soner yalçın

entry322 galeri15 video2
    214.
  1. yazdığı kitapların çoğunu okudum, hala da okumaya devam ediyorum. bir kitabı okumam için herhangi şart aramam(ideoloji vs gibi) lakin bazı gizli bilgiler-belgeler neden tek kalemde toplanır bunu anlayabilmiş değilim. galiba anlayamayacağım da.

    not: düzeltme yapılmıştır.
    0 ...
  2. 215.
  3. şöyle bir düşündüm hangi kitaplarını okudum:
    bay pipo
    teşkilatın iki silahşoru
    binbaşı ersever'in itirafları
    efendi: beyaz türkler'in büyük sırrı
    efendi 2: beyaz müslümanların büyük sırrı
    bu dinciler o müslümanlara benzemiyor
    samizdat
    reis: gladio'nun türk tetikçisi
    bir tanesini yazmayı unuttum gibi ama neyse. ben her kesimden yazarın kitabını okurum. her görüşün artılarını eksilerini görmek için. şunu rahatlıkla söyleyebilirim. soner yalçın şimdiye kadar okuduğum en akıcı üsluba sahip yazar. özellikle efendi kitabına hayran kaldım. kurgusu yönünden özellikle. günde 200-250 sayfa okumazsam rahat edemem söz konusu soner yalçın'sa.
    0 ...
  4. 216.
  5. iyi bir gazeteci olmasinin yaninda iyi bir espri anlayisina sahip insandir.
    1 ...
  6. 217.
  7. ibn'i arabi'nin kendinden yüzyıl sonra yaşamış adamdan esinlendiğini yazabilmiş kişi.
    0 ...
  8. 218.
  9. "1969 kongresinde Alpaslan Türkeş, “CKMP” adını “MHP” olarak değiştirdi. “Bozkurt” sembolü, “Üç Hilal”e dönüştürdü. “Türkçü” yerine “milliyetçi” adı kullanılmaya başladı; “Türkçüler Derneği” lağvedildi; “Milliyetçiler Derneği” kuruldu'' diyerek güzel bir düşünce belirtmiş yazar. Bana mukabil ölçüde karşı olanlar Necip Hablemitoğlu'nu araştırabilir.
    1 ...
  10. 219.
  11. Gazeteci / Yazar Soner Yalçın, son kitabı “Kayıp Sicil- Erdoğan’ın Çalınan Dosyası ile ilgili röportaj.
    http://odatv.com/n.php?n=...e-utanc-duydum-2106141200
    1 ...
  12. 220.
  13. cumhurbaşbakanı adayı abdullatif şener olması, itirazları ve izahı yaşanan çelişkileri en iyi anlatan dik duran adam.
    0 ...
  14. 221.
  15. 222.
  16. bazı yandaşların iyice sapıtmasına sebep olan değerli gazetecidir.

    "gülen cemaati beslemesiymiş"!... cemaat yüzünden hapis yatan, kendi zihniyetleri cemaatle göt göte iş görürken, cemaatle mücadelenin en ön saflarında yer alan soner yalçın!...

    ayranı yine fazla kaçırdılar bunlar... beyin ishaline sebep olduğu görülüyor.
    1 ...
  17. 223.
  18. bu aralar abdullah gül'ü yazıyor?
    gül'ün damadı 09.07.2014
    http://sozcu.com.tr/2014/...lcin/gulun-damadi-551972/

    gül'ün mal varlığı
    http://sozcu.com.tr/2014/...r%C2%ADli%C2%ADgi-552750/

    mal varlığı neden açıklanmıyor acaba?

