ideoloji, iktidar, postmodernizm ve medya-siyaset-toplum-sanat ilşikisi üzerine yaptığı müthiş tespitlerle beni mest eden modern çağın en büyük düşünürlerinden biri. boğaziçi üniversitesi'nde katıldığı sempozyumda yaptığı konuşmalarla büyük beğeni toplamıştır. konuşmasının bir yerinde isviçre'nin minare yasağı ve ab-türkiye ilişkileri üzerinde bugün can dündar'ın yazısında alıntı yaptığı gibi şu açıklamalarda bulunmuştur;
Avrupa'nın kafası karışık. Ne olmak istediklerinden emin değiller. Karar veremiyorlar. Köktendinciliğin kalesi bir Hıristiyan kulübü mü olmak istiyorlar? Bu aptalca referandumlar, kendi iktidarsızlıklarının, yeteneksizliklerinin göstergesi... Siz bu kafa karışıklığının mağdurusunuz. Bunları dikkate almayın. Avrupa'nın tazelenmek için bir şoka ihtiyacı var. Onu sarsın! Batı dünyası gençleşip yenilenecekse bu, Türkiye gibi ülkeler sayesinde olacaktır.
* * *
--spoiler--
ayrıca kendisini marksist olarak tanımlamasına karşı zaman zaman marks ile ters düşer . kendisine ait olan "ideolojinin yüce nesnesi" kitabında marx'dan güzel bir ideoloji tanımı alıntısı yapar ve iyi bi ayar verir . marx der ki; "bilmiyorlar ama yine de yapıyorlar" ,zizek der ki; "biliyorlar, ama bilmiyormus gibi yine de yapiyorlar".
eski etik normların bizlere yetmediği bir çağa giriyoruz. birçok alanda, ekolojiden, entelektüel mülkiyete kadar "sıfır" noktasına yaklaşıyoruz. insan olmak ne demektir; sorusundan başlayarak bir çok şeyi yeniden tanımlamalıyız demiş adam.
enteresan adamdır.
bazen her sikin altında felsefi bir görüş yattığına bazen de her felsefi görüşün altında bir sik yattığını barnah basar.
fazla modern kaçıyor bu adam. filozof değil de faylozof olur bundan.
konferanslarda konuşmacıyken elini sürekli olarak saçına ve yüzüne götürüp tribe giren, özünde topluluk önünde konuşmayı pek sevmeyen sloven marksist filozoftur.
bir röportajında "felaket filmlerinde beni etkileyen şey büyük bir felakete yol açan olayların nasıl da aniden toplumsal işbirliğini sağladığıdır. ırk ayrılıkları bile ortadan kalkıverir. independence day'in sonunda yahudiler, araplar ve zencilerin bir araya gelmesi çok önemlidir. felaket filmleri günümüzde hala iyimser kalabilen tek sosyal olabilir" şeklinde bir şeyler söyleyerek yardırmış kişi ya da kurum.
the guardian muhabirinin " what is your greatest fear" sorusuna şu cevabı vermiştir kendisi: to awaken after dead, that's why I want to be burned immediately
Dikkate değer birçok konuya değinen, solcu entelektüeldir.
'Günümüzde piyasa, kötü huylu özelliklerinden arındırılmış ürünlerle dolu:
Zengin Kremalı, Yağsız Krema..
Gayet Bira, Alkolsüz Bira..
Kafeinsiz Kahve..
Sanal Seks, Seks Yapmadan Seks..
Kimsenin Ölmediği Harp Sanatı (tabii bizim taraftan kimsenin)..'
hitchcock, stephen king, korku, bilimkurgu ve dedektif öyküleri, popüler romantik romanlar, günümüz kitle kültürü, stalinist pornografi, biçimsel demokrasi, sonra lacan, hegel, kant, sade ve diğerlerini harmanladığı zizek usulü "yamuk bakmak" kavramının işlendiği "yamuk bakmak" kitabıyla kalbimde yeri olan yazar.
5-6 ay öncesine kadar gerekli gereksiz birçok konu hakkındaki yazıları ve makaleleri havalarda uçuşan lakin tunus'ta başlayıp diğer birçok islam ülkesine sıçrayan dünya siyasi tarihi açısından bu çok önemli olaylarla ilgili iki kelamı esirgemiş ayıb etmiş bi abimizdir.
her şey tamam lakin konu doğu toplumları olduğunda durup kalan hamili * gibi o da doğu toplumları ile ilgili derinlemesine analizlerden kaçınmaktadır. merak ediyorum bunun asıl sebebi nedir? oryantalizme ya da kültürel ben-merkezciliğe düşmemek mi yoksa tanrı'nın bile dışladığı doğuluların sağının solunun belli olmamasından mıdır?
kitapları encore ve metis yayınlarında bulunmaktadır. encore yayınlarının cep boy olarak basmasına bir anlam veremedim ya arkadas sart mı cep boy.
