Köhne sınıfa ilk adımımı attığımda kavrulmuş yüzler ve meraklı bakışlardan saklayamadım heyecanımı. Hapishaneyi kendi içlerinde taşıyan yirmi kadar çocuk görünümlü büyük adamla karşılaştım. Sözcükler onlar için birer oyuncaktı. Çoğunun yüzüne bakmaya , anılar yatağı olan gözlerini, okumaya cesaret edemedim. Onlar için geçmişin kabuklarını soyunup gezmek , utançtı. istedikleri tek şey belki de sadece çocuk olabilmekti. Yaşadıkları herşeyi hep bir ağızdan anlatmaya başladılar. benden uzak hayat mücadeleleri içten içe rahatsız ediyordu beni. Sağanak bir hüzün kapladı benliğimi. Sanırım ben çocuk masumiyetinin kaybolmayacağına inanan hayalperestlerdendim. Sevgi yeter sanıyordum onlara . Ve tabiki o çocuk evindeki her büyük gibi gurur duyuyordum kendimle. Unutulmuş heyecanlarını canlandıracak , geçmişin verdiği burukluğu unutturacaktım onlara. O anda tüm kapılarını kapattılar yüzüme. Hiç yaşanmamış bir hayatın özlenmeyeceğini bunun yalnızca acı verebileceğini bilebilecek kadar olgun , ufacık bir bakıştan yaralanabilecek kadar çocuktular daha. ilk günlerde herşey akıp gidiyordu. Bense şaşıyordum. Onlarsa benim şaşkınlığımı arttırmak için mucize sandıkları eserler koyuyolardı önüme, birbirleriyle yarışarak inciterek. Şaşkınlığım azaldıkça sayıları da azaldı. Hayatlarının , yarattıkları hikayelerden ibaret olduğunu anlamaktan korktular belki de . Sahilin iki sokak üstündeki yıpranmış binanın sırlarını sakladıkları yegane yerin büyüsünü bozmamdan çekindiler kimbilir... Gün geçtikçe ağırlaşıyordum, kaldırabileceğini sandığım hayatın başka yüzlerini keşfetmek sandığım kadar kolay değildi. Bir gün kendi dünyama sığınmış, sessiz bir köşe bulmaya çalışırken boğucu Kadıköy sahilinde , kendi adımın haykırışını duydum. Karşımdaki yurdun korumacı havasını üstünden sıyırıp evinde misafir ağırlıyormuş gibi kendinden emin bir edayla yüzüme bakan 15 yaşındaki küçük dev adamlardan biriydi. Saklamaya çalıştığı bali torbasını fark ettiğimi anlayınca tek kelime etmeme fırsat vermeden ne sanıyordun işe yarayacağınımı diyerek uzaklaştı yanımdan.Bu yolla kurtulabileceğimi sandığım işe yaramazlık duygusu büyük bir arsızlıkla sardı içimi . Umutlarla oynadığımı farkında olmadan sözler vermiştim onlara , hiç bırakmayacaktım onları , biran için düşlerimizde rastladığımız geçmişte kalmış manzaralar ya da yüzler ... A rtık ben onlar için münasebetsiz bir ayrıntıyım. Hayatlarındaki herkes gibi vicdanımdaki birer sızı onlar. Gerçeklerden uzak zamanlardı . O zamanlar daha güçlüydük. Sevgilinin kollarında birer devdik , gelecek hiç yoktu geçmiş ise içimizde . Umutlarla oynadığımızı farkında olmadan oynadık oyunumuzu ve çekildik...
hikayeleri farklı, yaşadıkları yer aynı olan çocuklardır. ortada bi suç vardır ama kime atılacağı, ya da kimlere hangi oranlarda bölüştürüleceği bulunanmamıştır hala. onları bırakıp giden anne/babalarda mı, devlette mi, bizde mi... her şey bi tarafa, ankara'nın buz gibi havasında, gece 10'da, 7 yaşındaki çocuk selpak satmıyor mu, o koyuyor işte..
Bir yanda,,
öncesinde tıka basa hamburger yiyip, şimdi de taşımayacağı kadar patlamış mısırı döke saça aşırarak obez olmaya aday, seyredeceği son teknoloji animasyonu izlemek için sinema salonuna koşar adım giden, baştan aşağı markalarla bezenmiş pek gösterişli kıyafeti taşıyan hiperaktif çocuklar...
diğer yandan
sokak çocukları ...