    o değil de tayyip ve gül'lerin çocuklarının, dünürlerinin, akrabalarının ticari zekasına ne demeli!
    maşallah zehir hepsi zehir.
    0 ...
  19. 224.
  20. birgün uğur mumcu gibi yok edilmesinden endişe ettiğim yazar.
    yüreğine ve kalemine sağlık, ömrüne bereket.
    1 ...
  21. 225.
  22. 226.
  23. gerçek bir hikayeye dayandığını iddia ettiği teşkilatın iki silahşörü'nün bir roman tadında uydurma kitap olduğu ortaya çıkan yazar.
    1 ...
  24. 227.
  25. siz kimi kandırıyorsunuz'da emine erdoğan'ın 15 yaşlarında türbana karşı olduğunu iddia eden solcu yazar daha çok şey sıralıyor da doğru dürüst kaynak belirmediğinden okuyasım gelmedi.
    1 ...
  26. 228.
  27. son derece kaliteli komplo teorisyeni. her yazdığı dikkatle okunmalıdır.
    0 ...
  28. 229.
  29. teşkilatın iki silahçörü isimli kitabı elinde patlayan zat.
    konuşturduğu ve anlattığı senaryo uydurmaymış mk.
    0 ...
  30. 230.
  31. Bugün çok sağlam ve moral bozucu yazmış.
    1 ...
  32. 231.
  33. Sabahın köründe Denizli'de gözaltına alınmış Sözcü gazetesi köşe yazarı.
    0 ...
  34. 232.
  35. Futbol hakkında yazmasını tavsiye etmediğim yazar.
    *
    la­tin ame­ri­ka­'nın ef­sa­ne­vi isim­le­ri var; bo­li­var gi­bi; che gi­bi; ma­ra­do­na gi­bi...
    la­tin­le­re gö­re, ma­ra­do­na­'nın av­ru­pa­lı ra­kip­le­ri­ne at­tı­ğı her gol; mev­cut dü­ze­ne kar­şı ya­pıl­mış bir baş­kal­dı­rı, ta­rih­ten alın­mış bir öç ye­ri­ne ge­çi­yor­du.
    ya­zar edu­ar­do ga­le­ano onun sol­cu kim­li­ği­ni şöy­le yaz­dı: "dü­zen­den ya­na olan­la­rın sus­ma­sı­nı em­ret­ti­ği hal­de, onun ba­zı şey­le­ri ava­zı çık­tı­ğı ka­dar ba­ğı­ra­rak açı­ğa vur­ma­sı­nı ve özel­lik­le sol aya­ğıy­la oy­na­ma­sı­nı ba­ğış­la­mak müm­kün de­ğil­di, çün­kü 'so­l' ke­li­me­si söz­lük­te 'ya­pıl­ma­sı ge­re­ke­nin kar­şı­tı­' ola­rak ta­nım­la­nı­yor­du."
    ma­ra­do­na hep "söy­len­me­me­si ge­re­ke­ni­" söy­le­di. fut­bol­cu­la­rı öğ­le vak­ti kız­gın gü­ne­şin al­tın­da oy­na­ma­ya mec­bur eden te­le­viz­yo­nun mut­lak ha­ki­mi­ye­ti­ne kar­şı çık­tı; ulus­la­ra­ra­sı iş hu­ku­ku­'nun ne­den fut­bol­da uy­gu­lan­ma­dı­ğı­nı sor­du.
    so­nuç­ta ma­ra­do­na­'yı yok et­mek için bin­bir oyun oy­nan­dı; ama o hâ­lâ dün­ya­nın en se­vi­len is­mi...
    bu­gün­ler­de yi­ne bir dün­ya ku­pa­sı oy­na­nı­yor; ve gün­dem­de yi­ne ma­ra­do­na var. uru­gu­ay­lı fut­bol­cu su­are­z'­in ce­za al­ma­sıy­la il­gi­li ola­rak fı­fa­'yı; "ço­cu­ğun ha­ya­tı­nı bi­tir­me­ye ça­lı­şan maf­ya ör­güt­len­me­si­" di­ye ta­nım­la­dı.
    fı­fa, ma­ra­do­na­'ya hep yap­tı­ğı gi­bi yi­ne ce­za kes­ti: ma­ra­do­na ar­tık vıp bö­lü­mün­den maç iz­le­ye­me­ye­cek; ta­raf­tar
