Ömürden bir yaz, daha bitti,
Elimde, hüzünlü bir sonbahar var şimdi,
Söyleyebildiklerim bitti,
Söyleyemediklerim dökülür belki,
Şimdi ömrün hazan mevsiminde,
Sonbahar yaprakları misali…
Mustafa Murat Güngör
19.10.2015
Gökyüzünün bazen açık ve güneşli olduğu, sonbahar günleri büyük bir coşkuyla yaşanır buralarda. Bunalımlı yaz günleri, kışın huzuruna dönüşmeden önce sarı bir şölen, bir köy düğünü havasında geçen günleri yaşatır. Güz, hazan ve bağ bozumu isimleriyle de çağrılan bir festivaldir, kışa mahkum dünyanın son gösterişli defilesidir. insanın aklına sonsuzmuş gibi gelen koyu mavi gökyüzü; altındaki her şeyi bir annenin şefkatiyle kucaklar sanki. Yeşil, sarı, turuncu, kırmızı, kahverengi ve bunların belirli bir oranda karışımı olan tonlarda renklere sahip yapraklar dökülür yollara, banklara, dere kenarlarına ya da eski bir evin çatısına. Kayın, kestane, gürgen, ıhlamur, akçaağaç, karaağaç, meşe ve kızılağaç yavaş yavaş çıkarır elbisesini.
Renk dağılımları da çeşitlilik gösterir. Bazen belirli bir ton yoğunlaşır, bazen de karmakarışık olur her renk. Çayırlar yamaçları çepeçevre kuşatmıştır fakat onların da ilkbahardaki gençlikleri kalmamıştır. Bazı küçük ağaçlar sanki sıkıntılardan kurtulmak için, daha huzurlu olmak için çoktan yapraklarını dökmüştür bile.
Büyük metropollerin, şehirlerin hatta kasabaların tüm gürültüsünden, pis havasından ve kurşun rengi dünyasından oldukça iyi gizlenmiş bir yerde, kadınlar, erkekler, çocuklar, inekler, köpekler, kediler, kuşlar, ismini bildiğim ve bilmediğim tüm böcekler, kelebekler, diğer yaşayan, hisseden, hayatta olan, nefes alan, ılık havayı tüm hücrelerine kadar soluyan her canlı varlık, yağmurun tozunu sindirdiği toprak yollar, şuursuz taşlar, musluğu damlatan beyaz badanalı tüm hayır çeşmeleri, çocukluğumda yüzdüğüm ve şimdi üzerine daha keskin gölgeler düşmeye başlayan dereler ; nasıl bir umut, hoşnutluk, memnunluk, minnet ve dinginlikle karşılar değişimi. Sevinç kokar hava, içinde bulunduğu tüm boşluktan tam anlamıyla hoşnut olur her zerre.
Tüm bunlara uzak, sınırlı idrak ve anlayışa sahip birçok insana önemli dersler verir aslında sessizce. Çoğu insan için hüzündür bu, bazıları içinse yalnızlık, bazıları; insanların da dökülen yapraklar gibi olduğunu düşünür, bazıları rengi değişen gökyüzünü ve soğuyan havayı yaşlanmak gibi algılar, bazıları için ölüme yaklaşmaktır, hayatın gücenmesidir, umutsuzluk ve üzüntüdür. Bazıları için kaybolan yıllar, geçip giden gençlik, uzakta kalan neşeli ve güzel günler, heyecan ve coşkuyla şu dünyaya kafa tutulan zamanların anıları pişmanlık duygusuyla birleşip manevi kaynaklı ıstıraplara dönüşür, mevcut durumda dünya yaşamının kaçınılmaz bir ögesi haline gelir.
Özellikle öğleden sonraları yola çıkmak gerekir. Çünkü bu mevsimde günün en güzel zamanı; olanca cömertliği ve gücüyle güneşin insanı ısıtmaya çalıştığı bu saatlerdir. Patikalardan yürüyerek toprak yollara, sonra oradan ağaçların arasına ve doğruca ormanların her yerini görebilen büyük meydanlara ulaştırır gün bizi.
Biten günle, aydınlık, karanlığa, sarı, yeşil, turuncu, kahverengi yapraklar ve koyu mavi gökyüzü siyaha döner. incecik, zarif ve güzel görüntüler kaybolur. Işık yok olur. Günün coşkulu gürültüsü sessizliğe, derin bir uykuya döner. Kuşlar da susar. Dere, dağdan aldığı suyu çoktan denize boşaltmıştır...
mevsimlerin olgunu hayat gibi yaşlılıktan bir önceki evreyi temsil eder. kurumuş sarı yapraklarla yolları süslerken yağan yağmurlar eşlik eder. ince ince hissettirir kışı. bir sahilde oturup çay içmeli hırçın dalgaları izlerken. ıssız sokaklarda dolaşırken geçen o anı yaşamalı. bu hayat bir daha verilmeyecek. kıymetini bilmeli.
Geldi gönlümün efendisi, hayatımın anlamı, yaşama sevincim...
Gece evi ısıtmaya gerek olmadan yorganla uyursun, dışarı çıkınca üstüne ince bir ceket alırsın ve hiç terlemezsin. Arada yağmur yağar, hafif bir rüzgar eser... bir mevsimden daha ne isteyebilirim ki?