grup altında ayrışacaktır. toplumca nefret kazanan kişiyi işkenceyle öldürenler, en az acı verecek şekilde öldürenler, kısasa kısas uygulayacak olanlar, öldüresiye dövecek olanlar, sadece yumruk atacak olanlar, sadece tokat atacak olanlar, yüzüne tükürecekler, en ağır hakaretleri edecek olanlar, allah'a havale edecekler, adalete teslim edecekler, vs... yapılacak eylem elbette suçlunun işlediği suça ve cezalandıracak olan kişinin şahsi olarak veya en yakınlarınca mağduriyet durumuna göre de değişecektir. işte işin bu noktası da ironik. ceza kavramımız egosal bir kimliğe bürünebilmektedir.
tecavüzcü bir kişi hakkında genel toplum kanımız öldürelimdir. çok azımız, ılık götlü tabir ettiklerimiz adalete teslim edilmesini ister. karşı argümanımız da "senin karına kızına tecavüz etseler adalete mi güvenirsin?"dir. ben şahsen adaleti kendi elimle vermek isterim, çünkü... çünkü adaletin olmadığı yerde hepimiz kendimizce en adil cezayı kesmek isteriz. fakat bu noktada da aynı tip suçu işlemiş kişilere mağdurlarınca uygulanacak cezaların da farklılık göstermesinin, suçlular üzerinde yaratacağı adaletsizliktir. iki dolandırıcıdan birini ben "haram olsun, tüü suratına sıçayım" diyerek saldım, ama sen öldürmeyi tercih ettin. senin öldürdüğün dolandırıcı keşke beni soysaydı diye iç geçirecektir, enayiyim ya * örnekler çoğaltılabilir ama esas tektir. hangi etnik kökenden, hangi dinden, hangi cinsiyetten, hangi aileden bakılmaksızın eşit adalet.
insanoğlu doğanın en vahşi canlısı olarak tanımlanır, lakin ki öyle değildir. doğada eşitlik ve adalet yoktur. güçlü olanın ayakta kaldığı acımasız bir besin piramiti vardır. belki de insanoğlu doğaya isyandır. bu milyonlarca yıldır süren adaletsizliğe şahit olmaktansa doğayı tamamen ortadan kaldırmak, bu acı tiyatroya son vermek belki de en doğrusudur. suçlular da içgüdülerini dizginlemeden aramızda dolaşan en doğal olanlarımızdır. onlar içgüdülerini bastırabilecek bir yetiye, vicdani olgunluğa, zihni gelişime sahip değillerdir. doğada da vicdana yer yoktur, eğer olsaydı bütün aslanlar aç kalırdı. biz de zaten vejetaryen bir beslenme alışkanlığıyla bu uygarlık seviyesine ulaşamazdık. belki suç da, doğanın insanlığa karşı, insanoğlunun doğadan izole kurmaya çalıştığı toplum düzenini yıkmak için bir isyanıdır.
peki doğaya karşı tüm insanlık olarak işlediğimiz suçlar var mı? bu suçlara faturayı kesecek olan doğa mı? peki doğa masum mu?
3. kez okumak için elime aldığım kitap. Bir saat falan okudum
Muazzam bi yapıt
Raskolnikov tefeciye saatini bırakıp geri dönüşte uğradığı meyhanede içerken tanıştığı ve sohbet ettiği adamın hayatı ve anlattıkları sadece ve sadece bu kitabı baş yapıt yapmaya yeterlidir bence. Harika harika harika o nasıl bir perspektiftir be o nasıl bir bakış açısıdır o nasıl hissetmektir ,hissettirmektir.
abartıldığını düşündüğüm güzel kitap. dostoyevski'nin her eseri gibi güzel; fakat çok da bir numarası yok gençler. tolstoy bunu ters yatırır düz siker savaş ve barışı ile.
Ben işte buna sanat derim. Bir adam yazdıklarıyla, bize olduğumuz yerde, petersburg'un bir apartmanın köhne bir odasının rutubetini hissettirebiliyorsa, yazdığına sanat, kendisine de sanatçı denir.
o kadar kitap okuyan biriyim ama rus edebiyatına her zman şüpheli yaklaştım. geçenlerde bu kitabı aldım ve akşam başlayacağım. bakalım övüldüğü kadar etkili mi.