    gi­bi bi­let alıp sta­da gi­re­cek­ti!
    pe­ki...
    ma­ra­do­na hak­sız mı? ne­den "maf­ya ör­güt­len­me­sin­de­n" söz et­ti?
    sus­kun­luk ya­sa­sı: omer­ta
    78 ya­şın­da­ki jo­seph sepp blat­ter is­viç­re­li. 1975'te
    fı­fa­'da ça­lış­ma­ya baş­la­dı. 1998'de fı­fa baş­ka­nı ol­du! adı rüş­vet skan­da­lı­na ka­rış­tı­ğı için 2002'de­ki kı­sa bir ara dı­şın­da yıl­lar­dır bu gö­re­vi­nin ba­şın­da.
    spor­da yol­suz­luk ve rüş­vet araş­tır­ma­la­rıy­la ta­nı­nan is­koç ga­ze­te­ci an­drew jen­nings, blat­ter ve eki­bi hak­kın­da ki­tap yaz­dı: "o­mer­t: sepp blat­te­r's fı­fa or­ga­ni­sed cri­me fa­mily."
    jen­nings, blat­te­r'­i "maf­ya ba­ba­sı­" ol­mak­la, rüş­vet ve şan­taj ağı kur­mak­la ve fı­fa de­le­ge­le­ri­nin ço­ğu­na bir çe­şit sus­kun­luk ye­mi­ni et­tir­mek­le suç­lan­dı. olay sa­de­ce blat­te­r'­le sı­nır­lı de­ğil­di; fı­fa es­ki baş­ka­nı ha­ve­lan­ge­'a dek uza­nı­yor­du...
    1916 do­ğum­lu bre­zil­ya­lı jo­ao ha­va­lan­ge, ta­şı­ma­cı­lık ve si­lah ti­ca­re­tiy­le uğ­ra­şan şir­ket­le­rin sa­hi­biy­di. 1974-1998 yıl­la­rı ara­sın­da fı­fa baş­kan­lı­ğı yap­tı. gö­re­ve gel­di­ğin­de ilk sö­zü şu ol­du: "ben bu­ra­ya fut­bol adı ve­ri­len bir ürü­nü pa­zar­la­ma­ya gel­dim." he­men co­ca co­la, sony, mcdo­nal­d's ve adi­das
    gi­bi bü­yük şir­ket­ler­le or­tak­lık kur­du.
    fut­bol en­düs­tri­yel bir me­ta ol­du. öy­le ki, ha­ve­lan­ge te­le­viz­yon­lar­da da­ha çok rek­lam ol­ma­sı için fut­bol maç­la­rı­nın 25'er da­ki­ka dört dev­re oy­nan­ma­sı öne­ri­sin­de bu­lun­du!
    ne­oli­be­ra­liz­min doğ­du­ğu bu dö­nem­de pa­ra ola­cak ve si­ya­set ol­ma­ya­cak; hiç olur mu? fut­bol si­ya­se­tin em­ri­ne so­kul­du.
    ör­ne­ğin...
    ar­jan­ti­n'­de­ki as­ke­ri dar­be­ye yar­dım için dün­ya ku­pa­sı bu ül­ke­de oy­nan­dı; fa­şist dik­ta­tör jor­ge ra­fa­el vi­de­la, bu ba­şa­rı­sın­dan ötü­rü ha­ve­lan­ge­'ya ni­şan tak­tı. ne de ol­sa vi­de­la, fı­fa baş­kan yar­dım­cı­sı car­los la­cos­te­'nin ye­ğe­niy­di!
    ak­ra­ba­lık iliş­ki­le­ri­ne de ör­nek ve­re­lim: bil­di­ği­niz gi­bi dün­ya ku­pa­sı bre­zil­ya­'da oy­na­nı­yor. ev sa­hip­li­ği­nin bu ül­ke­ye ve­ril­me­sin­de 23 yıl bre­zil­ya fut­bol fe­de­ras­yo­nu­'nun baş­kan­lı­ğı­nı ya­pan fi­nans­çı ri­car­do te­ixei­ra, ha­ve­lan­ge­'nin da­ma­dıy­dı!
    sac aya­ğı­nın bir aya­ğı ek­sik kal­ma­sın; blat­ter,
    ha­ve­lan­ge­'dan son­ra bir isim da­ha var: ju­an an­to­ni­o sa­ma­ranch! 21 yıl olim­pi­yat ko­mi­te­si baş­kan­lı­ğı yap­tı.
    o da is­viç­re kö­ken­li; bar­ce­lo­na do­ğum­lu ama is­viç­re
    oku­lu­'n­da oku­du. teks­til­ciy­di ve is­pan­ya­'nın en bü­yük ta­sar­ruf ban­ka­sı­nın yö­ne­tim ku­ru­lu baş­ka­nı ola­rak gö­rev yap­tı.
