ilişkilerin laçkalaştığı, duygusuzlaştığı şu günde yaşanılması mümkün olmayan aşktır.bununla birlikte herkesin beyninin ve kalbinin bir yerinde mutlaka hayali vardır ,aşkın sonsuz olanını yaşayabilmenin.sonuç itibariyle adı üstündedir hayaldir.
ebedi ve edebi muhakkak. aşk olan yerde edebiyat olmaması mümkün mü? değil sanırım. sanırdım, ben mesela; beni sevdiğini sanırdım. mesela yanakların kızarınca utandığını. hani ellerimiz kızarana kadar oyunlar oynardık, maksat elini tutmak, kazanmak bahane. kazı kazandan para çıkacak hayaliyle büyüyen bir nesildik biz. elimizde hep kazınmışlığımız kaldı.
sonsuz aşk, nefesimin yetmediği. hani denize girmeden vurgun yiyen dalgıç kadar şaşkın, kalakaldım ardında. ardından bütün dizelerim uyaksız, redif ne tuhaf bir kelime. biçim yerine biçem demeyi uygun görürdük biz. yeni çıkan dergilerde şiirlerimizi arardık hani, daha çok satsın diye daha çok şiir basmaya başlamamıştı dergiler, hiç b,r şey bozulmamıştı, su bile hala yüz derecede kaynıyor sanıyorduk.
hikayedir ulan harbiyim hikaye.... sonsuz aşkmış pehhhh.... o kadar sıradanlaşırsınız ki sevdiğiniz kişinin gözünde size rahatça "offff" yazabilir. ama öyle sıradan "offf yapma ya" gibisinden değil gerçekten bıkkınlık belirtisi olan "offf"lardan sonra dersin ulan beni bırakma diye ağlayan kıvranan o insan bu mu ulan? hani aşk hani sevgi hani yılmadan beslenen emek ile büyütülen hayaller ? sonra dersin "yazıklar olsun." "benden uzak olsun. ne hâli varsa görsün!" sonra çok değil 3-5 bira atarsın... birde bakarsın yine ondasın ama onun sonsuz aşkı nerededir biliyor musun? mazide. hikayedir yani aldanma çocuksu masum yüzene demekten başka bir iş düşmez bana. bitecektir bir gün suçu kendine yükleme!
tıpkı bir minyatür sanatçısı misali kelimelerimle donmuş anların tasvirlerini yapardım. gözlerim anları donuklaştırır ve sonra kelimelerim anların gölgelerini nakşederdi mat bir kağıt yaprağına. ama bugün gözlerim izin vermedi anın tasvirine. gözlerimden ılık ılık yaşlar süzüldü ve "an" tüm canlılığıyla bir suretmiş gibi karşımdaydı. hani nakkaşlar suret çizemezler ya işte ben de bugün "anı" nakşedemedim mat kağıt yaprağına...
anın büyüsüyle gözlerimden ılık ılık yaşlar süzüldüğünde omuzlarıma iki küçük kelebek kondu. kelebekler kanat çırpınışlarıyla kulağıma şu iki kelimeyi fısıldadılar, "sonsuz" ve aşk". bu kelimeler kulağıma fısıldandığında yaşamakta olduğum anı aklımın bana yaptığı hınzırca bir oyun zannettim. ama hayır aklım bana oyun oynamıyordu. an gerçekti, gözyaşlarım gerçekti ve yavaş yavaş duyduklarım büyük bir uğultu eşliğinde tüm bedenimi ele geçiriyordu. işittiğim uğultu tüm haşmetiyle bana "sonsuz aşk" adlı şarkının tek bir mısrasını mırıldanıyordu;
aşk sonsuzdur ve sonsuzluktur aşk."
kelimelerim bana anı dondurupta tasvirini yapamadım diye ceza kesmişlerdi. ben hüküm giymiştim ve cezam o sözleri bir ömür boyunca söylemekti.
Günlerden bayram, dedeyle oturuyoruz. Uzun ömrü daha da uzun olsun, ve tatli, 77 yaşında.. Eve 3 hanım geldiler, biri yaşlı, biri orta biri ben yaşlarında. Orta yaşlı olan "Sen büyüğün oğlu musun?" , he dedim, en büyük erkek torun benim, siz kimsiniz?, "Eniştem anlatır, sahi o nerede? Camiide mi?", yok dedim gelir şimdi.
oturduk.
Saatler gibi geçen bir 4 dakika, konuşmuyorlarda. neyseki işkenceyi uzatmadan dede girdi içeri, endamı omuzlarında.
"Hoşgeldiniz kızım.." .. Elini öptürür..
biraz bakışmalar.. içerde nahoş bir hava var sanki cenaze getirmiş bu hanımlar. Sinirlerim boşalacak ama bekliyorum.
Aklımda dönenler; enişte dediklerine göre babanem tarafından olsalar, ama hiç benzemiyorlar. Hem hiç yoksa onlar kendilerini tanıtmaya meyilli olurlar. Kesit: "Vaaay, Borcu büyümüşsün, bak ya kocamaaan adam olmuşsun, şuncacık velettin traktörde gezdirirdik seni, heheeyt nasılda unuttu şimdi bizleri değil mi? değil mi?" -bakışmalar, gibi.. Ama bunlar, "Eniştem anlatır." Gizem yarattılar pek bi.
Sonra laf açıldı inceden, dedem sordu "Kahve ister misiniz, yapayım size?", "ıh" dedi yaşlı olan zar zor, ortanca hemen girdi lafa "Enişte biz aslında hayırlı birşey rica etmeğe geldik ama rahatsız etmedik inşallah?", "yok" der dedem böyle sorana, rahatsız etmezsiniz onu, rahat adam..