"kocakarı meselesi çok saçma! evet, belki bir hataydı bu, ama sorun kocakarı sorunu değil! kocakarı yalnızca bir hastalıktı... ben onu bir an önce aşıp geçmek istedim. ben bir insan öldürmedim, bir ilkeyi öldürdüm! evet, bir ilkeyi öldürdüm, ama üstünden aşıp ötesine geçemedim, bu yanda kaldım... yalnızca adam öldürmeyi becerebildim. hatta, anlaşılan bunu bile beceremedim... ilke mi? şu razumihin denilen ahmak demin sosyalistlere niçin sövüyordu ki? sosyalistler çalışkan adamlar... ve tüccar kafalı... genel mutluluk için uğraşıyorlar... hayır, ben dünyaya bir kez geldim ve bir daha da gelmeyeceğim: genel mutluluk falan bekleyemem... ben kendim için yaşamak istiyorum, yoksa hiç yaşamıyayım, daha iyi... ben yalnızca, cebimdeki rubleyi sımsıkı tutup, genel mutluluk bekleyerek aç bir annenin önünden geçmek istemedim. genel mutluluğu kurmak için gerekli tuğlaları taşıyorlarmış! hah-hah-ha! beni unuttunuz! ben bir kez geldim dünyaya ve yaşamak istiyorum."
Bu adam bu kitabı nasıl yazmış anlamıyorum.
Petersburg sokaklarında nasıl gezmiş böyle.
Sonra buldugun fikri o zor şartlarda oturup yazmak.
Insan kendisi ile konuşurken düşünürken sıkılır. Uzun uzun yazmış.
Hadi bunu geçtim. Insan bir tarafı seçer. En basit maçta tanimadigin bir karşılaşmada bir tarafı secersin. Desteklersin.
Yazarlık demek ki kötüyü de kucaklayabilmek.
Hani bu bir dini kitap değil.
Bu kadar insanı etkiliyor.
Dini kitaplara millet iman eder bir çok kişi kabul eder anlarım.
Böyle kitapları yazanlar herkeste farklı bir etki bırakanlar nasıl tiplerdi örneğin.
Diyelim tesla, dostoyevski, nasillardi. Her şeyiyle merak ediyor insan.
Albert Camus'a okuduktan sonra işini sorgulatmış romandır. kendisi bu konuda ''Suç ve Ceza'yı okuduktan sonra, ilk kez, yeteneğim hakkında bir kuşku duydum. Ciddi olarak, bu işten vazgeçme ihtimalini ölçüp tarttım.'' demiştir.
* Kitap ile ilgili tek olumsuz olarak gördüğüm kısım raskolnikovun suçunu itiraf edip sürgüne yollandıktan sonra mutlu sonla biten kısım oldu. Bu kısım yazılmayıp raskolun kaderi okuyucuya bırakılsa daha iyi olurdu. *
Geceleri gökkuşağına boyamak mıdır suçum?
herkes bağırırken şiirler okumak mı,
susmak mı sözün bittiği yerde, kusmak mı sindirebildiklerinizi?
apansız uykum kaçıyor kaç gece, bu da mı aleyhime kanıt?
sondan saymaya başladım adları-böyle hoşuma gidiyor
beğenmeseler de seviyorum ellerimi,
hep olmayacak düşler görüyorum, yenileceğim kavgalara giriyorum durmadan.
itiraf ediyorum…
Silin adımı listenizden, yokum; aslında bir oyun olan kavgalarınızda ve aslı bir kavga olan oyunlarınızda. Kirli sevinçlerinize ortak etmeyin beni. Gözyaşlarınızı da paylaşmıyorum. Yalan övgülerinize ihtiyacım yok.
Gıyabımda kesinleşmiş hükümler verin.
Bir sürgün nereye sürülebilir? Gölgeler kelepçeye vurulur mu?
Çekilin, yürümediğiniz yolları(mı) kirletmeyin.!