    si­ya­si ola­rak da blat­ter ile ha­ve­lan­ge­'ya ya­kın­dı; is­pan­ya dik­ta­tö­rü fran­co­'nun ya­nın­da yer al­dı.
    kim ka­zan­dı, kim kay­bet­ti?
    ma­ra­do­na­'nın maf­ya de­di­ği bu "ya­pı­"nın baş­ken­ti
    ne­re­siy­di?
    pa­ra olun­ca ak­lı­nı­za han­gi ül­ke ge­lir: is­viç­re!
    fı­fa­'nın "tah­tı­" zü­ri­h'­te!
    olim­pi­yat ko­mi­te­si­'nin "k­ral­lık mer­ke­zi­" lo­za­n'­da!
    fı­fa ve olim­pi­yat ko­mi­te­si­'nin or­ga­ni­ze et­ti­ği ulus­la­ra­ra­sı spor ya­rış­ma­la­rı­nın ya­yın hak­la­rı; rek­lam alım sa­tı­mı; amb­lem-bay­rak- mas­kot hak­la­rı vs gi­bi "bin­bir işi­" ya­pan ısl mar­ke­ting mer­ke­zi de, yi­ne is­viç­re lu­zer­n'­dey­di!
    uzat­ma­ya­yım: sa­nı­rım ba­ron­la­rı ta­nı­dı­nız!
    fut­bol ro­man­tiz­mi­ni bi­tir­di­ler. ço­ku­lus­lu fir­ma­lar, ta­kım­la­rı ve stad­yum­la­rı sa­tın al­dı. fut­bol sa­na­yi da­lı­na dö­nüş­tü­rül­dü; kü­re­sel bir im­pa­ra­tor­luk ya­pıl­dı.
    evet: ma­ra­do­na­'nın sa­nat­sal fut­bo­lu, so­ğuk ve zevk­siz salt sko­ra yö­ne­lik oyu­na ye­nil­di.
    ar­tık "ra­kip fut­bol­cu­lar üzü­lü­r" di­ye se­vinç gös­te­ri­si yap­ma­yan jo­se pi­en­di­ne­ne yok.
    ar­tık rö­va­şa­ta ile gol atan
    şi­li­li kı­zıl­de­ri­li da­vid
    ar­rel­la­no yok.
    ar­tık "6 ba­ca­k" le­oni­das ya da "çıl­gın aya­k" gar­rinc­ha yok.
    ar­tık "tan­go en iyi an­tre­man­dı­r" di­yen mo­re­no yok.
    ar­tık to­pa sev­gi­li­si gi­bi dav­ra­nan di­di yok.
    ar­tık 1942'de "ka­za­nır­sa­nız ölür­sü­nü­z" teh­di­di­ne rağ­men sa­ha­ya çı­kıp na­zi­le­ri pe­ri­şan eden ve kur­şu­na di­zi­len di­na­mo ki­ev'­li 11 fut­bol­cu yok.
    ar­tık li­man iş­çi­le­ri­nin gre­vi­ni des­tek­le­yen bir cüm­le­yi for­ma­sı­na yaz­mış ol­du­ğu için ce­za­lan­dı­rı­lan in­gi­liz fut­bol­cu rob­bi­e fow­ler yok.
    ar­tık 1994'te fut­bol sen­di­ka­sı kur­mak ama­cıy­la ça­lış­ma­la­ra baş­la­dık­la­rı için üzer­le­ri çi­zi­len; sto­ich­kov, be­be­to, gas­co­ig­ne, fran­ces­co­li, la­ud­rup, za­ma­ra­no, hu­go sanc­hez yok.
    ar­tık "de­niz gez­miş idam edil­me­si­n" di­ye im­za top­la­yan me­tin ok­tay yok.
    ar­tık fut­bol­cu­la­rın sö­mü­rül­me­si­ne kar­şı çı­kıp sen­di­ka kur­mak is­te­di­ği için ga­la­ta­sa­ra­y'­dan ko­vu­lan me­tin kurt yok.
    dün­ya ku­pa­sın­dan zevk al­ma­ma­nı­zın se­be­bi bu­dur!
    şim­diki fut­bol­cu­lar çok ter­bi­ye­li: si­ga­ra iç­mi­yor­lar; iç­ki iç­mi­yor­lar, çok ça­lı­şı­yor­lar ve fut­bol oy­na­mı­yor­lar!
    *
    yazıda gerçekten çok haklı olduğu konular var ancak unuttuğu çok önemli bir şey var. o da futbolun yıllar içindeki gelişimi, taktik düzeni, kuralları daha doğrusu tamamiyle değişen çehresi.

