dünyayı izleyebildiğim kadar izliyorum. içselleştirdiğim tek konu; her canlının bir yaşayış kaidesi var. ben neden hiçbirine uymuyorum.
mutluluk seviyesi ne olursa olsun insanlara huzur veren şu doğa manzarası bende neden bu kadar dayanılmaz bir hüzün yaratıyor. neden baktığım her köşe başka başka hüzünlerle dolu.
varsan sana sesleniyorum tanrı.
ben neden yaşayamıyorum. bir şeylere el at, beni oraya getirme.
beni özlüyormuşsun öyle diyorlar
kıs kıs gülüyormuş tuzak kuranlar
sense besleyerek yalnızlığını
kabul ediyormuşsun aldattığını
beni soracak olursan hayli kırgınım
kırgınlık bir yana bir de şaşkınım
tek tek anlayarak hatalarımı
sevmeye çalışıyorum yalnızlığımı
işte ben böyle bir hal içindeyim
aslında derin keder içindeyim
bazen bilmeyerek ne yaptığımı
iyi kötü güzel çirkin her biçimdeyim
bazen isyan edip yalnızlığıma
sana karşı ince bir sitem içindeyim
bir ceza şarkısıdır. polis filminin jenerik müziğidir *
Kimse bilmez ki neye ne için ne kadar vakit var
istesen de sırası yok ki ölümü ölmez sanan yar
Neler için harcarsın ömrünü neler için akar gider
Arkada kalana mı üzülürsün bence gidende çok beter
Mecbur kalıp yaptığın hatalar mı sana kaldı kâr
Dönüp baktığında verdiğin zarar elbet bir yerden patlar
Sıranı beklerken büyür şans beynindeki bir ur gibi
Hayat bazen de tatlı bir güzele yapılmış kur gibi
Bilmeceleri tek tek çöz yorgun olan bir çift göz
Üzgün olan her bir kimse düzgün olan hiç iş yok
Farkına var doğru sensin essin daim rüzgarın
Öyle çok yorulmuşsun ki saplanmış sanki bir ok
Senin işini senden daha iyi yaptığını sananlar
Vardır elbet bazen sende kendini en iyi sanırsın
Zaten sınırlar çizilmiştir çoktan buna inanırsın
Mecbur kalınca denize düşmeden de yılana sarılırsın
En son aldığın sayfaya ilk yazdığın sözler bunlar
Sende bu defter gibiydin önceden beyaz ve tertemiz
Şimdi bir müsvedde gibi hissetmektesin silmek imkansız
Birçok şey ve sen aynı bu kalem gibi oldun günbegün
Aynı bir kalem gibi tükenip bitecek her ömür
Ve geriye kalansa tahta sıraya kazılı ismimiz olur belki
Anlatılacak çok şey var paylaşılacak çok şey vardı
Fakat kaldı senle hepsi artık çok geç zaman geçti
Gerçeklerden kaçtıkça gerçeğinde vardın farkına
Üçüncü gözün açıldı ve beyninde kopar fırtına
Ben hep karanlık yerlerdeydim yalnız başıma
Şu an aydınlık önünde ama korkun aydınlıktan da fazla
Niçin yazmaya başladığımı hatırlamıyorum
Bir gün birleşti kağıt kalem ve ben
O gün bu gündür yazıyorum bu gün o gün olsa keşke
Zaman bir geriye dönse şöyle vicdanda ki azapta kalmazdı
Kader bu böyle yazılmış.
Neden sana söylemek istediğim hiçbirşeyi söyleyemiyorum? Ben ki herşeyin eksiklerini,yanlışlarımı bu kadar kabul etmişke,senin bi lafıma kızıp gitmenden niye korkuyorum? Neden kaybetmekten korkuyorum? Oysa ben bütün cümlelerimi sana kuruyorum. Yalan yok içimde. Çünkü aşk denilen ızdırabın yalansız olması gerek. Hergün başka yalanlar bulmak belki de aşkı ızdırap haline getiriyordur ha kimbilir! Evet bence aşkı ızdırap yapan bu. Sürekli rol yapmak zorunda kalmak.
