battaniyelerin yerine yorganların, tişörtlerin yerine kazakların, şortların yerine pantolonların, spor çorapların yerine patiklerin, buz gibi kolaların yerine sıcacık çayların ortaya çıkmaya başladığı dönemdir.. kış " ben geliyom layn" dedikçe daha da bi hızlanır bu değişim.. keyiflidir evet.
nostaljik bir şarkıyı anımsatır , hüzün sarar etrafı...
Sen Gelmez Oldun...
Deyiptin baharda görüşelim
Bahar geldi geçti sen gelmez oldun
Yaradan eşkine ne olur dön
Kuşlar kondu göçtü sen gelmez oldun
Sen gelmez oldun, sen gelmez oldun
Sen gelmez oldun
Yarim gözleyirem, isteyirem
Sen gelmez oldun
Biz bu sonbaharda buluşacaktık
Bahar geldi geçti sen gelmez oldun
Taşlara mı döndü kalbin gelmedin
Aylar geldi geçti sen gelmez oldun
Sen gelmez oldun, sen gelmez oldun
Sen gelmez oldun
Yarim gözlerim yolda
Beklerim ama sen gelmez oldun
Demiştin kapına gelirim diye
Kulağım kapıda ses vermez oldun
Boşyere mi yemin ettik ikimiz
Kuşlar yuva kurdu sen gelmez oldun
Sen gelmez oldun, sen gelmez oldun
Sen gelmez oldun
Yarim gözlerim yolda
Beklerim ama sen gelmez oldun
şu yaprağı görüyormusun
düştü düşecek...
bir zamanlar oda yemyeşildi
tutunduğu dalda,renk renk çiçekler vardı
şimdi, rengi sararmış
yeşilden eser kalmamış
sonbahar onuda yıpratmış
dalından düştü düşecek
belki bir ruzgarın önünde...
çağlayana savrulacak
belki de...ayaklar altında ezilip,
tabiatın gereği toprağa karışacak
mevsim son bahar
acımasız...
her canlı gibi
dalından kopmak var.
bir sonbahar rüzgarıyla
savrula... savrula...
mutlak kara toprakta
yaşam son bulucak... *
"yaşasın! iyi gelmiş"tir. hüznü güzel yapan hüzne en güzel sarıyı katandır.
doğduğum mevsim olduğu kadar öldüğüm mevsim de olsun istediğimdir *
hazan, hüzün ve hazin son üçlüsünün vazgeçilmez bir üyesidir. eve öyledir.
soguk bir sonbahar günü, yine
o bomboş caddede karşılaşsak..
ayrı ayrı şehirlerde, herşeye ragmen
yan yana olsak..
saçlarım beyazladığında yine sen ol yanımda
son nefesimi alsam kollarında
aramızdaki uzaklık hiç farketmez
ne kadar kaçsan da ben hep bir adım yanındayım
ilerde dönmek istersen eski günlere
unutma ben hep bıraktıgın yoldayım
saçlarını savur rüzgara,
alsın götürsün seni..
kimseler bulaşmasın bana
yalnızım ben, yalnızlığımla
saçlarım beyazladığında yine sen ol yanımda
son nefesimi alsam kollarında
aramızdaki uzaklık hiç farketmez
ne kadar kaçsan da ben hep bir adım yanındayım
ilerde dönmek istersen eski günlere
unutma ben hep bıraktıgın yoldayım
aşkların belki de en zoru ve en unutulmazı yaşandığı mevsimdir.
hani bendeniz derya:
bir bilen olursa gelsin
bir duyan olursa gelsin
kim demiş yaşanmaz aşklar sonbaharda.
işte acılarla, tutkuların bileşke halini yaşandığı gözyaşı kadar ıslak bir mevsim.
yıllar geçtikçe hüzünlendiren, ölümü hatırlatan mevsimdir. ama beraberinde getirdiği hüzne rağmen, geçen gençlik yıllarını hatırlatıyor olmasına rağmen güzel, büyü gibi bir mevsindir sonbahar!
"ayva sarı nar kırmızı sonbahar
her yıl biraz daha benimsediğim" ( cahit sıtkı tarancı - otuzbeş yaş şiirinden...)
en sevdiğim mevsimdir sonbahar. anlatılmaz yaşanır derlerya...
madem ki geldi sonbahar'ın kimsesiz sesi
hiç bitmesin bu son süresi ömr-ü hazanın
yapraklar kaplasın yeri gelsin deniz sesi
hiç bitmesin bu son süresi ömr-ü hazanın
mevsim hazan henüz yeni gelmiş de gitmesin
yağmur yağarken sen hep yine yapraklarla in
rüzgarınla es bize sen istanbul için
hiç bitmesin bu son süresi ömr-ü hazanın
"sen hep sonbahar oldun, kış oldun.
hiç yaz olmadın ya da bahar.
oysa ben yaz yağmurum ol istedim
sınır bilerek beni ıslatmanı yalnız beni, diğer hiç kimseyi."
yeşilin yeşili kaybetmeye başladığında bir yaprakta yeşilin çerçevesidir.
uçuşan her ne varsa o rüzgarda bir tonudur bu cıvıl cıvıl vedanın.
bir sonbahar, sadece yaprak dökümü değildir. ömrün hayatın da ortaya dökülür.
kalanlar seni mutlu etmez, ömründen geçenleri görünce. hep orda kalmalıydı dediklerin şimdi nerde? bilemediğin bir dizi soru var ya aklında böyle, boşver.
sahi yapabildin mi hiç sen bunu? hiç, dediğinde yapabildin mi? sallayabildin mi? çıkarabildin mi?
hep söyleyemediğin gerçekleri getirdi sana boşverememen, hep.
