şehir efsanesi deyimi ancak sivasa yaraşır. bazı durumlar gerçekleşir ki bu memlekette mythbustersin bilim anlayışı bile ters döner ve bu mit çuvalladı lafını duyamazsınız. kimilerince yobaz filan diye yakıştırmalar yapılmakla birlikte kendini her daim aşmak için yırtınan sürüyle insan evladını barındırır içinde. at gözlüklerini atıp giden kimselerce cidden sevilmiş farklı tadlar bulunmuştur. bu kadar türkünün bu diyardan çıktığına şaşıran kimseler için bir azeri türküsünden örnek vermek istiyorum "gudretini senden alıp menim sazım sözüm dağlar" (bkz: şövket elekberova)
soğuk , sıcak ve balıklı çermikleri, kangal köpeği, kebabı, köftesi, kongre binası, vilayet konağı, medreseleri hülasa mimarisi ile meşhurdur. pide fırınlarından alınan katmer ve çöreğin de tadına doyulmaz.
26 ocak sabahı itibariyle 26 şubat tarihe kadar bünyesindeki uludağ sözlük yazar sayısını bir kişi artıracak güzel memleketim. geliyorum ulan gelirken bu kadar mutlu oluyorumda niye 3 gün sonra sıkılıyorum anlamıyorum.
yeni yapılanmanın olduğu bölgelerde geniş yolları ile dikkat çeken, şehrin içindeki kültürel ve tarihi mekanların şehir hayatına katıldığı, çok uzun ve geniş merkezi bir caddesi bulunan ama büyükşehir bünylerinin fazla durmak istemiyecekleri bir içanadolu kenti.
anadolu selçuklulardan kalma medreseleriyle (şifaiye, buruciye, gök medrese..vb.), şifa dağıtan (sıcak, soğuk, balıklı) çermikleriyle (ki yer yıl çok sayıda turist bilhassa sedef hastaları sivas'a şifa aramaya gelir.) , atatürk'ün 108 gün milli mücadeleyi yönettiği, ikamet ettiği yer (kongre binası) olması nedeniyle, eski konaklarıyla (kangal ağası, osman paşa, inönü konakları..vb.) ve şimdilerde de takımı sivasspor'la tanınan güzel ve çok vasıflı bir şehirdir.
üstüne atılan tüm çamurlara rağmen sivas'ta alevi, sünni herkes dostça ve hatta akraba gibi yaşamaktadır. çünkü biz bir bütünüz ve her 2 temmuzda birbirimize sarılır karalara bağlar ağlarız. bir kaç, vasıflandırmaya yetecek hakaret bulamadığımız, kişi tarafından gerçeklendirilen aşağılık ve dehşet verici olayın bir şehrin tarihine ve şerefine mal edilmesine de gene birlikte üzülürüz.
unutulmamalıdır ki ulu önder atatürk sivas için :
"cumhuriyetin temelini burada attık" demiştir. evet sivas cumhuriyetin temelinin atıldığı güzel bir şehirdir.
hakkinda birsey bilmeyenlerin önyargiyla baktigi, gelip gördükleri zaman hakkinda söylenenleri, söyleyenlerin yüzüne yüzüne carpan, sirin, kücük, samimi, yardimsever bir halka sahip sehrimizdir. bünyesinde bircok tarihi eser barindirir. bali köpegi un helvasi yazmasi meshurdur. ha birde madimak yemegi meshurdur. madimak demisken bir yangin faciasina taniklik etmistir de bir türlü üzerinden bu kötü imaji silememistir. sildirilmemistir. ayrica cumhuriyetin temellerinin atildigi ilimizdir. istasyon caddesinde yaz aksamlari yürümek pek de keyiflidir. denemeyenlere siddetle tavsiye edilir. sehrin aslanlar gibi futbol oynayan bir de takimi vardir. sivas ta halk sivassporla yatar sivassporla kalkar. 4 büyüklerin yanina 5. büyük olmaya adaydir bu takim. döneri güzeldir köftesi güzeldir, sivas kebabini tatmadiysaniz mutlaka denemelisiniz. hemde yemek ucuzdur. vagon yapimi ve demir yollarinin mekezi konumundadir. kim ne derse desin sivas cok güzeldir.
