Tarih 14 Şubat 2011...
Soner Yalçın'ın evinin önünde bir telaşe var. Sabahın alacakaranlık bir vaktinde gelen polislerin ellerinde tutuklama kararı...
Telefon çalıyor.
"Soner'i aldılar"
Hiç şaşırmıyorum. Kemal Tahir'ler Aziz Nesin'ler 6-7 Eylül Olaylarından sonra halkı kışkırtmaktan içeri alınabiliyorsa sayın Yalçın da eminin yüzünde bir tebessüm polisleri süzüp geçmişe dalıyordur.
kendini harcamış bir tiptir. operasyonu kasdetmiyorum; bunun içyüzünü bilmiyorum ve bununla ilgilenmiyorum da.
iyi bir araştırmacı, belgeci, arşivciydi soner. yorumlarına kızardım ama, sırf onu okumak için hafta sonları en nefret ettiğim gazeteyi alırdım. fakat ne zaman bu oda tv olayları çıktı, soner kendi kendini tüketmeye başladı. ergenekon'un kanatları altına girip, darbe şakşakçılığına soyundu. kendisi bir inançsız olmasına rağmen, ibda-c'ye el atıp, onu da manipüle etmeye çalıştı. akp'yi biitirmek için inanılmaz bir ihtirasa kapıldı ve legal, illegal her yolu denedi.
süzme salaktır demek istediğim,ancak diyemediğim kişidir.yurtdışına gidip adam gibi yaşamak varken,türkiye'de padişaha karşı gerçekleri savunmaya çalışmıştır tüm gücüyle,yıl olmuş 2011,bu ne dengesizlik?nasıl bir kul,padişahına karşı gelir?
ergenekon ile bağlantısı olanların, araştırılacağını ve her an yargılanacağını bilen ve bu nedenle son bir çırpınış sergileyen, ve ''bak ben bunu dedim, bunu yaptım, bunu yayınladım diye bana saldırıyorlar'' diyerek kendine savunma yöntemi bulmuş insanlık zinciri nin son halkası.
''hanifi avcı nın yargılanacağını anladığı için yazdığı kitap'' gibi düşünülebilir.
ergenekon kazıları ile ilgili yaptığı haber sonu olmuştur. haberde polislerin abd uzmanları tarafından eğitildiği ve kazılarda çıkan malzemelerin yeni olduğu gibi bilgiler var.
ergenekonun yaptığı en son hamledir. üzmüştür. aydın kesimi ayak altından kaldırarak insanları iyice düşünce yoksunu bırakmaktır amaç ve tek tip düşüncede zorlamak. kimse başka bir şey düşünemeyecek, bunu yazamayacak, konuşamayacak. böyle düzen olmaz olsun. 'benim düşünce özgürlüğüme de karışacaklarsa neden bu ülkedeyim ben?' dedirtiyor insana. ayrıca ergenekon yakından yerel halka da sıçrayacak diye korkuyorum.
kim ne derse desin cem ersever gibi bir vatan evladı ile önemli konuşmaları ve röportajları bulunan gazetecidir.hakkındaki bütün suçlamalara rağmen binbaşı erseverin itirafı kitabında bir çok ibretlik olay ve ders çıkartılası olay anlatmaktadır.belki ne olduğu belli değildir.ancak önyargısız okunursa bir çok çıkarım yapabilirsiniz.
yiğit bulut tarafından, türk medyasındaki derin gazetecilerin başında olduğu iddaa edilen gazetecidir. sürekli sağa sola yahudi dönmesi yaftası yapıştırır ama kendisinin ne olduğu meçhuldur.
son yazdığı bu dinciler o müslümanlara benzemiyor kitabına göre babası öğlen namazında caminin imamına "şu söylediklerinin türkçesini oku da cemaat anlasın" demiş. sonra imam babasına dik dik bakmış. az kalsın linç edecekmiş. ve soner yalçın'ın babası da; "bundan kelli camiye gitmeyeceğim" demiş ve daha da camiye gitmemiş.
ancak şöyle bir şey var ki; öğlen namazlarında camide hocalar namazları kıldırırken sureleri sesli okumazlar. dolayısıyla sadece tekbirler arapçadır ki onları da anlayacak bir şey yoktur.
hoca öğlen namazında vaaz veriyor desen ki; vaazlar ve hutbeler genelde bütün camilerde türkçe okunurlar ve cemaat bunu anlar. dolayısıyla bir öğlen namazına giden bir insan tekbir sesleri haricinde arapça kelime kolay kolay duymaz. yatsı namazı desen belki anlarım. çünkü orada namaz sureleri sesli ve arapça okunur. belki ondan rahatsız olabilir.
geriye bir ihtimal kalıyor; soner yalçın'ın babası öğlen namazına arabistan'da gitti. eğer öyleyse soner yalçın'ın babasını takdir ettim şimdi. arabistan'daki insanların da türkçe öğrenmesini isteyen bir türk oluyor soner yalçın'ın babası o zaman.