    endüstriyel futbol sonuca direkt etki ediyor yıllardır. bu benim de kabulüm. ancak futbolun seyir zevki oyun mantığına göre değişmekte. 3-5-2'nin egemen olduğu yıllarda en iyi bekler, 4-3-3'ün ve dolaylı olarak da 4-5-1'in etkin olduğu yıllarda en iyi orta saha oyuncuları kendini göstermedi mi ? brezilya 2002'de zafere ulaşırken 3-5-2 oynuyordu. sağda cafu, solda roberto carlos ile muazzam bir hücum düzeni ve etkinliği bulmuşlardı. son iki avrupa* ve 2010 dünya şampiyonası'na ambargo koyan ispanya ise pas futbolunu abartarak oynuyordu. bu oyu stili çerçevesinde xavi, xabi alonso gibi oyuncular zirveyi görürken, iniesta, fabregas, busquets, silva gibi oyuncular da parladı. bu saydığım isimlerin hepsi de orta saha oyuncusuydu.

    siyasi kaygıları bir kenara bırakırsak yazdığı şeyler çok yavan kalıyor. kabulümdür fifa ve uefa çevresinde inanılmaz paralar ve mevkiler dönmekte. akrabalık, ahbaplık ilişkileri haddinden fazla. ancak kalkıp da dünya kupası zevksiz demesi gerçekten çok garip. günümüz futbolunda 12-13 kilometrelik toplam koşu tabloları çıkarken 1950 ve 1960 yıllarının futbolunun antrenmanlarını tangoyla yapan futbolcularını ve oynadıkları futbolu, günümüz futbolcuları ve oynadıkları futbolla karşılaştırmamalı kanaatimce.
    0 ...
  36. 233.
  37. 2 gündür abd'nin tarım politikasını,
    akp'nin türk çiftçisini ve türk halkını nasıl sattığını yazıyor!
    okumalı.

