Mükemmel bir diziydi. Gençtim o zamanlar. Gencecik, toy, yeni yetme... Delikanlı ve hayatın tadının ekşi mi tatlı mı olduğunu kestiremeyecek kadar genç... Hafta içleri pazartesiden başlayarak üç gün staj için işe, perşembe ve cumaları okula, sonra yine cumartesi işe ve pazar sürücü kursu, bilgisayar ve bilmem ne kursu falan filan... Eve geldiğim zaman, akşamın rayihası sarardı, çay kokulu karanlıkta. Evlerin babaları gün sonuna erişmiş, hayatın nefaseti yazları kapı önleri ya da balkonlarda, kışları soba başı akşam oturmasına gidilen kapı komşularda çıkarılırdı. işte o vakitlerde umut dolu izlerdim bu diziyi. Sultan Asiye'yi sever, Asiye de buhulu gözlerinde Sultan'ı umut ederdi. Farklı bir büyüsü vardı bu dizinin. Gülbeyaz'dan tanıdığım Kazım Koyuncu'nun, yine bu dizinin müziklerini yapması bile değerini artırıyor.
"Neden iyi insan olmaya çalışıyoruz?
Üstelik elimizden de gelmiyor, bu ısrar niye?
Sonra, aklınıza yatıyor mu Allah aşkına;
hem iyi olacağız,
hem temiz,
hem mutlu.
Yok artık!
Kaç kez gördük, niyet etsek de bizden melek olmuyor. Çünkü, anlatamadıklarımızın zehri kafamızı bulandırıyor.
Kafam iyi diyorsam, kelime oyunu,
Bu çaba yeter artık.
Hayaller gözümüze, yüreğimize batıyor..."
"Ben seninle karşılaşacağımı bilseydim; başka türlü yetiştirirdim kendimi."
Az önce bu enfes replik ile karşıma çıkan dizi. Eskiden güzel ve gerçekten bizden olan diziler vardı sultan makamı da öyleydi.
yine bir yaz gecesi kendini izleten dizidir. keşke biraz daha uzun sürseydi be sözlük. bu dizinin yeri o kadar başka ki bende, her izlediğimde içimi sevinçle hüzün arası değişik bir duygu kaplıyor. kadrosu, konusu, müzikleri * her şeyi alıp götürüyor uzaklara.
Bilmem kaçıncı kez tekrarlarını izlediğim dizidir. ne zaman hayattan soğusam, ne zaman kirli yanlarıyla yüzleşsem bu hayatın kendimi bu dizinin karşısında buluyorum. sultan' ın her şeye rağmen aşkı, asiye' nin korkuları, sefer' in eko' nun çaresizliği, bahtiyar' ın trajikomik duruşu... bir de eski mahalle özlemi var tabi. her şey bir yana eskiden hayat çok daha yaşanılası bir kavrammış.
izlediğim en güzel yerli dizilerden bitanesiydi,yine olsa yine izlesek ne bileyim bi sultan asiye bulsalar öyle içten öyle aşk dolu,paralı hayatların ucuz telaşları yerine,o mahalledeki yırtma kaygısını samimiyeti görebilsek,müziklerini kazım koyuncu yapsa yine,böyle diziler çekebilseler keşke..
"bir dizi sırf müzikleri güzel diye seyredilir mi?" adında teze konu olacak, eski kanal d dizisidir. kazım koyuncu süper müzikler yapmış. bazı oyunculuklar çok iyi olmasa da, senaryo ve müzikle izletiyordu diziyi.
yayınlandığı zaman izlemediğim ancak üniversitedeyken uykusuzluktan muzdarip bir genç olarak vakitsiz zamanlarda izlediğim ve şevket çoruh'u sevmek için, uğur polat'ı ise daha çok sevmek için neden yaratan dizidir. özellikle dolunay soysert 'in uğur polat 'a duyduğu umutsuz sayılabilecek aşk ve 'bana iyi gelmiyorsun' deyişi hala aklımdadır ayrıca dolunay'ın nazlım isimli özge borak şakrak tarafından canlandırılan hafiften sıyırmış bir kız kardeşi vardır...
hala sonunu bilmediğim dizidir..kazım ın müzikleri çok yakışıyordu bu diziye..işte böyle mahalle dizilerinde aşkın, dostluğun, parasızlığın ruhunu yansıtan sadece senaryo ve oyuncular değildir..müzikleriyle birlikte güzelleşen nadir dizilerdendir.