Beyaz adam
küçücüktü ilk geldiğinde
ve oturmaktan
bütün kemikleri sızlıyordu
büyük teknesinde
Beyaz adam
kızılderililerin sunduğu yiyeceklerle beslenip
topraklarına uzandığında büyüdü
bulutlar arasında
barış içinde yaşayan
manitu yerine
tapmamızı istediği de
işkence görüp
çarmıha gerilen
bir ölüydü
Beyaz adam
özgürlük adına
dev bir kadın heykeli dikti
doğu denizinin kıyısına
ve her gece
altında dans ettiğimiz yıldızları
bayrak diye tutsak etti
bir bez parçasına
Beyaz adam
özgürlük gibi adaleti de
bir kadın heykeliyle simgeledi
ama elinde terazi tutan zavallı kadın
gözleri bağlı olduğu için
kendisine tecavüz edenin
kim olduğunu göremedi...
rumeli hisarı'nın yukardan bakıldığında fatih sultan mehmet hanın imzasını taşıdığını, mustafa kemal atatürkün türk bayrağında 5 köşeli yıldızı seçme sebebinin da vinci'nin insanı resmeden çiziminden geldiği, istanbul'daki bütün sokak isimlerinin öykülerini bilen ve bizlere öğreten güzel insan.
kendisi en çok denizden alacaklıdır. yollardaki mazgalları kumbara zannetmesinden ötürü.
sıçtığı boku bile dillendirip anlatabilecek güzel insan.
--spoiler--
eskiden boklarımız vardı bizim, içinde boncuk buldukmu en sevdiği oyuncağın sahibi olan çocuklar gibi sevinirdik. sazlar çalınırdı o zaman çamlıcanın bahçelerinde.
--spoiler--
sanatçı uçuk olur, sanatçı kibirli olur, sanatçı sıradışı olur gibi söylemler nedeniyle tamam dediğim, ama az birazcık da tevazu göster, efendi ol, küçük dağları bari bize bırak ya kardeşim diyerek sevmediğim sanatçı kişiliği.
bıcırık oluyor kimi zaman. en acaip anektodları akıtıyor dilinden şaşırıyorum kimi zaman. ama ne kadar görsem, kız kulesi geliyor aklıma... varlığını, varoluşunun mesajını bir yakalayıp bir kaçırdığım bu adam. çok hayat, çok acaip, çok kelebek, yeri geldiğinde de kirpi. *
sesindeki arabeslik icimi kiyiyor, bayiyor. abartili bir tiyatro sanatcisi sanki hayat piyesinde. 21. yuzyilda yunan trajedisi oynuyor mubarek. nedense sig sularda yuzen, bol bulunan baliklardan gibi kaygan ve kiymeti az gozumde. kimbilir, belki de yuzerken fazla ses cikariyordur fosuduk, fosuduk.
konuşur gibi şiir yazan, anlaşılır, dupduru bir dili olan, heyecanlı bir konuşma tarzına sahip şair, yazar.oyuncak koleksiyonu ise muhteşem ,bir oyuncak müzesi var bildiğim kadarıyla.(şiirlerinden de oyuncak sevdasını anlamamak mümkün değil)
sanki hayatın tüm zorluklarına gögüs germeyi başarmış, hayal dünyasında derin yolculuk yapan geminin kaptanı olarak herkese umut dağıtan masal kahramanı gibi olan şair.
hayatın her anına bakış atandır. yağmura, şemsiyeye vs...
şemsiye yapımcıları ıslanmaktan, tek kişiyi koruyacak genişlikte kesince kumaşları,
yağmur değil, yalnızlıktır yağan.
ne kadar hüzünlendirir geceyi,
bir sokak bekçisinin düdüğündeki nohut tanesinin yalnızlığı.
ve ne kadar sevinirim bilseniz?
bir yılan girer de mezarıma,
göğüs kafesimin içinde, kış uykusuna yatarsa
pembe adam. üstünden mutluluk akan, aktığı yere bulaşıp bulaştığı yeri mutluluğa boyayan, sadece televizyondan izlerken bile "ulan hayat hakkaten çok güzel ve biz böyle zevk almalıyız yaşamaktan be!" diye düşündüren, yaşam ustası.
bir insanın gözü her an güler mi, gülen bir göz karşıdakini bu kadar mutlu eder mi?...
bu ülkenin bilim insanları kurtlar vadisi dizisinden değil kitap vadisinden ve kitap kurdu vadisinden çıkar, daima bilginin ışıgını taşıyın ve o ısıgı karanlıga tutun diyen güzel insan.
güzel konuşan, sohbetiyle bile sürükleyen, konuştukça dinleyene bir şeyler katan, bilgin, hayatı tam manasıyla seven, ve yaşına rağmen hala çocuksu bir şeylere sahip olabilen insan.
sunay akın ve stand up kelimesi yanyana gelince "Alla alla noluyo be kardeşim?" dediğim ama gittiğimde "Vay canına bu bir stand up değil." deyip adını koyamadığım harika bir gösteri-konferans-şölen-tarich dersi sunan ulu insan.
kendine has bir şiir tekniği olan başarılı bir şairdir. cemal süreyya onu şöyle anlatır ''sunay akın'ın yazdığı tür şiir değiştirilmezse, yani aynı şairde değiştirilmezse tıkanmaya yazgılı bir tür. ama onda tıkanmıyor.''
-biraraya-
eşit olmadığı
söylenir insanların
aynı boyda olmayan
beş parmağı gibi bir elin
oysa uzanır
nice yorgun
emekçinin dudağı
su dolu
avucuma
elimin
eşit olmayan
beş parmağının ucunu
getirince
biraraya