işte en yalnız o zaman hissettin kendini. ve düştükçe yapraklar en hazan tonuyla senin yüreğindeki sonbahar depreşti; dökülmeye başladı sapsarı yapraklar.
sevmiyorum sonbaharı...kimse kızmasın, gücenmesin; sevmiyorum. iki tarafı ağaçlıklı bir yolda yürürken sararmış yaprakların dökülmesi, uçuşması etkilemiyor beni. o yapraklara bakıp hayal kurmuyorum. birinden ayrıldığımda da sonbahara bakıp hayal kuramıyorum.
sabah uyandığımda duyduğum kuş cıvıltıları gibisi yok, yapraklar sararmış dahi olsa, hava güzel,güneşli. üstüme bir hırka alsam yeter. evden çıkıyorum ki,hırkaya bile gerek yok. amma terliyorum. terledikçe etrafımda mutlu çiftleri görüyorum. ah çekiyorum. bazı ağaç altlarında oturan mutlu çiftleri görüyorum bu sefer de. yine ah çekerken, burnuma toz kaçıyor; hani sonbahar ya... ondan!
çok terlemişim, hava da esmeye başlamış. ter üstümde kuruyor. hırkamı üstüme alıyorum ama fayda etmiyor, rüzgar üşütüyor. sırtım yapış yapış... bir de o halde belediye otobüsüne binmek zorundayım. terliyim, pis görünüyorum ya, bu sefer de otobüsteki mutlu çiftler bana aşağılayıcı bakışlar atıyor. ah çekmiyorum; ayakta durduğum yerden uzanıp camı açıyorum. hani sonbahar,hava da rüzgarlı ya, arkadan kızın biri "aşkım ne çok esti ya" diyor ve sevgilisi bana "kardeşim camı kapatır mısın, çok esti". ah da çekmiyorum, pof da çekmiyorum bana da esiyor, iniyorum otobüsten. hava dengesiz, hani sonbahar ya... bir anda etrafı kaplayan karabulutlar rüzgara eşlik ediyor.
belli ki, havanın durumunu önceden kestirenler var... ya da sonbaharın kalleşliğini bilenler. ellerinde şemsiyeyle dolaşan insanlar onlar. meydanda banklarda simit yiyenler, deniz kenarını seyredenler var. ama hiç biri tek değil.
çift bunlar çift. rüzgar bile etkilemiyor onları ve ben bunları düşünürken ani bir yağmur bastırıyor. şemsiyesizim, sırtımda kuruyan ter bu sefer yerini yağmurun ıslaklığına bırakıyor. koşuyor da koşuyorum. şemsiyesini ortak kullananlara, bir montu ortak kullananlara kızıyorum koşarken, ıslanmıyor onlar.
eve ulaşıyorum, ev sıcak ama ben çok koşmuşum. bir hapşırık krizi, ani baş ağrısı saplanması, öksürük ve burun akması...
sonbahar, en yorgun donemidir bir yilin. hani su yeni yildaki gordugumuz yasli dede varya onun saclarina sonbaharda ak duser, sonbaharda huzune birakir ruhunu.
dunya kendi kendine sonbaharda sorar "napiyorum ben, bunca zamandir nedir bu acelem" der ve sonra biraz yavaslar, sonbahar acilari bu yuzden hic bitmiyecekmis gibi gelir insana. daha sonra rengi degisir doganin doker yapraklarni agaclar.
kader ise ne dunyayi kirmak ister ne de omrunun sonuna gelmis yili, uzulur olumu dusunur, onun ici acir bizimkini de acitir. ne karsi koyabiliriz ne de bir itiraz edebiliriz.
bahar yeniden gelicektir bunun umududur icimizdeki belki 2. bahar ama askin her turlusu baharda calmaz mi kapiyi...
sonbahar -ki acının değişmez dipnotudur-
sesinin solgun göğünde
küçük bir yıldızla bir harfi tutuşturur.
savrulur her yana kavruk kelimelerle,
yüreğini acıyla buruşturur.
bakışının pasıyla zırhlanan dünya,
binlerce pıtrak yapıştırır yüzünün kumaşına
sonbahar -ki doyumsuz bir aşkın sonudur.
yaprakların yeşil renginden sarıya dönüşüp, binlerce farklı tonda renk görmenizi sağlar bu mevsim. güzeldir hoştur. birde yağmur çiselerse bakma keyfime. elinde kahve pencereden saatlerce izlenir. eskilere dönülür.
yazla kış arasında kalmış bir mevsimdir.
yazla kış arasında kalmış diğer bir mevsim de ilkbahardır. ancak, ilkbahar, kışı geride bırakıp yaza "merhaba" demek olduğundan pozitiflik içerir, malum güneş ışıkları, yenilenmişlik, tazelik, sıcak hava vs.
ancak, sonbaharda tam aksi bi durum söz konusudur: yaza "güle güle" deyip kışa "merhaba" demek zorunda olduğumuzdan, hüzün, mutsuzluk, depresyon gibi şeylere sebep verebilir. güneş ışığı terkeder bizi, yapraklar parıltısını yitirir, kurur, sararır, solar ve dökülür. ışık azdır, bunun yerine karanlık ve bulanıklık hakimdir.
ilkbahar ne kadar yeniden doğmak gibiyse, sonbahar da biraz ölümdür.
sonbahar sabahları biraz ıslak olur, selpakla kıçını siler eylül,Fahişelerle, güvercinlerin dostlugu, cok iki yüzlüce. Sapkın şarkıların, tellerine konmuş civciv annesi. Sonbahar sabahları biraz kancık olur. Depresif yazın, biraktigi tüm aci kalıntılarının ustune sıçmak isterken ve bijon anahtarıyla kafanı parçalamak isteyişimin, sonbahar sabahiyla ilgisi var.