siddharta "amacına ulaşan", buddha ise "aydın" anlamına gelir. siddharta buda, bugün en yaygın dinlerden biri olan budacılığın kurucusudur. gerçeği ve acılardan kurtulmanın yolunu bulmak için yalnız başına bir çileci olarak yaşamaya ve varını yoğunu, taht üzerindeki hakkını bırakmaya karar vermiş; bir gece yarısı, uyumakta olan karısını ve yeni doğmuş oğlunu terk ederek saraydan çıkıp gitmiştir. aferindir.
Hint Prensi Siddharta bir gün derin düşüncelere dalar ve yaşadağı ihtişamlı hayattan ayrılıp halkın arasına karışmaya karar verir. atı kanthaka ve hizmetkarı Çanna ile bir gece saraydan ayrılır. Rivayete göre Anoma Nehri'nin kıyısında Çanna'ya atı alıp geri dönmesini söyler. At gözden kaybolana kadar sahbini izler ve birden kalbi kırılıp ölür. Sahibi de o günden sonra artık buddha olarak bilinir. Kanthaka'ya artık ihtiyacı kalmamıştır. enerji, hareket, iktidar ve serveti temsil eden kanthaka artık hareketsizlik, yoksunluk ve duruşu temsil eden buda'nın yanında yer alamazdı.
türk mitolojisi'nin bir anlatısında; hindu pejmürüyle de, bağıntılı olarak; geyik silüetine zaman zaman büründüğü belirtilir. bir hint hükümdarı 6'nın üzerinde geyiği öldürür. bunların arasında altın renkli başa sahip olanı buda'nın reankarnasyonu'dur. nihayetinde ise; kral cezalandırılır.
Hayatın gerçeklerini geç keşfeden ve kabullenmeye çalışırken kendini derviş olarak bulmuş insandır.
Prens hayatındaki rahatlık ve umursamazlık ile sokakta gördüğü yaşlılık, hastalık ve ölüm arasındaki uçurum onu derinden etkilemiştir.