"...o gün gene toplanmışız arkadaşlarla, ama ne biçim muhabbet var, altımıza sıçıyoruz gülmekten.
kahkaha atayım derken bizim selahattin'in boğazına kuru üzüm kaçtı. ayı muzaffer telaş içinde kalktı, selahattinin arkasına geçti, kollarını kavradı, kendine doğru çekerek havaya kaldırıp indirdi bir kaç kez.. kendimi hareketin ilginçliğine kaptırmıştım. heyecan içinde arkadaşlara baktım, hiçbir şey yokmuş gibi çekirdek çitleyip muhabbet ediyorlardı. siyahdalya gözüme ilişti. parmaklarının arasındaki çiğdem tanesini ağzına götürürken donup kalmıştı. gözgöze geldik, "naptı lan o öyle?" der gibi bakıyordu."
az önce kıçımdan uydurduğum bu hikayeden anlamanız gereken şudur ki; kuru üzüm bilhassa kış mevsimlerinde tüketilmesi çok faideli olan bir kuru yemiştir.
şaka tabi.
siyahdalya diyorum.. ayrıntıları gözden kaçırmayışı üstelik mizahla aktarışı, olağan karşılananlara şaşırışı üstelik ustalıkla örnekleyişi.. ifadeleri sağlam, güldürmeyi de hüzünlendirmeyi de en kralından beceren, neşe veren yazar.
oku arkadaşım. tespitlerine şaşıracak, gülerken okul önlüğünün cebindeki kuru üzümlerin tadını hatırlayacaksın.
yaklaşık bir buçuk sene boyunca bu sözlükte yazmış ve sözlüğe, kalitesine kimsenin kolay kolay ulaşamayacağı entryler bırakarak sözlük hesabını silmiştir.
şimdi bu röportajda adının geçmesinin akabinde nick altı dizi dizi övgülerle dolarsa, "niye sildirmiş kendini tüh yazık olmuş", "halbuki bol bol okuyoduk çok seviyoduk" gibi yorumlar bırakılırsa buraya; bu durum, sözlüğün kaliteyi takdir ettiğinin değil, sürü psikolojisi taşıdığının ifadesidir. zannımca.
vaudeville for vendetta'nın da dediği gibi, sözlüğe çok şey katmıştır bu yazarımız... ancak bu sözlüğe kattıkları, katabileceğinin onda biri bile değildir. günün birinde geri döner de tekrar yazmaya başlarsa; kimsenin dikkat çekmesine gerek duymayan, kaliteden anlayan gözler bu gerçeği farkedecektir.
sözlüğün son dönemde parıldayan yıldızlarından.. siyah miyah da değil amına koyyim! bildiğin beyaz.. hatta bembeyaz, ace beyazı.
konuları farklı bakış açılarıyla aktarması, genellikle ciddiyet seviyesine yaklaşan mizahi duruşu ile umut veriyor, sözlüğe gelme isteğini arttıyor nazarımda. "aceba bugün kim kimle sevişmiş, kim hangi festivale prezervatifle gitmiş, fethullah gülen saat kaçta tuvaletteydi?" ve sair sorular yerine, "siyahdalya bugün hangi konudan bahsediyorki lan acep?" diyerekten getiriyor buralara..
mükemmel bir yazardır. sadece bir kaç cümleyle gözünüzde istem dışı olarak bir kaç damla yaş belirmesine neden olur. aynı şekilde tatlı bir tebessüm etmenizi sağlayacak yazılarıda vardır. kendisine yazar demek bence az kaçar. eğer siyahdalya yazar ise ben yazar değilim.
insan ara sıra duygusalaşmak ister belki... bilmem belkide ağlamak ister öyle bir zaman gelir çatar işte,artık gözlerinizden iki damla yaş gelmesi için ortam yavaş yvaş hazırlanır ilk önce gecenin bu vaktinde yayın yaptığınız radyo da erkan oğur dan; "derdim çoktur hangisine yanayım"çalmaktasınızdır sonra sözlüğe göz atarken "arayıp sormayan anneyle yılar sonra tanışmak" başlığına bakarsınız, yazı etkileyici hikaye sizdendir.
bütün hikayeler gibi...
o sıra duygusallaşırsınız "kim bu yazar" diyip diğer yazılarına bakarsınız "annenin ölmesi" yazısını görüp okurken kazım dan "ayrılık hediyesi" girmiştir ve gözünüzde iki damla yaş...
entrylerini okurken monitörden yüzüme vuran hüzünlerin sebebi yazar. yazdığı entrylerin uzunluğuna doğru orantılı olarak, okuma zevkinin dozunu artıran yazar.
sözlükte her daim olması gerekenlerden. muhabbeti de cabası. yazma aşkının sönmemesi dileklerimle..