lisedeyken ygs' ye hazırlanılır, bir soru çözülemez ve bu bahsi geçen matematik hocasına gidilirdi. Bu hata 1 kez yapılırdı. Adı üstünde hataydı. Kendime ihanet etmiş gibiydim sanki. Hocaya o soruyu göstermek, hocanın en az 15 dakika o soru ile uğraşması, çaba harcaması...
Evet, ben kendime ihanet etmiştim. O 15 dakikada kim bilir kaç soru çözer, kendimi geliştirirdim. Ama toydum, farkına varamamıştım bu acı gerçeğin. Dersane hocaları gibi 1 dakikada anlatır zannetmiştim. Bir anlık gençlik hevesiydi o dakikalar. O otoriter bünyenin altında paslanmış bir beyin olduğunu nerden bilebilirdim.
Ve işte ben o günden sonra o masaya soru çözdürmek için hiç gitmedim, boşa giden zamanlarımın düşmanı belledim o 4 ayaklı emektar masayı...
bazı lise hocalarıdır. çözemediği zaman yavrum sen soruyu kağıda yaz bana ver ben çözer getiririm şuan derse dönmeliyiz der. bir hafta sonra soru başka bir hocaya çözdürülmüş olarak getirilir. nasıl bu kadar emin oluyorsun diyenler için aynı gün öğretmenler odasında ki bir başka matematik sorusuna aynı soru götürülmüştür çünkü hocanın çözümünden anlaşılmamıştır. soruyu çözecek olan hoca sizin hocanıza döner der ki fikret bu sabah senin getirdiğin soruya çok benziyor.
bizde vardi bir tane. birisinin getirdigi bir soru kol gibi kalin geldiginde pic bir gulumsemeyle soruyu getireni tahtaya kaldirip soruyu tahtaya yazdirirdi. sonra siniftakilerin bunu cozmesini beklerdi. inegin teki (hocadan daha akilli) soruyu cozer ve hoca soruyu getirene donup anladin mi kizim/oglum diye sorardi. zaten o cocugu anlamasa bile anlamadim deme gibi bir luksu yoktu o yillarda.
+hocam dik çizsek çıkar ya, yapıştıralım diki işte.
- dur öyle değil yok başka bu. ( o sırada dik çizmekte)
+hocam neden uzattık ki biz şimdi bunu?
-cevap 1-2-3-4 mü?
+hayır hocam yalnız 1...
çoğu lise hocasının girdiği kategoridir. malumunuz devlete götü yaslamak düşüncesi vardır bizim milletimizde. denetleyen yok bişey yok, çoğu kafasına göre takılıyor, çözümlü kitaba baka baka ders anlatıyorlar.