Romanları ile birlikte biyografileriyle de ustalığını göstermiş bir yazardır. Kendi hayatını dahi roman gibi bitirmiştir diyebilirim. Benden bu kadar merak edenler baksın, araştırmaya sevkedesim var biraz.
döneminin en entellektüel insanlarından biridir. kendinden önceki bir çok yazar hakkında araştırma yapmış ve bir çoğundan etkilenmiştir. etkilendiği yazarlar hakkında yazıları da vardır. ayrıca bir çokta romanı vardır. aralarından satrancı ayrı bir yere koymak gerekir bence. son dönemlerinde karamsar bir havaya bürünmüş ve intihar etmiştir. bunun sebebinin hitler olduğu söylenir ancak bence alman insanının hitlere olan bakışıdır onu buna sürükleyen.
Adı duyulunca 10 kişiden 9 u satranç diyor. Onu bilmeyen korku diyor. Niye ? ikisi de kısa çünkü. Bizim insanımız üşengeç. Kitabın bile 60 sayfa kadar olanını seçer.
Üslubunu, anlatımını çok beğendiğim yazar. Satranç ın geri planındaki hikaye ise ancak onun hayatını bilmeyenler tarafından süpriz olarak görülebilir.
sene 2005 üniversitenin son senesi. biyografi tarzı bir kitap yazmak istiyorum. çok sevdiğim bir hocam var yanına gidiyorum ve bu hususta tavsiyeler almaya başlıyorum. bana ilk dediği şey stefan zweig okuyacaksın oluyor. "kendi hayatının şiirini yazanlar" kitabını öneriyor. alıp okuyorum. tarzını tam olarak yakalayamasam da ona benzemeye çalışıyorum.
Acımak romanı etkileyici olan yazardır. Okuduğum zaman gerçekten beni derin bir hüzün kaplamıştı çünkü kendimi engelli olan kız gibi görmüştüm. Yani bir yandan subaya hak veriyordum açıkcası ama sonradan baktığımda orada geçen bir cümle beni derinden etkiledi. 'Engelli ve kötürüm bir kişi sevemez mi ? Buna hakkı yok mu ?' Diyordu Zweig. Bu cümle o kadar derin bir cümleydi ki benim için, hayatıma yön veren cümleler arasındadır.
Günlüklerinin içindeki 1940 yılının günlüğü(22 Mayıs- 19 Haziran 1940 dönemi) çok dramtik olayları içerir. Fransa'nın teslim olmasıyla son tutunduğu dal kırılan zweig'ın ingiliz vatandaşlığına kabul edildiği ve çok popüler bir yazar olduğu halde nasıl üçüncü sınıf insan muamalesi gördüğünü anlattığı satırlar hüzünlüdür. artık yaşamasının bir anlamının olmadığını kendine satır aralarında tekrar edip durmaktadır.
Brezilya vizesi, amerika transist vizesi(ziyaretçi vizesi verebileceklerine söylemelerine rağmen vermemiş amerika) ve gemi bileti alabilmek için yaptığı çırpınışlar beni çok derin düşüncelere sevketmiş ve hüzünlendirmiştir. savaş, insanla yapılan ve insanın hiçe sayıldığı en gaddar bir siyasi mücadele yöntemi.
bu kadar siyasi yokoluştan sonra avrupa'nın tekrar küllerinden doğması ise işin en ilginç yani. çok değil 70 yıl önce yamyamlık mertebesine ulaşan kıta avrupası kısa sürede tekrar medeniyet çizgisine geri dönebilmiş. hayret edilecek bir durum..
Biyografik eserleri kurgusundan çok daha başarılı olan yazardır.
Biyografisini yaptığı yazarların kendileri bile onun kadar iyi anlatamazdı kendilerini fikrimce. Dostoyevski ve stendal biyografisi ağlatır insanı adeta.
Bir Bipolar olarak satranç adlı öyküsü bana hiç yabancı gelmedi. oykudeki kahraman gibi ben de nietzsche ' nin böyle buyurdu zerdusttunu bir manik atak dönemimde anladım. Tabi oykudeki kahramanımız satranci anlıyor. Keşke satranç kitabı yerine böyle buyurdu zerdust 'ü bulsaydi paltonun cebinde.
bazı yıkımlar gerçekten de ilginç şeyler ortaya çıkarabiliyormuş. sanırım 2. dünya savaşı ve adolf hitler mezaliminden sonra ortaya çıkan dehalardan bir tanesi daha.
çok geç tanıştım kendisi ile evet.
satranç her ne kadar başyapıtı olsa da, bilinmeyen bir kadının mektubu isimli kitabı da şaheser gibidir. üstelik çok fazla detaylı kitap okuyamayanlar için okumayı bile sevdirebilir.
sene 2004 üni son sınıftayım. siyasal düşünceler tarihi hocamın yanına gittim dedim "hocam ben kitap yazacağım". "peki bir çalışman var mı nasıl bir kitap yazmayı düşünüyosun" dedi. rahmetli gümüşbabamın hayatını yazacaktım. "biyografi" dedim. "o zaman ilk olarak kendi hayatının şiirini yazanlar kitabını oku nasıl yazılıyor biyografi ucundan köşesinden biraz fikrin olsun" dedi. aldım okudum. zweig hoca ile tanışmamız o yıllara denk gelir. biyografi üzerine dünyada bir eşi daha olduğunu düşünmüyorum.
kitabı yazdım mı? sene 2017 hala bitmedi ama epey yol katettim. ölmeden o kitabı çıkaracağım.
Stefan zweig'ın 22 Şubat 1942’de hayatına son vermeden önce yazdığı veda mektubu yayınlanmış.
"Özgür iradem ve açık bir bilinçle bu yaşamdan ayrılırken, son bir sorumluluk yerine getirilmeyi bekliyor: Bana ve işimi yapmama huzurlu bir ortam sunan harika ülke Brezilya’ya içten teşekkürlerimi sunmak. Her yeni günle bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim, ruhsal anavatanım Avrupa kendi kendini yok ettikten ve ana dilimin dünyası yok olduktan sonra, dünyanın hiçbir yerinde hayatımı bu kadar severek yeniden kuramazdım. Ama altmışıncı yaştan sonra tam anlamıyla yeniden başlamak çok özel bir güç gerektiriyor. Ve benim gücüm yıllar süren vatansız yolculuklardan sonra iyice tükendi. Bu nedenle hayatımı doğru zamanda ve doğru bir şekilde sonlandırmamın iyi olacağına inanıyorum. Ki hayatım boyunca tinsel uğraşım en büyük haz kaynağım ve kişisel özgürlüğüm en yüce değerim oldu. Bütün dostlarımı selamlarım! Hepsine uzun geceden sonra gelen tanın kızılllığını görmek nasip olsun! Ben, her zamanki sabırsızlığımla önden gidiyorum.”
kendisini yıllar boyunca yurtsuz saymış, naziler ile arasındaki negatif elektrikten ötürü avrupa' dan yıllarca uzak yaşamış, 1942 yılındaki intihar mektubunda kendisine kollarını açan aydın ülke brezilya' ya teşekkür etmiş, satranç kitabında ümitsizliğini sergilemiş, en bilinen eseri amok koşucusu olmuş, 1881 ile 1942 yılları arasında yaşamış ünlü avusturyalı edebiyatçı.