Komünist bir devlet daha dünyaya gelmemiştir. Çünkü komünizmde amac devlet olgusunu ortadan kaldırmaktır. Yalnız sosyalist devletler oluşmuş onlarda dünya tarihine gömülmüştür.
dünyanın kapitalist düzenin kininden, açlığından, ikiyüzlülüğünden, halkı sindirmek için kullandığı baskıdan, yaşamdan söküp aldığı ve tekrar yaşama daha kirli bir şekilde iade ettiği kişiliksiz ruhlardan arındırılıp tekrar itibarını emek gücünün görkemiyle verecek birbirinin devamı olan yegane sistem.
en net tanımlarını marx ve engels in "gotha ve erfurt programlarının elaştirisi" nde ve lenin in "devlet ve devrim" inde, ki agora kitaplığından çıkan süper lenin külliyatının içinde bu kitap da vardır, bulacağımız birbirini tamamlayan iki kavram.
Adı geçen kitaplara baktığımızda şunu görürüz ki, her ikisi de sınıfsız, devletsiz sömürüsüz bir toplumu ifade eder.
Sosyalizm, komünizmin alt aşamasıdır. Sınıflar, devlet, burjuva özel mülkiyeti ortadan kalkmış ancak kimi burjuva ahlak/adalet/alışkanlık kırıntıları - bunun nedeni de, serde burjuva toplumun içinden çıkıp gelme yattığı içindir- hala varlığını sürdürüyordur.
Kısaca herkesten yeteneğince al, herkese harcadığı emek kadar ver, diye özetlene gelir. Mesela bu cümle burjuva adalet anlayışının bir kırıntısıdır. Neden? Aynı işi yapan iki kişiyi düşünelim. Bu durumda aynı parayı alacaklardır. Peki ikisinin de ihtiyaçları aynı mıdır? Mesela biri hemen doyuyor, öteki doymuyorsa...biri yalnızca kendine bakmakla yükümlüyken diğerinin bakmakla yükümlü olduğu 5 kişi varsa ne olacak? işte harcanan emek kadar yani eşit ücret mantığı bu nedenle burjuva topluma aittir. Çünkü ihtiyaçlar aynı değildir
Komünizmin üst aşamasını ise tamamıyla komünist bir yaşam tarzının egemen olunduğu, burjuva toplumdan hiçbir eser kalmadığı bir toplum ifade eder. Kafa ve kol emeği ayrımının ortadan kalktığı toplumdur. insan henüz insan gibi yaşamaya başlamıştır
Kısaca herkesten yeteneğince al, herkese ihtiyacı kadar ver, diye özetlene gelir ki gerçek adalet ancak böyle mümkündür
Yukarıdaki kitaplar dikkatli okunduğunda şu görülür ki, ne Sovyetler Birliği nde ne Küba da ne Çin de ne de Kuzey Kore de sosyalizm/komünizm var olmuştur. Bu ülkeler sosyalizmin kıyısına bile yanaşamamıştır.
sonu her -izm ile biten kavram gibi ikisi de asla etkilediği insanların tamamına fayda sağlayamayan kavramlardır. mutlaka kazananlar olduğu gibi kaybedenler de olacaktır ki sistemin iyiliği yada kötülüğü bizim ne tarafta olduğumuza bağlıdır.
dünyanın en önemli iki olgusu arasındaki farkı fark etmektir. yalan da olsa dolan da olsa bir şeyler yazılmıştır bu konu hakkında, sonuna kadar okumak gerekir.
Bu iki kavram da çeşitli açılardan çeşitli anlamlar ifade ediyor olmakla beraber, burada kastedilen, insan toplumunun gelişmesindeki basamaklar olarak bunların ne anlama geldiği ve bu açıdan aralarındaki farkın ne olduğudur. Marksizme göre kapitalizmin yıkılmasıyla birlikte bir geçiş dönemi başlar ve bu dönemin bitimiyle komünist topluma ulaşılır ki, bu toplum da kendi gelişimi bakımından iki temel evreye ayrılır. Marx bu evreleri komünizmin alt ve üst evreleri olarak adlandırır. işte komünizmin alt evresine aynı zamanda sosyalizm denir. Bu alt evreye sosyalizm denmesi dolayısıyla, üst evreyi anlatmak için de yine komünizm kavramı kullanılmıştır. Böylece komünizm kavramı hem komünist toplumun alt ve üst evresiyle birlikte tamamını anlatmak için, hem de bu toplumun yalnızca üst evresini anlatmak üzere iki ayrı kapsamda kullanılagelmiştir.
Sınıfsız toplumun bu iki aşaması arasındaki farkı şöyle açıklayabiliriz. Sınıfsız toplumun ilk evresine, sosyalizme varıldığında insanoğlunun binlerce yıllık sınıflı toplum döneminin miras bırakmış olduğu tüm sorunlar henüz tamamen çözülmüş durumda olamaz. Bunlar arasında yalnızca en temel nitelikte olanları, yani sınıflar ve devlet ortadan kaldırılmış durumdadır. insanoğlunun genel gelişimi sınıfsız topluma varıldığında da devam edecektir. Temelde üretici güçlerin daha yüksek bir atılımı ve buna eşlik eden bir kültürel dönüşüm sayesinde sınıfsız toplumun daha yüksek aşaması olan komünizme ilerlenecektir. Bu aşamada üretici güçler o denli gelişmiş olacaktır ki, bunun doğuracağı muazzam bolluk sayesinde çalışma bir zorunluluk olmaktan çıkarak artık sadece bir zevk halini alacaktır. insanlar büyük oranda zamanlarını ve enerjilerini, kendilerini ve nesillerini özgürce geliştirmeye ve daha yüksek arayışlara adayacaklardır. işte ancak bu aşamada, insanların toplumdan aldığının ona verdiğiyle orantılı olması ilkesi son bulacak, insanlar topluma verdiği emekten bağımsız olarak tüm ihtiyaçlarını ondan alabilecektir. Böylece, herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre hedefi yaşama geçirilmiş olacaktır. Komünist toplumun ilk aşaması sosyalizmde ise üretici güçlerin bolluk düzeyi henüz bunu mümkün kılamadığı için bölüşüm ancak herkese çalışmasına göre ilkesi temelinde yapılabilir. Bir başka deyişle sosyalizmde orantılılık ilkesi henüz hüküm sürer. Sosyalizmde, çalışabilir durumdaki herkes çalışmak zorunda olacak ve herkes toplumdan çalışmasıyla orantılı olarak alacaktır. Şüphesiz buradaki çalışma, kapitalizmdekinden sonsuz ölçüde farklı bir nitelik taşır. Hem sömürücüler ve hem de onlarla birlikte onların pahalı devleti, bürokrasisi, kapitalizmdeki muazzam israf artık olmadığı için, üretim planlı ve tamamen insanların gerçek ihtiyaçlarına dönük olarak yapıldığı için, sosyalizm üretici güçleri çok daha yüksek düzeyde geliştirir. Böylece sosyalizmde hem ortalama zorunlu çalışma süresi muazzam ölçüde azalır hem de çalışanlara düşen ortalama refah muazzam ölçüde artar.
--spoiler--