çerkezin kahvesi'dir
kızılırmak'tır
aşık veysel'dir
pir sultan abdal'dır
sıcak çermik'tir
gardaş'tır
sokaktan geçene "çay ısmarlıyım" demek yerine "etlekmek (etli ekmek) döktürüyüm gardaş" demektir
baştan aşağı tarihtir
ermenidir, alevidir, kürttür, sünnidir, illa ki de türk'tür ve de selçukludur
ahmet turan alkan'a sorarsanız altinci şehir'dir
bana sorarsanız başka şehir mi vardır ki
ali kızıltuğ'dur
yukarı tekke'dir
ahmet turan'dır
eğri köprü'dür
yavuz bülent bakiler'dir
müslüman müslüman uyanan şehirdir
meraküm'dür
çiçekli'dir
cumhuriyet'tir
manda ve himaye kabul edilemezdir
gelinlik kızların çeyizlerinden kongre binası düzmektir
biraz yorgundur, biraz küskündür, biraz kırgındır
divriği'de ulu camii'dir ki dillere destandır, bir ömür kapısında seyirle geçirilse yeridir
epeyce de soğuktur
ama dünyanın en büyük aşkıdır sivas...
Kefen gibi bembeyaz bir örtü
Örtünürdü şehir kış gelince
Ne bilirdik biz odunu kömürü
Çıngıraklı kızak yapar kayardık
Çocukken hepimiz kardan adamdık
Baruthane'den aşağı tarhana vurulur
Balık sırtı kızaklar peş peşe dizilir
Her düşene bir kahkaha savrulur
Güler oynar soğuktan da donardık
Eve gitmeye anamızdan korkardık
Akşam ezanı yer gök mühürlenir
Sobada kestane kebap gezinir
Evli evine köylü köyüne çekilir
Gece sobanın ışığına bakardık
Bakıp türlü hayallere dalardık
Kar kalkıp madımak boy verince
Ebemkuşağı tepemizde gezince
Mahalle bizimdi gönlümüzce
Bir çemberi beş kişi çevirirdik
Uçurtmayla gökyüzünde gezinirdik
Sıcak Çermik mevsimi yaz tatili
Çadırla giderdi Çermiğin yerlisi
Kükürtlü suyu, çamlığın esintisi...
Karlı'dan doya doya su içerdik
Eskiden ne güzeldi Sıcak Çermik
Ramazanda orucu direğe bağlardık
Teravihten kaçıp uzun eşşek oynardık
Bulaşık teliyle bin bir yıldız saçardık
Ramazan çöreği, horoz şekeri,
Daha bir başkaydı sahur şenliği
Ay senin sokaklarına düşünce
Benim de dilime bir türkü düşerdi
Çıkıp seni seyrederdim Kale'de
Gökyüzünden yaşlı bir yıldız düşerdi
Düşüp yüreğime cennet serperdi
Ey Keykavus'un şehri
Yukarıda seni bekleyen gazi şahidim olsun,
Şahidim olsun çocukluğumun evleri...
Bir şair edasıyla yaktığım ilk sigara
Hâlâ tüter parmaklarımın arasında.
anadolu'nun bir kenti. sivas denince aklıma gelen grup yorum'un gün tutuşur ezgisinin şiiri:
Yumrukluyorum duvarları,yumrukluyorum kara gecenin bedenini
Ellerim kan içinde,nehirler taşmış yanaklarımda
37 can, 37 gül çatlamış susuzluktan sivasın içinde
Nasıl uyku tutar gözlerimi
Döne döne samaha duranlar tutuştu önce
Sonra türküler sonra da şiir çığlıksız düştü türkülerin
yanı başına
Sivas Sivas yiğitlik midir emanet cana kıymak
Yiğitlik midir bir tutam ışığı kör bıçakla güneşten koparıp
karanlığa kuban etmek
Söyle hangi kitapta vardır elleri kolları bağlıyı yakmak
Var mıdır kardelen akınında bir avuç inciyi ateşte tutmak
loov
Böyle garip düştüğüme bakma, böyle mahsun durduğuma
Varsın ateşim suskunlukla beslensin
Benimde yüreğim gençliğini almış yanına yürür başı dik
Senin de dağların var Sivas senin de dağların
Dağlarında Şahanların!