Neden sokak çocukları inceden inceye bir sızı hissettirir yüreğimizde? Sık sık göremediğimizden mi böyle manzaraları yoksa görmemezlikten geldiğimizden mi ya da daha da kötüsü, görüp de umursamadığımızdan mı?
sokak çocuklarının tek eğlencesi, havası ayaz, taşları kırık, kaldırımları pis, rengi gri bir bilinmez şehirde annesinin satmaya çalıştığı mendillerin üzerindeki Limon ile Zeytin in maceralarını seyre dalmak mı? Öyleyse bile onun için en iyi animasyon yapımlardan bile daha eğlenceli olmalı bu.
Şuan Ankara da yağmur var, hava da epey soğuk.
Umarım sıcak bir yerdesindir elif...
hayata en kötü ve en zor yerde başalmış, ömürleri sıcak bir yatak görmeden geçmiş, toplum tarafından itilmiş, horlanmış, insanlar tarafından sürekli seri katil, hırsız, gözüyle bakılmış çocuklar. nedense hiçbir kimse onların neden orda olduklarını veya onlar için ne yapılması gerektiğini sorgulamazlar sadece onlara iğrenen gözlerle bakarlar, halbüki iğrenilcek durumda olan kendileridir...
suçlu kim,yanlış nerde ve nasıl yapılmış konusunda devlet,aile çevre üçgeni içerisinde dar alanda kısa paslaşmalar yapılan ama golü atmaya kimsenin gücünün yetmediği çocuklar.keşke elimizde bir imkan olsa çekip çıkarsak onları o hayattan da hem yüreği donuk hem bedeni donuk insan düşmanı insanlarımız kardeşlerimiz olmasalar da bizim gibi olsalar ,artık üşümeseler de geleceğin mühendisleri,doktorları,öğretmenleri,işletmecileri olsalar...ah keşke..
yarınlar sizin
boyunları bükük
yüzleri soluk
ve yanakları çökük çocuklar
yarınlar sizin
siz kuracaksınız
sıska kollarınız
çökmüş omuzlarınız
ve nasırlı ellerinizle yarınları
yarınları siz kucaklayacaksınız çocuklar
yarınlarsız...
şimdi
sırtınıza iyi oturtun simit tablalarını
ve sıkı tutun çocuklar sımsıkı tutun
boya sandıklarını
önceleri ağrıdı epey sırtınız
kızardı soğuktan bembeyaz tenleriniz
alıştığı gibi yırtık ayakkabılarınızın
taşımaya sizi
siz de alıştınız çocuklar
alışmalısınız
eşeleyin çöp bidonlarını
kollarınızın yettiğince
inin derinlere dibe
en dibe
sıkın gevşemiş vidaları küçük ellerinizle
ve dönerken akşamları babanıza annenize
koltuğunuzun altına iyi sıkıştırın ekmekleri
kitap taşır gibi yapın çocuklar
kitap taşır gibi
bir okul dönüşü evlerinize
yarınlar sizin
yüzleri soluk
elleri nasırlı
ve boyunları bükük çocuklar
Yarınlar sizin
yarınlar sizin çocuklar
yarınlar sizin
çünkü en çok
size mahcup yarınlar
genel olarak insanların her zaman dışladıkları ve tersledikleri ama bir adam gibi konuşmayı deneseler ;
ne kadar zararsız olduklarını görecekleri çocuklardır.
hepimizin kardeşi ya da çocuğudur.
onların ne sıcak bir yuvaya, ne de koşup oynayabilecekleri arkadaşlara ihtiyacı vardır. sermayeleri kirli ellerin arasındaki kağıt mendillerdir. bir bölümünün evde bekleyen kızgın bakışlı baba, veya abileri vardır. o bakışların verdiği korkuyla akşama hatta geceye bütün mendillerinin satılması gerektiğini bilirler. bazen bir simitle bazen de 2 topu geçmeyen dondurmayla kendilerini ödüllendirirler. yetişkin insanların yürürken tedirgin olduğu karanlık sokaklarda gönül rahatlığıyla dolaşırlar. tehlikeden, mikroptan, bakteriden, hayvandan, araçtan, ayyaştan korkmazlar. kanatlı varlıklar tarafından korundukları için korkmalarına da gerek yoktur. kire, çöpe pisliğe bağışıklık kazanmışlardır.
