yavaş yavaş yaklaşmakta olandır. artık geceler hafiften üşütür oldu. yavaş yavaş kapşonlular ortaya çıkıyor. yağmurlar da başladı mı tamamdır.
mesela bugün karşıdaki ağacın yavaş yavaş yaprak döktüğünü gördüm. ağaçların soyunmaya başladığı; bizim giyinmeye başladığımız dönem. en sevdiğim mevsim.
bir aşağılama olarak kullanılır bizim coğrafyada 'sanat, festival' filmi kavramı. tüm bunlara da tokat gibi bir cevap içeriyor 'sonbahar' filmi. filmi izlediginizde ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
umutsuzluğun, çaresizliğin yoğun olduğu bir coğrafyada geçiyor film. Yusuf adlı bir karakterin hikayesini izliyor, türkiye'nin politik sorunlarına da şöyle bir göz atıyoruz.
özcan alper'in harika lafıyla bitirelim: 'Her daim düşleri peşinde koşan, sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına..'
yapraklarını sindire sindire döken bir insan misali göz bebekleri sararmaya yakın kışa doğru. ne soğuktur, ne sıcaktır bölen huzurunu.
bir rüzgâr gelir değer ansızın sararmış yapraklara...
Hava bulutlu, güneş kendini arasıra gösteriyor. Dışarıda insanı ısırmayan bir serinlik var. Ağaçlar uykuya hazırlanıyor. Serin bir rüzgar evin için dolduruyor. Şu an tam bir sonbahar havası var dışarıda.
Çocukluktan gelen bir şey mıdır bilmiyorum; ama bana hep bir şeylere geç kaldığımı hatırlatıyor bu mevsim. Acaba daha kaç sonbahar görebileceğim?
Şu an yağmur yağıyor, hava kapalı, bulanık ve birazda sarımtırak. dışarıda beşerinin sessizliği ve heybetin gücü okunuyor. Harmanlamak gerek şimdi doğayı ve kendini; içsel ve dışsal tüm fırtınaların asaletine teslim olmanın tam zamanı. Hoşgeldin turuncunun en hüzünlü hali, hoşgeldin sonbahar.