halkının bağnaz olmasıyla övünemeyeceğim memleketim..
maalesef..
istanbul'daki sivaslıların sivas'takilerden daha fazla olmasını sadece bir sivaslı anlayabilir.
kuraklık nedeniyle çok göç vermiş şehirdir.
bir takım kalkınma programlarında adının geçmesi sayesinde sanayisinde gelişme yaşanmıştır. kendisinden kaçanlar geri dönmez belki ama artık eskisi kadar terkedilmez bu şehir.
bazı bölümleri doğu anadolu ve karadeniz bölgelerinde, büyük bölümü iç anadolu bölgesinde kalan il. komşuları kuzeyde tokat ve ordu, kuzeydoğuda giresun, doğuda erzincan, güneydoğuda malatya, güneyde kahramanmaraş, güneybatıda kayseri ve batıda yozgat'tır. il olarak konya'dan sonra en büyük alanı kaplar. iklimi kars'a göre yumuşak, kayseri'ye göre serttir.
yolda yürürken karşıdan gelenlere carpmamak icin sürekli manevra yapmak zorunda kaldığınız , çaybahcesindeki garsona çaylar nerde kaldı diye sorunca "tamam gardaş getiriyoh" şeklinde cevap alıp şaşırabileceğiniz ama yine de sıcak insanları olan huzurlu bir ilimiz.
gezelim, görelim köşemden bir başyapıttır sivas benim için.
bal yiyorduk aşkımla, sordum ona: "biliyor musun sen sivas'ı" diye?
biliyormuş katliamlarıyla.
haftasonu tatilimiz vardı, eve döndüm cuma öğleden sonrası elimde iki biletle, atladık, gittik.
kongre binasının önünde durduk aşkımla: "bak, burası bizim babamızın, emperyalistleri bu ülkeden kovmadan önce, ilk kararlarını açıkladığı yer" dedim.
şaşırdı.
köyün kadınlarıyla oturduk, bize ballı süt ikram ettiler. "bak, bu bizim istanbul'da yediğimiz şekerli şerbetlerden başka bir şeydir. bu gerçek baldır, hası bu topraklardan çıkar" dedim.
biraz yürüdük sonra, bir büst gördü, sordu bana. "bak dedim, bu adam, 'açılan kapılar şaha gidelim, yıkılın kaleler dosta gidelim' demiştir. pir sultan abdal'dır adı" dedim.
"bunun adı cumhuriyet üniversite'sidir" dedim.
"bak bunlar yiğido'lardır" dedim.
madımak'ın önüne varmışız, "bak" dedim "bu da kanayan yaradır, 13 yaşında bir kız çocuğunun yüreğini yangın yerine çevirendir, gözümüzdeki yaşlardır" dedim.
ah be yangın yeri güzel şehir, ah 72 memleket görmüş şu gözleri en çok büyülemiş şehir. kim inanırdı, elin fransız'ının seni "katliamlarıyla biliyorum" diye anlatacağını, kim inanırdı bir gün senin yiğidolarının, "nerelisin" soruyla yetinmeyip, bir de "yananlardan mı, yakanlardan mı" diye soracak insanlarla karlışacağına, kim inanırdı vakt-i zamanında vatan toprağından defetmek için uğraştığın ve bu uğurda memlekette verilmiş en büyük şehit sayısına sahip olmana rağmen, o fransız'ın böyle diyeceğine, ona buna inandıracağına.
hava durumunun bir türlü tahmin edilmediği şehir. mart ayındayız. haftalardır hemen her gün kar yağışlı denilmesine rağmen kar yağmayan, ege kıyılarını aratmayacak hava performansı sergileyen, güneşli denildiği zaman ise kar yağan, paradoksların şehri. sorun kimde bilmiyorum. *