yaşları ilerledikçe kanatlı varlıkların korumalarıdan yavaş yavaş uzaklaşırlar. sonra hayattan bağımsız, bağımlılık yaratan maddelerle tanışırlar. suça yönelir bir bölümü. yaşadıklarından dolayı içlerindeki merhamet duygusunu körertirler. ilk dönemlerde "can yakmak" canlarını acıtsa da, sonrasında umursamaz olurlar. akabinde bir bölümü, can-namus düşmanı, hırsız, vatan hayini, terörist, bir bölümüde kendine düşman olur.
hayata gelmeleri kendi tercihleri olmadığı gibi ,sokak çocuğu olmayı da kendileri seçmezler. bu ünvanı onlara bizler veririz. ve her ne kadar yaşayacakları her şey kaderleri olsa da o kötü kadere zemini bizler hazırlarız.
turkiye'de 40.205 adet oldugu devlet bakanı tarafından açıklanmıs olan bu cocukların
1165i okula baslatılmıs,
5079unun okula donmesı saglanmıs,
11.268i ailesine teslim edilmis,
334u ayrıldıgı isine dondurulmus,
6020si sosyal yardım altına alınmıs,
841 tanesinin ailesine para yardımı yapılmıs,
177 tanesi koruma altına alınmıs, (kelaynak sanki bunlar)
15.321 tanesi icin hic bir sey yapılamamıs.
ve bu cocukların 3057si uyusturucu bagımlısıymıs..
elinden tutulası ve karnı doyurulasılardır. insanların acıyarak, kendi duygularıyla yaptıkları mastürbasyona malzeme olan çocuklardır bunlar kimse boyle bir yasamı istemez.
2000li yıllarda ilgi çekici konulardan birisi de, dünya teknolojik olarak inanılmaz gelişmeler gösterirken, korunmaya muhtaç ya da özel hizmet götürülmesi gereken çocukların sayısının, gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere, dünya genelinde artış göstermesidir.
bu çocuklara baktığımızda; evde dayak yiyen, sonra bu şiddete dayanamayarak sokağa kaçan, burada da suça itilerek yaşayan çocukların olduğunu görmekteyiz. bu çocuklara sağlık dışı koşullarda çalışan çocukları da eklemek gerekir. hepsinin ortak özelliği bulundukları yaşın gerektirdiği yaşamı yaşayamamaları ve en çok gereksinmeleri olan ev sıcaklığından, ebeveyn ilgisinden, oyun oynamaktan ve sağlıklı beslenmeden yoksun olmalarıdır.
risk altında çocuklar değerlendirmesinde en önemli etken, çocukluk dönemlerinde yaşlarına uygun olmayan, tehlike ve riskleri içeren bir yaşam içerisinde olmaları gelmektedir. her çocuğun doğal hakkı olan yaşına uygun bir yaşam yaşama boyutunun bu çocuklarda gerçekleşmediği gözlenmektedir. gelişimin temel kurallarından olan her çocuk yaşının gerektirdiği yaşamı yaşamalıdır ilkesinin bu kategoride yer alan çocuklarda gerçekleşmediği görülmektedir. oyun çağındaki çocuğun oyun oynaması, okul çağındaki çocuğun okula gitmesi gerekirken, bu çocukların, yaşamlarını başka şekilde tehlikeli ve gelişimlerini engelleyen boyutlarda geçirdikleri görülmektedir.
risk altındaki çocuklar başlığı altında en sık karşımıza çıkan başlıca 4 grup görülmektedir: sokak çocukları, suça itilen çocuklar, çalışan çocuklar ve istismara maruz kalan çocuklar.
bizler ülkemizdeki daha küçücük elleri korumakla yükümlüyüz bizler bu çocukların suç oranını %50 ye kadar indirmek için herkesten destek istiyoruz çocuklarımızı sosyal etkinliklere ilgi alanlarına göre yönlendirmek onlarında kaybeden değil kazanannlar olduklarını belirtmek istiyoruz uzman psikokoklarımızdan bir kaç tanesiyle görüşme fırsatını elde ettik bizlere seve seve yardım edebileceklerini ifade ettiler bu çocukların ruh sağlıklarını ne kadar çabuk düzeltirsek suç oranı azalır verimli insan sayımız artar sizde destek verin sitemizi ziyaret etmeniz dileğiyle