başlık ile çocuk parkı arasındaki bağlantıyı kuramadığım hikaye. Akıcı dilinden ödün vermeden çocuğun salıncak aşkı, sağlam bir üslup ile tutturulmuş, annesinin son cümlesi patronuna uzaktan kapak olmuştur, hayatın özgürlük kısmını vurgulamıştır.
kar yağıyor! diye seslendi annesi mutfaktan, bu soğukta hiçbir yere götüremem seni, al kalemlerini, şu ördeği taşırmadan boya bakayım.
boyama kitabındaki ördeğe baktı önce, sonra perdenin kenarından, sokağın sonundan görülen parka parkta kimse yoktu, tam istediği gibi. diğer çocuklarla hiç konuşmuyordu ve her gelene sırasını kaptırdığından salıncak sırası bir türlü ona gelmiyordu. annesi defalarca tembihlemişti sıranı verme kimseye! diye ama olmuyordu. tam oturacakken biri ittiriyordu ve kaptırıyordu salıncağı. bir keresinde sıra bende. diyecek gibi oldu ama başaramadı. sustu, yutkundu, boğazına oturan koca bir yumru ve her defasında çocuklara belli etmemeye çalıştığı ıslanmış gözleriyle birlikte, hafifçe çömelerek kumlarla oynamaya devam etti.
bu sefer park boştu işte, sırasını kapacak kimse yoktu. özgürce sallanabilirdi, salıncağa oturacakken kimse ittiremezdi bu sefer onu. mutfaktan kafasını uzattı, annesi harıl harıl bulaşık yıkıyordu. bir kez daha anne,parka gidelim mi? diye sormaya yeltenemedi. boyama kitabına baktı tekrar, belki taşırmadan boyarsam götürür. diye düşündü.
boya kalemlerini masasının üstüne dizdi. sarı boyayı aldı önce eline, beğenmedi; sarı ördek olmazdı herhalde. sonra maviye uzandı,peki mavi ördek olur muydu,kafası karışmıştı. boyamaya başladı; mavi ördek diye birşeyin var olmasını umarak...
bitirdi.sonunda masmavi bir ördeği olmuştu. mutfağa gitti, "boyadım. dedi ördeği göstererek. annesi kahkahayı patlattı, mavi ördek olmaz. dedi. ördekler beyaz olur, şu beyaz gibi görünen gri boyayla boyamalıydın, neyse ki taşırmamışsın. aferin. biliyordu zaten, mavi ördek olmazdı, yanlış yapmıştı yine, tıpkı daha önce o koca kurbağayı kırmızıya boyadığı gibi...
boyalarını toplarken annesi ıslak ellerini önlüğüne sile sile pencereye yürüdü, dışarı baktı: mübarek amma da çok yağdı. dedi.
parka gidelim mi? diye soruverdi birden pencereden bakan annesine ve sorar sormaz da şaşırdı nasıl tekrar sorabildiğine.
soğuk,üşürsün. diye cevap verdi annesi.
üşümem. dedi, atkımı takarım,hadi gidelim.
annesi öyle bir sarıp sarmalamıştı ki her yerini, atkının yünleri ağzına giriyordu. salıncağın zincirine tutundu önce. oturacağı yerdeki karları temizledi eliyle. etrafına baktı bir daha, evet kimse yoktu, kimse kaldıramazdı onu oradan. oturdu ve annesine: sallar mısın beni? diye sordu mutlulukla.
gökyüzüne bakıyordu. sallanırken karlar suratına çarpıyordu ama hiç acı hissetmiyordu. bacaklarını ileri geri oynatıp daha da hızlanıyordu, belki de ilk defa annesinin ikazını dinlemeden, hızlandıkça hızlanıyordu, hızlandıkça heyecanlanıyordu. ben ördeği maviye boyadım. dedi içinden. mavi ördek olur,çünkü ben ördeği maviye boyadım.
***
saatine baktı, dördü çeyrek geçiyordu. tam 10 dakika boyunca,elinde soğuttuğu kahvesiyle pencereden sokağın sonundaki parka bakıyordu, belki de ilk defa o aksi patronunun masasına yığdığı raporlara aldırmadan...