kesinlikle tıbbi destek alınması gereken durum. bir psikiyatriste gidip ilaçla tedaviyi kabul edince başınıza gelecek en kötü şey tedaviye yanıt vermeyip istenilen sonucu alamamaktır. ama bunu denemeyip:"yok ağa ben sorunlarımı tek başıma yardım almadan çözerim" derseniz,geçmiş olsun. bu telkinle çözülebilen bir sorun değil. telkin ancak geçici rahatlamalara neden olur o kadar. bu öyle bir hastalık ki adamın yaşam alanını 4 duvara hapsettirir.sinemay gidemez,sevgili edinemez,kapasitenize uygun işlerde çalışamazsınız.
çıldırtır. tek kelimeyle çıldırtır. sebebi net olarak bilinmiyor. yapışkan sayılabilecek major depresyon ile artabilir. ama hayat adına büyük bir darbedir. insanların yanında rahat hissedemez, sokağa çıkmak ve çıkmamak arasında bocalar durursunuz. sadece arkadaşlarla değil, karşı cinsle de iletişim kopar. eve kapanır, dışarı çıkmadıkça parlak ışığa hassasiyet gösterirsiniz. düzenli bir terapi ile aşılabilir ama aşılana kadar hem mesleki hem de özel hayat için dev bir sıkıntıdır.
ta ki ana sınıfı yıllarımdan, belki de daha öncesinden itibaren muzdarip olduğum lanet bi hastalık.. hastalığa kendi tanımı koyalı, keşfedeli bi kaç yıl olmuştur ve onca senem boşa geçmiştir. okuduğum okullar, ailem, arkadaşlarım, az sayıdaki sevgililerim bunun en canlı örneğidir. her şeyin azıyla yetinmeyi öğretmiştir bana. paranın bile... bi kaç yıldır öğrenmeme rağmen şu an hala umursamıyorum ve tedavi olmak istemiyorum. kendi tedavi yöntemlerimi oluşturdum bi kaç yola girdim ama nafile... yine 3-5 kişilik tanımadığım bir ortamın arasında kızın birinin "sandalyeni neden yaklaştırmıyosun bana doğru" cümlesine maruz kaldım. artık nası bi kafayla yazıyosam devrik cümleyi adeta katlettim. neyse. hayatımda müzik kültürü iyice karakterimle birleştiği zamandan itibaren kendimi hep duygusal, slow, huzur veren müziklere yaklaştırdım. hastalığımı oralarda yendim. tedavi yöntemlerimi o parçaları dinlerken aradım ama yine nafile oldu.. bu yazdığım yazının sonunda da "artık tedavi olacağım" gibisinden bi serzenişte bulunup atağa kalkan tiplerden olmayacağım. onu da biliyorum. olsam o da nafile.. tekrarlar tekrarlar.. hep aynı şeyler.. şu an bunu yazarken en sevdiğim parçalardan birinin nakaratıyla can alıcı cümlelere girmiş bulunmaktayım. bunun hazzı sadece sanal ortamda yaşanıyor işte. bi kız arkadaşımla otururken bu durum başıma gelse, bu hazzı yaşayamam. neyse. dediğim gibi, kendimi keşfemediğim müziklerden, hayallerden, her şeyden adeta soyutladım. ya da soyutlandım. çünkü bu hastalık benim suçum değil. tahlilini de yaptım evet. ailemle alakalı bi durum. ailemin karakteristik yapısı.. tek tek aile bireylerini ele aldığımız zaman bana yakın tiplerdi hep. hala da öyleler. kendimi geliştireceğim, sosyalleşeceğim insanlarla yaşamadım hiç bi zaman. yaşadım ama hep "diğer kişi" olarak görülerek yaşadım. ezilmedim ama gizli bi yerlerde hep arka plandaydım. anlatamadığım her şeyi yine bi kaç yıldır kendimi bulabildiğim bu ortamda ayrıntı vererek anlatıyorum. yılların verdiği birikimin bu duruma gelceğini hiç düşünmezdim. depresif takılmakta istemiyorum çünkü ortamın gizemli, soğuk, tek mimik genci olmaktan korkuyorum. evet hala.. her şeyi ayrıntı vererek anlatmak zor. genel olarak bahsettiğim olaylar sosyal fobililerin bi çoğunda bulunmaktadır. acaba insanlar neden bu hale geliyor en başta bunu sorgulamak lazım.. insanlık neden bencil? neden hep empatiden yoksun ve hep ben, hep ben yaparak yaşıyor? bilindik şeylerin dışına çıkamıyorlar? dışarıdan birine yaklaşmak garip geliyor? işin özü bile sarpasarmış durumda bence. sonuç olarak psikolojik bi rahatsızlık. zaten başka yazarlar da daha geniş örneklendirmişler. sözü uzatıp edebiyat yapmanın anlamı yok diye düşünüyorum. hakkımda, hakkımızda hayırlısı diyerek fikirlerini alabilceğim arkadaşlardan mesajlar bekliyorum...