    http://sozcu.com.tr/2014/...lcin/yesil-devrim-645286/
    http://sozcu.com.tr/2014/...anin-buyuk-gunahi-646336/
    4 ...
  38. 234.
  39. rte ye teşhisi koymuş!

    --- alıntı ---

    Psi­ki­yat­rist Dr. Ce­mal Din­da­r’­ın “Bi­’at ve Öf­ke­” ça­lış­ma­sı var.
    Bir de… Prof. Dr. En­gin Geç­ta­n’­ın ki­tap­la­rın­da -isim ver­me­den- sa­tır ara­la­rın­da Er­do­ğa­n’­ın ki­şi­li­ği­ne iliş­kin müt­hiş sap­ta­ma­la­rı var. (“Rast­ge­le Be­n” gi­bi.)

    Olgunlaşmamış kişilik

    Ergenlik krizini atlatamayıp özerk bir varlık geliştiremeyen insan:
    - Saldırgan eğilimli oluyor…
    - Olaylar istediği yönde gelişmediğinde öfke nöbetleri geçiriyor…
    - Orantısız güç kullanıyor…
    - Farklı görüşlere tahammül göstermiyor…
    - Sürekli olarak isteklerinin karşılanmasını bekliyor…
    - Etrafındakilere aşağılayıcı davranışlarda-sözlerde bulunuyor…
    - insanları/arkadaşlarını sadece kendine nasıl yararlı olacağına göre seçiyor…
    - Herkesten daha akıllı-zeki olduğuna inanıyor…
    - Kendisine ait bazı özellikleri başkalarına yansıtıp eleştiriyor…
    - Kin duygusuna kadar uzanan dindirilemez öfkesi bir türlü bitmiyor…
    - Kazanmakla yetinmeyip karşı tarafın yok olacak derecede kaybetmesini istiyor…
    Yıkıcılık salt bunlarla sınırlı değil… Ortak insani değerler silikleştikçe, tarih de doğa da bundan nasibini alıyor! Kendisinden farklı gördüğü insanları sadece var oldukları için cezalandırmak istiyor!
    Değersizlik duygusundan kurtulamadığı için kendisini; yücelttiği insanların ya da siyasal sistemin devamı olarak görüyor; ve altında gördüğü insanları kendi uzantısı olarak algılayıp, öyle davranıyor.
    Ve işin özünde… Derin bir yalnızlığı vardır; “pazar yeri yalnızlığı..!”
    Oysa…
    Ergenlik sorunu aşmış, özerk bir varlık geliştirmiş kişi; dünyasını geliştirme-genişletme çabası içindedir.
    Özerkliğini edinememiş insan ise tanıdığı, gördüğü ya da duyduğu insanlar ötesindeki dünyaları merak etmez.
    Farkındalığı yoktur. Yaşam alanı sığdır.
    Ve aslında…
    Önemsemezseniz, yüceltmezseniz; onayına ihtiyaç duymazsanız karşınızda aslında hâlâ olgunlaşmamış bir ergen çocuk olduğunu görürsünüz!

    --- alıntı ---
    http://sozcu.com.tr/2014/...in/ruh-koku-sakat-671485/
    2 ...
  40. 235.
  41. biraz ceddimize değinmiş!
    anlaşılan sadece at sırtında fetih yapmıyorlardı!

    --- alıntı ---
    - Çaldıran Savaşı öncesi Şah ismail, Yavuz Sultan Selim’e içinde afyon bulunan bir altın kutu gönderdi. Bu afyon kutusuyla birlikte sunulan mektubunda Şah ismail; Yavuz Selim’e, “hakaret dolu mektubunuzu her halde afyon ile sarhoşken yazdırdınız” demek istemektedir!
    - Tarihçi Hammer, Yavuz Sultan Selim’in ölmeden önce çıbanların verdiği ağrıları hafifletmek için afyon kullandığını ve doktorların tavsiyelerine ehemmiyet vermeyerek kullanmaya devam ettiğini yazar.
    - Osmanlı padişahları arasında II. Murat, III. Murat ve IV. Murat’ın alkolle birlikte afyon kullandığı yazılmaktadır. II. Selim’in kullandığı da bilinir.
    --- alıntı ---
    http://sozcu.com.tr/2014/...i-esi-iffet-hanim-669931/

    sadece tıbbi sebeplerle kullanmışlardır!
    tabi canım!
    aksi muhafazakar demokrat yapımıza ters!
    1 ...
  42. 236.
  43. kurtlar vadisi'ni kurtlar vadisi yapan adamdı. o ayrıldıktan sonra dizi arka sokaklar'a döndü.
    3 ...
  44. 237.
  45. bugünkü yazısı şahanedir. okunmasını tavsiye ederim. her kelimesinin altına imzasını atası geliyor insanın. şöyle ki;

    --sözcü'den alıntı--

    Osman Nevres.
    Nam-ı diğer Hasan Tahsin…

    işgalci Yunan’a ilk kurşunu atan yurtsever…
    Yıl: 1911.

