bu ülkede bununla ilgili ufak da olsa bir yorum yapmanız yaftalanmanıza sebep olur. hemen ocu bucu olursunuz. siyasi parti desteklemenin, takım desteklemekle bir tutulduğu bir ülkede oturup iki kelam laf etmenin, tartışıp bir şeyleri geliştirmenin yolu yoktur ki. varsa yoksa sidik yarışı o ona bunu dedi yok şu böyle bilmemne çocuğu falan filan. oğlum ne zaman sıkılıp bir son vereceksiniz şu sığ atışmalarınıza?
mide bulandırıcı insan icadı. yalan söylemeden, insanlara yalakalık yapmadan, arkadan iş çevirmeden asla yapılamayacağını düşündüğüm eylem. ne kadar iyi siyaset yapılırsa yapılsın asla herkes için iyi bir şey yapılamaması da mantıklı olsa da üzücü.
insanların birarada yaşamak istemesinden kaynaklanan sorunları düzenleme, insanları yönetme sanatı. kitleyi idare etmek için yapılanların tümü de denebilir.
ekseriyetle, kültürel altyapısı vasat, bir şekilde sivrilmek isteyen; yaşları 18 ila 30 arasında değişen gençlerimizce soyut olarak sürekli sohbet konusu olmaktadır.
israil tarihini lübnan ve filistin, amerika tarihini afganistan ve ırak işgallerinden ibaret sanan bu gençler, saldırgan politikaların tarihsel backgorundunu bilmezler. kan akıyorsa, faşizanlık vardır onlara göre.
sen bize, felsefeden, teolojiden, tarihten, haber ver; yüzeysellikten kurtul.
yoksa, sokaktaki seyyar armut satıcısı da: "tayyip devletin amına koydu bıraktı ya!" yorumunu yapıyor.
halklar insanlardan oluşur. ve insanlar kendilerini en çok suistimal edenin yolundan giderler. ona tapma eğilimi gösterirler. bunun izdüşümünü de en çok siyasette görürüz. özellikle az gelişmiş ve düşünmeyi rafa kaldıran toplumlarda bu esastır. eğitimli toplumlar da kapitalistlerin ve faşistlerin koruyucusudurlar fakat bunda çıkarları çerçevesinde bilinçlidirler. bunu din, dil, ırk, mezhep gibi vasıfları, daha doğrusu insanlıkları sömürüldükleri için yapmazlar. her yönüyle bölünmeye açık, az gelişmiş ve eğitimsizlikte bu kadar ısrarlı bir toplumun ta menderes zamanından sömürülmesi ve satılması enteresan değildir. bunun izlerini kore'de de görebilirsiniz, dünya'da emperyalistlerin savaş çıkardığı başka bir üçüncü dünya ülkesinde de. ama bu demokrasidir ve halkın tercihidir. gelgelelim her rejim gibi demokrasinin de sökükleri vardır ama yamaları yoktur.
insanın insanlığını keşfedişinden beridir keskin ağzı yukarı dönük çember şekilli giyotindir. en uçarı adamı da en yavşağını da en onurlusunu da onursuzunu da aynı şekle sokar - kendine benzetir.
2000'e kadar beni seçerseniz yol, su, elektrik, okul vb yaptıracağım söylemlerinden ibarettir.
Milenyumdan sonra halkım bunu yutmaz, benim milletimi kandıramazsın, sıkıyorsa erken seçime gel vb. söylemlerden ibarettir.
Türkiyenin gerçek objektif ve halkını seven parada gözü olmayan dürüst bir siyasetçiye, başkana ihtiyacı var. bunu Atatürkten başka kimse başaramamıştır. ben siyasetçi olursam eminim ki ben içeri alırlar.
geçen gün bülent arınç, kılıçdaroğlu'nun somali'ye gitmesi üzerine "kılıçdaroğlu'nu kutluyorum. ne kadar güzel fedakarlık. gözünün yaşını silmek ne kadar güzel. bu bizim milletimize hastır. osmanlı'da da, cumhuriyette de var." gibi övücü sözler etmişti.
arınç'ın geçmişinde bu tarz övücü laflar gayet azdır. genelde saldırı, çirkin, yakışıksız iddialar bulunur.
bugün de mehmet metiner komple * kasetinden sonra "entelektüel çıtası yüksek bir konuşma, seçmenle böyle bir konuşma yapılır mı?" demiş
demek ki bu işin içindeki herkes aslında doğruyu yanlışı ayırt edebiliyor. ne yanlış ne güzel biliyorlar. fakat o gün hatta o saat ne demeleri gerekiyorsa onu diyorlar.
e o zaman doğruyu konuşup da şu memleketi koltuk hırslarınız olmadan bir düze çıkarsanız ya. o zaman da kimse size ağzını açıp tek kelime etmez, oyunu da esirgemez. siz çirkinleştiğiniz için toplum da çirkinleşiyor. farkına varın artık. koltukları sikeyim size bir şey olmasın.