Bi arkadaş ortamına giremezsiniz sürekli acaba yanlış bişey söylermiyim bi davet ortamına gidemezsiniz acaba yanlış bişey yaparmıyim sürekli bi ezik hissetme durumu acabaların içinde boğulursunuz elinizden tutan olursa kurtulursunuz yoksa kaynak (bkz: ben).
bir çok akraba rahatsızlıklarla beraber komplike semptomlar gösteren, çağın vebası sayılan depresyon ile birlikte takılmayı seven bozukluk.
(bkz: anksiyete)
kilo vermek gibi işin kendinde bittiği le hastalık.
özgüven ile birbirine endekslenmiştir bunlar. bazılarını görürsünüz şaşırırsınız cesaretlerinden dolayı, sen kimsin ki dersiniz söversiniz sayarsınız ama yine haksızsınızdır. birbirine özenen, markaları ölçütünde değeri artan toplumdan kendilerini soyutlamış, saf ama bir o kadar da zeki insanlardır bu rahatsızlığa sahip olanlar.
malın biri yapıyor siz yapamıyorsunuz lan, kendinize gelin olm. yaşlandıktan sonra çok pişman olacaksınız. yardım destek isteyen varsa ulaşabilir olumlama taktikleri falan ayarlarız bruderim.
sanirim bu bende var. son zamanlarda ise iyice farkettim. kalabaliga ciktigimda sanki butun insanlar ustume geliyor, bana bakiyorlar, beni inceliyorlarmis gibi geliyor. her saniye insanlarin gozleri sanki benim uzerimde. cafelerde oturdugumda bana bakiyorlar ve benim hakkimda gulusuyorlarmis gibi geliyor. bunu nasil duzeltebilecegimi bilmiyorum antidepresanlar, psikologlar ne kadar ise yarar bilmiyorum.
kurtulmanın yolu herşeyi akışına bırakacan hiç birşeyi düşünmeden davranacan senelerce şuna şöle davrandım acaba benim hakkımda ne düşünmüşür yanlış anlamışmıdır die anladımki kimseye aşırı değer vermeden yaşayacaksın sonuçta onlarda senin benim gibi tuvalete giden insanlardır.
benim açımdan utanç verici bir hastalık. ne yazık ki bu illet yüzünden hayattan soyutlanabiliyor insan. işte bu yüzden en başta kendim olmak üzere ailemden,komşularımdan ve akrabalarımdan nefret ediyorum amk insan görmeye tahammül edemiyorum lanet olsun.
Sosyal ortamlarda (özellikle tanımadığı kişiler, başkalarının yanında, kalabalıkta ) bir eylem gerçekleştireceği ( konuşma, yemek yeme, telefon etme gibi) zamanlarda olumsuz değerlendirileceğinden, aşağılanacağından, küçük duruma düşeceğinden aşırı kaygı duyma ve korkma ile belirlidir. Korkulan sosyal ortamda kaldığında her zaman anksiyete belirtileri çıkar, panik atağa varabilir. Kişi bunun aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir. Ancak böyle durumlardan kaçınır, bu da toplumsal ve mesleki işlevselliğini bozar.
Başlama yaşı ergenlik dönemidir. 6 aylık yaygınlığı %2-3 dolayındadır. Kadınlarda erkeklere oranla daha fazladır.
Sosyal fobinin çekirdeğinde başkaları üzerinde olumlu bir izlenim yaratma isteği ve bunu yapabileceği konusunda güvensizlik vardır
cok kotu bir hastaliktir. disarda rahatca kendin olamaz insan. bende de oldugunu dusundugum durum, yalniz kafama takilan bir sey var bu konuda psikolog yardimi mi yoksa psikiyatr yardimini mi almaliyim? bu konuda beni aydinlatabilecek arkadaslara selam cakarim.
"oh artık düzeldim" deyip, ilaçları bırakınca kendini yenileyen hastalıktır. siz siz olun; ilaçları doktora danışmadan bırakmayın. yoksa çük gibi kalırsınız ortada.
Sosyolojik fobilerdir. Eğer insanlara karşı beslenen bir nefretden dolayı sosyal ortamlara girilmiyorsa bu bir fobi değil tercihtir. Eğer sosyal ortamlara girmekten bir utanç duyuluyorsa çocukluğuna inilmesi gerekir, kötü bir fobidir.
insanlarla iletişime geçmekte zorlanma,sosyal ortamlara girmekten çekinme ve bu tür ortamlarda yüz kızarması terleme gibi belirtileri olan psikolojik rahatsızlık.Sosyalfobi.net adlı bir yardımlaşma forumu bu rahatsızlığa yaşayanlar için kurulmuştur.