    Paris Sorbonne Üniversitesi’nde Siyasal Bilimler öğrencisi.
    italyanlar’ın Trablusgarp’a saldırmaları üzerine Avrupa’da Türkler aleyhinde propaganda yapılmaya başlandı; saldırgan italyanlar mazlum, savunmadaki Türkler ise zalim gösterildi.
    Osman Nevres, Trablus Savaşı’yla ilgili bir belgesel filmin Paris’in ünlü sinemalarından Olimpia’da oynandığını duydu. Heyecanla filmi seyretmeye koştu.

    Film başlayınca Osman Nevres yerinde duramadı. Çünkü, seyirciler perdede Türk askerlerini görünce yuhalıyor, italyan askerlerini alkışlıyorlardı.
    Osman Nevres dayanamadı ve oturduğu sandalyeyi perdeye fırlattı. Beyazperde boydan boya yırtıldı. Fransızca “ışıkları yakın” diye bağırdı. Seyircilerin korku ve şaşkınlık içinde bağırmaları üzerine makinist filmi durdurdu ve ışıklar yandı.
    Osman Nevres bağırarak şöyle dedi:
    “Benim sizlerden ne farkım var? Sorbonne Üniversitesi’nde okuyor ve sizin dilinizi konuşuyorum. Ben de Türküm. Türkler bu filmde gösterildikleri gibi vahşi ve zalim insanlar değillerdir. Onlar da en az sizin kadar uygardırlar.”
    Osman Nevres daha fazla konuşamadı; birkaç polis salona girdi. Gözaltına alındı.
    Götürüldüğü karakolda şöyle konuştu:
    “Ben vatanını seven bir insanın yaptığını yaptım. Fransa Hükümeti, Osmanlı Devleti aleyhindeki bu kampanyayı durdurmazsa aynı davranışı pişmanlık duymadan tekrar yaparım!”

    Bu girişi bakın neden yaptım…

    Türk’ün Türk’e düşmanlığı
    Adı, Russell Crowe…
    7 Nisan 1964 Wellington, Yeni Zelanda doğumlu.
    “Gladyatör” filmiyle Oscar aldı. Altın Küre ve Bafta ödüllerini de kazandı.
    Tanıyorsunuz; dünyaca tanınmış bir aktör…
    ilk yönetmenlik denemesinde bizden bir hikaye anlattı: Son Umut…

    Filminde; aynı zamanda başrol oynadı; Çanakkale Savaşı’nda kaybolan üç oğlunu aramak için Anadolu‘ya gelen Yeni Zelandalı çiftçi bir babanın hikayesini konu etti.
    Filme gittim. Şaşırdım…
    Russell Crowe gibi bir dünya yıldızı, ülkesinin hikayesini anlatırken bizim Kurtuluş Savaşı’mızla ilgili şu tespitlerde bulunuyordu:

    - ingilizler işgalcidir.
    – Yunanlılar katliamcıdır.
    – Mustafa Kemal Türkiye’nin geleceğidir.

    Kuvayı Milliye’ye katılmak için Ankara’ya giden Binbaşı Hasan’ın (Yılmaz Erdoğan) gözlerindeki ateş ile sözlerindeki umut yanaklarımı ıslattı.

    Belki ben görmemişimdir, bilemiyorum; ilk kez bir yabancı filmde bizim insanlarımız iyi-güzel-haklı gösteriliyordu.
    Bir haftadır film üzerine düşünüyorum.
    istedim ki filmle ilgili bir değerlendirme yazısı okuyayım. Yok. Bulamadım.
    Filmden önce neler neler yazılmıştı; tabii çoğu magazin olan.
    Film vizyona girdi; medyadan ses kesildi.
    Anladım; Russell Crowe büyük hata yapmıştı; Türkleri aşağılasa idi, medyada ne çok haber olurdu. Hayır, dış basını değil bizim medyadan bahsediyorum.

