insanın mayasında olmadıkça böyle bir hayat yaşayamaz..
müzisyen olmak isteyen birçoklarının aslında görünmek,takdir edilmek,alkışlanmak,bundan para kazanmak ve ülkenin her evine girmek,herkes tarafından beğenilmek,hep beğenilmek,hep göz önünde olmak gibi komplekslerini kapatıcı çabaları vardır.bu insanlar için müzik sadece meslektir.
aslında gerçek sanatçı,gerçek müzisyen içinden gelen tınıları,sözleri yaratır ve ortaya salar.
(bkz: siya siyabend)
tam bir kalenderi dervişleri edasıyla yaşarlar. melamiler gibi ayıplananlardır onlar kimilerince.
--spoiler--
Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!
--spoiler--
bu hayyam rubaisi belki bir nebze ifade eden sözlerdendir onları. söyledikleri deyişlerin, semahların hakkını bu sözleri yaşayarak verirler. daha ne olsun.
rock-a da uçuran müzik grubu. gece geldiler, ortamımıza girdiler. dedi ki bizon hani seni beni aşan adamlar vardır ya ulus baker öyle işte. ben hayyam çaldım o söyledi. sonra aldı gitarı ademoğlunu çaldı. bana pink floyd tavsiye etti. ha bi de unutmadan giderken sağlam bi osurdu. dedi ki biz fukaralar hep sindirim problemi çekeriz niye? ne bok yediğimiz belli değil de ondan. belki o gün söylediği en içi boş şeydi bu ama kalmış işte aklımda. hiç uyumadık oturduk o gece. sonra sabah oldu, güneş uyandı.
en az taksim kadar özgürlük sembolu olan müzik grubudur. özgürce yaşar özgürce müzik yaparlar ve onları sembol yapan akıllarıdır çünkü popüler kültür aşısının virüsü o bünyelerde tutmamış hatta acabası bile beyinlerden geçmemiştir.
taksim meydandan fransız kültüre oradan mis sokağa oradan emek sinemasına oradan galataray meydanına oradanda tünele çala çala gelen gruptur.yani ilk meydanda çalmıştır,sıraylada polis zoruyla tünele kadar gelmişlerdir.
çarsamba gecesi taksim'de bir barda sahne alan gruptur. sesine hayran kaldim ne yalan soyliyim. cemal süreyya siirlerini dogaçlama olarak sundu solist kisisi bize. yasinin 20lerde oldugunu tahmin ettigim o karanlikta yuzunu pek seçemedigim ama yasinin 37 oldugunu yeni ogrendigim grubun solisti dinlemeyen ve sadece laklak yapan insanlari agzina gelen kufurlerle kovmustur. ve bunu yaparken "ben bir kaprisli o..puyum" demistir. tamamiyle ironi. ayrica kendisi birayi vodka sisesinde içmekten hoslaniyor kanimca. guzel bir gece yasatti arkadaslar bize sagolsun varolsunlardir.
sırf sokakta yaşıyorlar diye, makul hayatı olan insanların öve öve bitiremediği boktan hippie grubu.yıllar önce barışarock'da görmüştüm.yanlarına 10,15 tane genç alıp afrikalı kabileler gibi tuhaf enstrümanlara vurarak sadece ritm'le orgazm oluyorlardı.kapı sesinden farkı olmayan bu boktan melodi ile ortamda ki herkes kendinden geçiyordu.
you just remind me my last fucking dog
you just reward my fist in your ass!
Bilinenin aksine etnik bir kökeni olmayan, müziği sokakta yapan öykübilimci topluluk. Devrim Çetin K. ve Bizon Murat tarafından kurulmuş ve Hakan Özboz ile birlikte en başından beri ayrılmadan devam etmişlerdir. Hakan Özboz bilinen bir çok parçanın da bestecisidir: hayyam, can evimden, aklı kıt, yıldız dağı onun ellerinden çıkmıştır. Zaman içinde bir çok farklı müzisyenle de çalışmışlardır. istanbul Hatırası belgeselinde Kürtçülük o zamanlar para ettiği için Fatih Akın tarafından etnik kökeni Kürt olan üyeler öne çıkarılmış ve insanların aklına öylece kazınmışlardır. Belgeselde konuşan Hemo ve Dede (taş taştır diyen) artık grupla beraber çalmamaktadır.
Bugünlerde Devrim Çetin K., Murat Toktaş, Hakan Özboz, Erdem Göymen* ve Cansun Küçüktürk olmak üzere 5 kişilerdir. Son sürat çalmaya devam ediyorlar; özellikle Cemal Süreya ve Yunus Emre'den serbest uyarlamalar yapıyorlar. Geçmişte yaptıkları kayıtları şarkı olarak nitelendirip, konserde çaldıkları yeni şeylere müzik demektedirler. Onlar için aramak esastır. Bir melodi bulup o melodinin üzerinde gezinerek öykü anlatmak onların esas işleridir. Yapılan bütün kayıtlar da hemen hemen böyle çıkmış ve bu yüzden her seferinde değişerek çalınmaya devam etmektedir. Konserlerde seyircinin yüzünde oluşan şaşkınlık da bu yüzdendir. Albümdeki parçaların aynısını konserde dinlemeye alışmış olan insanların Siya Siyabend konserinde öykübilim denemelerine şahit olması, bu ülke için çok yenidir ve belki 50 yıl sonra gerçek anlamda anlaşılacaklardır. Peşlerine düşmek, onlarla aynı mekanda aynı soluğu soluyarak yeni sesler keşfetmelerini dinlemek gerçekten maceralı bir yoldur ama tadını alındığında da hep hep istenen türdendir.
müzikleri doyumsuz, kişilikleri ve duruşları ise müzikleri kadar muhteşem olan, şehir kültürünün pislikten beslendiği gerçeğini insanın gözüne gözüne sokan, müziğin kayıt altına alınan sesler değil, canlı kanlı, nefes nefes üretilebileceğine inanan, her dinlendiğinde bir şeyler katıp, bir şeyler de alan, hayyam'dan pir sultan'a, bob marley'den pink floyd'a kadar birçok şair, müzisyen ve düşünürden harmanladıklarını genelde doğaçlama olarak vücuda getiren yürekten adamların oluşturduğu gruptur.
müzik nedir sorusunun tam olarakta yanıtıdır aynı zamanda siya siyabend.
"bir yiğitten bin namert yapan tanrım,
bin namertten bir yiğit yapan tanrım,
testin olam ben kırılıp dökülünce,
sen ne yaparsın ey tanrım,
sen ne yaparsın ey tanrım?"
son zamanlarda sık sık dinleten nakaratlar. ki bu sözleri bizon murat doğaçlama sallandırmıştır.