Yine orta yaşlı olan "Şey, biz eğer müsaade edersen, Annemi vefatında ablasının mezarına gömmeğe izin almak için geldik. Hani toprak mülkü sende ya". Dedeme baktım, ne diyor bunlar gibilerinden, babanem öleli 3 sene olmuştu eni konu. ama..
bir sessizlik... Bir kaç farklı dilde düşündü dedem sanki cevabı. Sonra dikkatli bakınca farkettim gözleri yaşarmıştı. Cevap vermedi. Orta yaşlı hanım yine ;
"Genç adam Halilin oğlu heralde değil mi enişte? Kocaman olmuş, ee tanımadı da bizi, senin anlatman daha uygun olur dedik." Dedem kararı yakışıklı bulmuş gibi ; "Bu hanım -Göstererek yaşlı olanı- Benim ilk eşim "meleğin" kız kardeşidir oğul."
Dumur..
-Senin bir ilk eşin olduğunu ilk kez duyuyorum dede.
"Duymaman normal oğul, 39 ay evli kalabildik." Gözlerinde ki yaşlar artık iyice belirgin oldu sanki. Koca adam.. heheyt saymış bir de, "39" ay diyor.
hafif boğazım kurumuş, -eee? dedim ama -eeaeea gibi çıktı, bozmadılar.
"Eeesi dedi ortanca olan, benim teyzem -yanındakini göstererek- yani annemin ablası, Melek Teyzem, senin deden askerdeyken vefat ediyor."
bir esinti oldu odada. biraz soğuk biraz sıcak. Dedeme baktım, gözlüklerini çıkarmış mendiliyle siliyor gözlerini. Bir şey demesini beklemedim ama, anlattı hikayelerini. Kızı nasıl aldıklarını, nasıl evlendiklerini ve askere gitmeden karısının hamile kaldığını. Sanki dün gibi anlattı. Açıldı biraz konuştukça, garip misafirlerimiz de dahil oldular sohbete. Ve sonunda ;
"Öyle hakkedilmiş, sevmiştik" dedi dedem. Anlamadım ne demek istediğini. Saygı duydum meleğe -annemiz mi demeliyim-. 21 inde ilk çocuğunu doğururken bebek ile birlikte ölüyor. Dedem askerde o sıra 34 aylık bir çile o zaman askerlik. izne geliyor, karısı hamile kalıyor, geri dönüyor. Çok zor bir hikaye. Telefonları yok, msn, webcam....
Yaşmağını yollamış Karısı Melek. Onu çıkarıyor dedem, eski bir sandıktan. saygı duyuyoruz.
ve gidiyorlar.
Dedeme bakıyorum. Enseme elini koyuyor, "Ah benim koca cocuğum..." diyor, "Her kocaoğlan gibi bizde sevdik, Yalnız.." ekliyor, "Dikkat et, biz sevgimizi miras bırakırız."
öyle bir şey gerçek olsaydı eğer mucizeye inanabilirdim. ama sonsuz aşkın olması imkansız görünüyor bu günün koşullarında. insanlar birbirlerine ve hatta kendilerine karşı sahteyken, aşklarının da sonsuz olması beklenemez.. vaktinizi böyle anlamsız şeylerle harcamayın..
gerçek aşk kavramına ulaşıldığında bonus olarak elde edebileceğiniz aşk türüdür. dünyada her insanın yaşayamayacağı, çok azının tadabileceği duygudur hatta.
badem grubunun son albümünde son şarkıdan hemen sonra çalan bonus şarkısıdır. * sözleri ise şöyledir;
Eksik birşeyler var
Mazide yaşanmıyor
Resmini her gördüğümde
Ellerim titriyor
Uzaklarda biryerlerde
Lacivert gökyüzünde
Varlığım tam tam içinde
ismini yazdım gönlüme
Bu aşk sonsuz aşk
Bu aşk onsuz aşk
Kalbime gömdüm diye
Gözyaşım aksın hep içime
Bitmez mi bu acı
Dinmez mi gözyaşım
Sonsuzluğun sancısı
Saplanır göğsüme anıları
Bu aşk sonsuz aşk
Bu aşk onsuz aşk
Kalbimde hancı gibi
Üşümez narin elleri, gözleri
--
Bu aşk sonsuz aşk
Bu aşk onsuz aşk
Varsın unutsun eller seni
Versin karatoprak beni sana geri
sonunu görmediğim sürece sonsuz olup olmadığını bilemem. hissedilenler çoğu zaman doğru olmuyor. bu yüzden kendi kendine "evet bu yaşadığım sonsuz aşk" diyen birini fazla ciddiye almamak gerek.
mantık yolundan gidersek: aşk yaşanarak yok olan bir şey bu kesin. öyleyse sonsuz aşk illaki platonik olmalı. öyleyse niye her platonik aşk sonsuz aşk olmaz?.. demek ki o aşk değildi. aşkı yaşayan bilir. aslında herkes aşkı yaşadığı mikterda tanımlıyor. bu yüzden kusursuz aşkı hayal edip kendinizi kıyaslamaktan başka çağre yok. bu mutsuzluğu da yanında getiriyor. sorun değil zaten neyden bahsettiğimi bilen biri kaybetme hissini fena tatmıştır.
kevin costner ın oynadığı tek eşlilik temalı bir film adı.içinde bol miktarda calopterix virgo(kız böceği,helikopter böceği) figürü(simgesel) kullanılan bir filmdir.