    Hiç yazılmadı değil; “Son Umut”un gişesinin kötü olduğu, Avustralya’da bile seyredilmediği gibi yalan haberler yaptılar!
    Fatih Akın’ın, Türkleri “Ermeni soykırımcısı” olarak gösterdiği “Kesik” filmiyle ilgili yazıları bizim medyada (ki kimi gazetelerde manşet bile oldu) okudukça şunu sordum; “Türkler, neden Türklere bu derece düşman!”
    Bunun üzerine gitmek zorundayız. Örneğin…
    işte ilyas Salman’ın büyük başarısı…
    87. Oscar Ödülleri’nde, “En iyi Yabancı Film” dalında yarışacak 9 film arasına giren “Mısır Adası” filminin başrol oyuncusu.

    Bu başarısı nedeniyle ilyas Salman’ı kaç gazetede ve TV’de gördünüz?
    Göremezsiniz… Çünkü; o bu ülkenin sanatçısı olmakta, düşüncelerini açıklamakta inat eden, bu topraklara bağlı bir devrimci. Türkleri aşağılamıyor itibarıyla, medyada yeri yoktur!..
    Medyanın bu halini salt siyasetle açıklamak kolaycılık olur.
    En iyisi bir uzmana danışmak…
    Hiç yakınma!

    Prof. Dr. Kerem Doksat…
    Psikiyatrist… (Babası rahmetli Prof. Dr. Recep Doksat da psikiyatristti.)
    2007’de yazdığı ve unutamadığım “Refleks Kırılması” adlı makalesini kısaca özetlemek istiyorum:
    “Rus fizyolog Pavlov, köpeklerine et verirken zil çalınca ve bunu çok kez tekrarlayınca, zil sesini işittiğinde et görmeden de hayvanın salyası akmaya başlar.
    Bu, ‘şartlı refleks’tir.
    Bir gün Pavlov’un enstitüsünü su basar; köpeklerin bazıları boğulur; kurtarılabilenler enstitüye toplanır. Pavlov zil çalar, köpekler hiç tepki vermez!
    Pavlov şu müthiş sonuca varır:
    Ağır travmalar, şartlı refleksleri ortadan kaldırmaktadır.

    Ağır travmalarda bizim de şartlı reflekslerimiz (milli duygularımız ve tepkilerimiz) kırılıyor.
    Emperyalistler sinsi savaşlarında psikoloji bilimini kullanırlar; etnik psikiyatrinin görevi; tehdit olarak gördüğü ulusların, ulusal bilinçlerinin, tarihlerinin ve benliklerinin sorgulanması, aşındırılması; kısacası milli duygunun yok edilmesidir.

    Bir ulusun, ulusal bilincini, ulusal duygusunu ve reflekslerini nasıl yok edersiniz? Bunun denenmiş, sınanmış bir yöntemi vardır: O ulusun tarihsel varlığını sorgulamaya açarsınız! Yani o ulusun tarihini yeniden tartışırsınız. Mesela, Türkler kendilerini kahraman bir ulus olarak mı görüyorlar? Onlara ne kadar korkak bir ulus olduklarını göstermek gerekir! Ya da Türkler Atatürk’ü çok mu yüceltiyorlar? Onlara Atatürk‘ün ne kadar sıradan birisi olduğunu göstermeye çalışırlar.
    Farkındaysanız son on yıldır böylesi bir dönemden geçiyoruz…
    işte psikolojik harp budur arkadaşlar…”

    Evet. Bu sözlerin yazarı sosyal medyada en çok saldırıya uğrayan bilim adamıdır!

    Sonuçta:
    Gazetelerini okuyorsunuz…
    TV’lerini seyrediyorsunuz…
    Ve sonra yakınıyorsunuz!
    “Son Umut” filmindeki Binbaşı Hasan’ın…
    Sorbonne Üniversitesi öğrencisi Hasan Tahsin’in mücadele ruhunu taşımıyorsanız daha çok ağlarsınız!

    --sözcü'den alıntı--
    5 ...
  46. 238.
  47. dürüst , çalışkan, vicdanlı, aklını kullanan, maddiyatla ilişkisi olmayan ve bu ülkenin gelecek nesilleri güzel bir ülkede yaşayacaksa bunun için yazan çizen düşünen gazetecidir. ergenekon kumpasını kuran şerefsizlerde olmayan ne varsa soner yalçın'da vardır.
    1 ...
© 2025 uludağ sözlük