(bkz: kieslowski ya da maddeci teoloji)
programda wikileaks hakkında yaptığı yorumlama ise;
''bazı arkadaşlarım wikileakse kuşkuyla yaklaşıyor, yeni ne öğrendik ki? diyorlar. şöyle bir örnek vermek istiyorum: kocası tarafından aldatılan bir kadının bunu birinden duyduğunu düşünün. bir de kocasının o kadınla sevişirken bir resmini gördüğünü... hangisi daha etkili? şimdi gerçek hayata dönelim: hatırlayın, bir kaç yıl önce srebrenitsa katliamı sırasında sırpların boşnak mahkumları vurduğunu gösteren bir video çıktı ortaya ve bir anda herkes şok oldu. aslında yeni bir şey öğrenmemiştik. işte bildiğini sanmakla gerçekten bilmenin ve anlamanın farkı. bu pis işlerden sorumlu devlet görevlileri bize evet, orada bazı istemediğimiz şeyler oluyor ama niyetimiz iyi dediği zaman gerçekten o kadar uzaklaştırıyorlar ki bizi. birtakım soyut söylemlerle halkı bilgilendiriyormuş gibi yapıyorlar, örneğin işkenceyi meşrulaştırıyorlar. işte wikileaks bunu değiştirdi. julian, marksistlerin tabiriyle burjuva basının bizim neyi öğrenip neyi öğrenemeyeceğimizi belirleyen diktelerini yıkıyorsun. çok daha radikal bir şey yapıyorsun.''
lacancı pikanalizi, politikayla, kültür sanatla, ekonomiyle, popüler kültürle güncelleyen adam. son zamanlarda osmanlı ile ilgili söyledikleriyle "yeni oryantalizmin" sözcüsü deniyorsa da hakkında, bence içinde bulunduğumuz çağın en deha şahıslarından birisidir. şöyle bir yamuk baktım, evet, öyle!
wikileaks hakkında kral çıplağı bağırarak söyleyen sitedir demiş filozof. julian assange için ise kralın çıplak olduğunu bağıran çocuk tanımlamasını kullanmıştır ki çok doğrudur. michael moore ile bir bağlantısı var mı merak ettim şimdi.
"We learned nothing new really from WikiLeaks," he tells me later. "Julian is like the boy who tells us the emperor is naked until the boy says it everybody could pretend the emperor wasn't.
"Sovyetler Birliği döneminde bir muhalif, Gulak'a sürgüne gönderilecekmiş.
Yola çıkmadan önce arkadaşlarına, 'Size şimdi basit bir şifre anlatacağım, onu kullanarak yazışırsak her şeyi açık konuşabiliriz' demiş.
Mektuplarımda mavi mürekkep kullandığım bölümler zorunlu yalanlar olarak okunsun. Bunun yanında kırmızı mürekkeple yazılan bölümler doğruları söylediğim bölüm olarak alınsın.
Bunun üzerine anlaşmışlar ve sürgün başlamış. ilk yazdığı mektup arkadaşlarının eline ulaşmış. Bir bakmışlar ki kırmızı mürekkeple yazılmış tek bir cümle bile yok. Şöyle diyormuş adam mektubunda:
Burada her şey çok güzel, rahatımız çok yerinde. Yemekler enfes, kadınlar da çok güzel, hayat çok güzel. Sadece tek bir sorunumuz var. Burada kırmızı mürekkep bulunması imkânsız, her renk var, bir tek o yok."
Zizek bunu anlattıktan sonra protestoculara, "Siz Amerikan kapitalizminin kırmızı mürekkebisiniz" demiş ve büyük alkış almış.
kendisini dinleme fırsatı bulmayanlar bu dünyada yaşadım demesin. canlı izleme fırsatı bulamıyorsa video dan belgesellerden bulsun izlesin. hayatın sırrını mı aradınız bugüne kadar? işte sır bu adamda gidin ve alın.
şu anda cnntürk de, cüneyt özdemir in sunduğu soru yorum programında fena bi performans göstermeyen modern zamanların kötümser filozofu.
özellikle dünyanın geleceğine dair tespiti benim için yeni birşey. evet herşey her sene daha kötüye gidiyor ama nasıl bi kötüye gittiğimizi somutlaştırdı zizek.
eski komünist sistemlerin en iyi kapitalist uygulayıcılar olduğunu söyleyerek (çin falan) kapitalizmin demokrasiden ayrışmaya başladığını ve zamanla dünyanın çin e benzeme ihtimalinin olduğunu buyurdular kendileri. yani daha bişey görmediniz diyor.
eşcinsel olabilirsiniz ve bu yüzden şu anda olduğu gibi ayrımcılığa maruz kalmayabilirsiniz, belki daha fazla özgürlükleriniz de olabilir ama hayatta kalmak o kadar zor olur ki kullanamadığınız bi dünya özgürlükle yaşamak zorunda kalırsınız şeklinde anladım ben.