mükemmel bir şarkı. alıp sürüklüyor insanı. isyan ettiriyor. kendini ilk dinlemede sevdiriyor. henüz dinlememiş bünyeler için büyük bir eksiklik arz ediyor.
"nasıl bir dünya bizim yaşadığımız?"
işte bunun melodilerle yüzümüze vurulmuş en iyi örneğidir bu şarkı. yaşanılası dünya değildir artık burası ama o kadar güzel söyler ki bertuğ cemil; sanki bir aşk şarkısıdır. içinde heyecan uyandırır hayata karşı.
ta ki sözleri beynine uyarılar gönderene kadar.
gitarın her inişinde gözünün önüne çığlıklarla ağlayan, toz bulutları içinde koşturan savaş çocukları gelir. ve öbür yanda siyasi saraylar içinde yaşayan "sormayan ,insan olmayan" insanlar.
yakarışa katlıp, mırıldanmaya başlarsın yavaşça:
--spoiler--
çiçek ve meyve toplayan eller kirlendiler,
nasıl da hoyratça sıkıldı mermiler o mermiler...
.
.
zaten kanlı olan ellere petrol bulaştı.
çıplak ayaklı çocukların üstüne atıldı,
bombadan misketler...
--spoiler--
ve enayilere mi kaldı düşünceler?
neden?
--spoiler--
kutuplar eridi de
insanların arasındaki buzlar,
eriyemedi gitti niye mesafeler...
--spoiler--
soran kalmadı!!!
tekerleme söylemeye çalışıp dili dönmeyen çocuğa hava atan biri gibi söylenmiş şarkı. şarkı demek aslında ayıp koskoca müzik camiasına... en büyük küfür... sözlerinin içi geçmiş; belli ki bir kaç nasreddin hoca fıkrası ardından akla gelenleri arka arkaya koymuşlar. güfte kime ait diye araştırayım dedim, ama bu güfte değil... buna güfte diyebilen varsa, ki görünen köye kılavuz kaptan olarak atananlar var, o zaman 60-70 türk popunun yaptığı aranjmanlardaki tin tin sesler ne?
canlı performansında her üçlüğün sonu iki kere söylenerek bambaşka bir teknik yaratılmış. "osuruk gibi söyledim anlaşılmadı, dur bir de uzatarak söyliyim; sesim ne kadar güzel anlaşılsın." turna gözlü.