bizim büyük çaresizliğimiz i izlediğim gündü. film biter bitmez vay canına yönetmen olmalıyım dedim. hemen filmin yönetmenini araştırdım. o gün doğum günüymüş, trafik kazası geçirmiş. 10 gün sonra komada olduğunu öğrendim. ama iyileşeceğinden ve mükemmel filmler çekmeye devam edeceğinden emindim. 3 gün önce öğrendim ki hayatını kaybetmiş. duyunca yıkıldım. en sevdiğim filmin yönetmeni 35 yaşında daha hayatına yeni başlamış sayılacak yaşta öldü. ülkem bir sanatçı ruhu daha erkenden kaybetti.
Hayatın yarısında kestik! Diye bağıran bir yönetmen. Otuz beş yaşının ilk saatlerinde duran zaman Ölüm denen soğuk rüzgar yine vurdu tenimize. Her ölüm erken ölümdür der ya şair, bu fazla erken oldu. Anlatılacak hikayeler, öğretilirken öğrenilecek detaylar genç bir insanın ardından solup gittiler. Adalet arar oldu ruhum yine, yine mi iyi insan öldü? Kötüler, kötülükler kol gezerken bir güzellik daha mı yitti? Yoksa o naif ruhların kaderi mi bu? Bu kadar kötülüğün içinde yapamıyor mu bu güzel insanlar? Sorular, sorular, sorular hep genç kalacak Seyfi Teoman, çaresizliğimizi hatırlatacak o iki filmi. Ve zamanımızın dar olduğunu.
allah rahmet eylesin, sabırlar versin. genç ölümleri kabullenmek çok zor oluyor. üstelik ölen kişi yetenekli bir sanatçı ise daha da zor. çok kaliteli işler yapacağına inandığım, takip ettiğim pırıl pırıl bir yönetmendi, üzüntümü tarif edemiyorum.
işte bu da onu seven bizlerin "büyük çaresizliğidir"...
henüz kariyerinin başında, genç ve başarıya aç bir yönetmendi. Barış Bıçakçı'nın eseri olan Bizim Büyük Çaresizliğimiz'i sinemaya uyarlayan yönetmen, henüz ikinci uzun metraj filmini çekmişti ve her iki filmi de başarıya doymadı. 35 yaşındaki genç yönetmen Bakırköy'de geçirdiği motosiklet kazası sonucu üç hafta boyunca yoğun bakımda kaldı ve 8 Mayıs 2012'de aramızdan ayrıldı.