Sıkıldın mı? insan önce hangisinden sıkılır? Sevmekten mi sevilmekten mi? Çok mu sevdim ben seni? Yada çok mu belli ettim? Sevdiğimi belli etmemem gerekiyormus öyle diyorlar. Yüksek sesle söylenmeyen şarkı gibi. Sen mırıldan o anlasın, anlamaya çalışsın! Rol yap, kendin gibi olma,koştur adamı peşinden. Kimse birbirini svmiyor demek ki. Bunu söyleyen bi insan nasıl sever, nasıl koşulsuz bağlanır? Ben senin elinde bi sokak kedisi gibiyim, sevgine muhtaç, onu isteyen pislik bi sokak kedisi.Sen sıkıldığın zaman gidiyorum, çöplerin içinde dolaşıyorum. Sonra geliyorum, sen biraz daha seviyorsun, okşuyorsun falan. Sonra yine gidiyorum sonra yine geliyorum, sonra yine gidiyorum,geliyorum. Nereye ait olduğunu bilmeyen bi sokak kedisi. Sen bunun ne demek oldugunu anlayabiliyor musun? Ben bu ilişkinin kedisiyim. Ya beni sahiplen ya da bırak. Ben böyle ikide bir gidip gelmekten yoruldum
beni özlüyormuşsun öyle diyorlar
kıs kıs gülüyormuş tuzak kuranlar
sense besleyerek yalnızlığını
kabul ediyormuşsun aldattığını
beni soracak olursan hayli kırgınım
kırgınlık bir yana bir de şaşkınım
tek tek anlayarak hatalarımı
sevmeye çalışıyorum yalnızlığımı
işte ben böyle bir hal içindeyim
aslında derin keder içindeyim
bazen bilmeyerek ne yaptığımı
iyi kötü güzel çirkin her biçimdeyim
bazen isyan edip yalnızlığıma
sana karşı ince bir sitem içindeyim
candan erçetinden bir şarkı, dinlenilesi bir şarkı ve aynı zamanda an itibari ile dinlenen şarkı, pekiyi pek güzel...
Nihal Yeğinobalı'nın 1997'de yayınlanan 3. ve en güzel romanıdır. Kırsal bir atmosferde, çocukluktan gençliğe adım atmakta olan birkaç kızın dünyasında yaşanan duygusal ve cinsel bir travmanın, bunun bireylerin yaşamındaki diğer uzantılara olan etkisinin öyküsüdür. Yer yer psikolojik, yer yer erotik gerilim tadındadır. Akıcı dili, başarılı kurgu ve tiplemeleriyle bir solukta okunabilen türde romanlardandır. Filme çekilmesini çok arzu ettiğim ama içeriğindeki dönemsellik ve "teenage" cinselliğinin dozunun ayarı açısından cesur ve gerçekçi ama bir o kadar da iyi bir yönetmenin eline düşmesi gerekmekte. Yoksa güzelim eseri cnbc-e dizisine çevirebilirler rahatlıkla.
girisiyle, beni benden alan, basimi donduren, icimi titreten candan sarkisi.
kesinlikle cok etkileyicidir. o nasi nazenin bir usluptur. daha ne densindir. "sana karsi ince bir sitem icindeyim."
gidenin, gitmisliginin arkasindan soylenecek shik sarkilardan..
"ben ona sıkıntılı güz günlerinde
yedi renkli yaz yağmurları dilemiştim
kırmak istememiştim duygu filizlerini
büyük bir ustalıkla susturup içimdeki uğultuyu
rüzgarımı olanca yumuşaklığıyla salmıştım üzerine
incinmesin diye tek
acıyı bile ters yüz eden
incelikli bir gülümsemeyle yüzümde
ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
sıcacık bir sığınak olayım istemiştim
insanlar içinde üşüdükçe
güvenle gelebileceği
kuşların kanatları neden vardır?
bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?
bulutlar gökyüzünün yükü müdür, süsü müdür?
tutsağı mıdır rüzgarın, sevgilisi midir?
konuşayım istemiştim bir yüreğin dilince
yanıtı olmayan sorularda boğmak istememiştim
ben ona sabah olamasam da
dingin bir ikindi olayım istemişimdir
herşeyin usul usul durulduğu saatlerde gelsin
yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
yaslasın yorgunluğunu gövdemin yaşlı çınarına
serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
dinlendireyim istemiştim
üşütmek istememiştim.
ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
gecikmiş... ince... güzel ve uzak...
biraz da kendime istemiştim
sevgi adına" *
sanma ki sen kızgın çölde yağan bir yağmursun
sanma ki sen kar üstünde açan bir çiçeksin
ne sanmıştın kendini, solmayan bir çiçek mi
yoksa gönül uydulu sönmeyen bir güneş mi
sevenim olmasa da görenim olmasa da
istemem gelme sakın çok geç
arayanım olmasa da soranım olmasa da
istemem ellerim boş kalsa
aylar geçti yıllar geçti ne haldeyim sorma
yüzüme gülsen dizime gelsen istemem sorma
sanma ki sen kızgın çölde yağan bir yağmursun
sanma ki sen kar üstünde açan bir çiçeksin
ne sanmıştın kendini erişilmez hayal mi
yoksa gökten zembilli dokunulmaz güzel mi
sevenim olmasa da görenim olmasa da
istemem gelme sakın çok geç
arayanım olmasa da soranım olmasa da
istemem ellerim boş kalsa
aylar geçti yıllar geçti ne haldeyim sorma
yüzüme gülsen dizime gelsen istemem sorma.