sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
bir kaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu.
yemenin bir alt levelidir.
örnek:çok sevdiğiniz birine " oy , oy ... yerim ben seni..." deriz.
örnek:güzel bir elmayı kimseye kaptırmadan yemek isteriz.
çok kolay gibi gözükse de, konu aşk olunca, kağıt üzerinde olmayan çoğu şeyden dolayı sancılı biçimde gerçekleşendir. istediğiniz kişiden hoşlanabilir, istediğiniz kişiye aşık olabilirsiniz ama karşınızdakinin sizi seveceğinin garantisi asla olmaz. dolayısıyla size kalan da hayalin ne kadar boş bir şey olduğunu anlamaktır. sizi seven ancak sizin sevmediğiniz biriyle ilişkiye başlamak da sadece sıkıcı olacağına göre, yalnızlığınıza sığınır, beklenen kişi gelinceye dek gerçekleri dile getirip yalanlar söylersiniz. aşkta sevmek tek taraflıysa hissedilen sadece boşluktur öyle ki.
sevmek bir iç organını belkide o güne kadar hiç tanımadığın birine emanet etmek demektir... haa bu organ genelde kalp olarak resmedilir... ama mide yanması... kalp sızısı... nefesinin kesilmesi.. belki beyninin düşünemeyecek hale gelmesi gibi her durum aslında yer yer her organının işlevindeki zorlukları gösterir.... kötü bir andır... bir o kadarda heycan uyandırır...
ama gariptir de....
üzerine harbi harbi düşünülesidir....
ama gelin görün ki. bu sonsuz türev almak gibidir... ne kadar anlasanızda/düşünsenizde bir sonraki aşamada yine daha zor zorularla karşılaşırsınız...
çok şeyde olduğu gibi... -basiti- daha güzeldir sevmenin....
tanıdık, bilindik bir iki ön türevden sonra kurcalamamak gerekir....
bazen senin sevgin sadece yeter bazen yetmezdir. sevmek tarifi mümkün olmayan duyguların birleşmesidir. seversin sevilmek istersin yalan sözlerle dolmak istemezsin ama sen yinede seversin. benim sevgim yeter dersin. herşeye ama herşeye ben yeterim dersin sadece ikimiz olalım seveyim sende beni sev diye düşünürsün ama yanılırsın ne kadar değer verirsen o kadar itilirsin. hayatın itilmiş- kakışmış vaziyetine döner. sen sevdikçe itilirsin. köpek olursun. ama önemli olan köpek olmamak dersin. köpek olduktan sonra haa onun köpeği haa bunun köpeği olursun. ama sevmeye devam edersin değer vermeye devam edersin. ne kadar itilsende, ne kadar tek edilsende , ne kadar ayrılsan da , sevmeye devam edersin bir şeyelere bağlı kalmak istersin. doğaya, hayvanlara başka şeylere yöneltmeye çalışırsın sevgini. ama onu sevmeyede devam edersin. seni iten kişiyi bile sevmeye devam edersin humanist düşünce olarak değil. sadece seversin yalan sözlere kandırılmaya devam edersin içinde sevgi kelimesi geçen herşeye gözü kapalı inanmaya çalışırsın ama yanılırsın. ama sen sevmeye devam edersin börtü böcük diye avutursun kendini başka yerlere çekerek ama duyguların onu söylemiyordur. duyguların itildiğinin yanındadır. istediğini değiştiremezsin sevmek budur. benim sevgim yeter diye hala daha hayal dünyasında kendini tatmin etmeye devam ettirmeye çalışırsın. tatmin olursun sevgin büyüktür itilmeye devam edersin sahte sözlerle. tatminkar bakışlarla.
anne gibi sevmek
baba gibi sevmek
arkadas gibi sevmek
kardes gibi sevmek
sevgili gibi sevmek seklinde cesitleri olan,
tüm bunları bir kişide yaşarsanız da, dağı deldirecek, çöllere düşürecek eylem...
zaman zaman insana ağır gelendir. tüm dünyanın yükünü üstünüzde hissetmeniz an meselesidir hatta. o derece yüklenir üzerinize. nefes aldırmaz insafsız. eliniz kalbinizde soluk almaya çalışırken buldurur bir anda. "sevmek; herkesin kaldıramayacağı iştir" diyenlerin ne kadar haklı olduğunun anlaşıldığında dank edendir. ama ne yazıktir ki iş işten geçtikten sonra belirginleşir insanın gözünde.
--spoiler--
Dünyada sevmeyenlere, sevemeyenlere acımalı. O ot gelip, ot gidenlere acımalı. Sevebilen insan kendini keşfetmiş insandır. Talihli insandır. Çektiği bütün acılara rağmen; mutlu, kıvançlı insandır o. Aşktır yücelten bizi ve derinliğimiz aşktandır. Gerisi boş, yalan.
Aşksa; sevmektir. Durmadan nefes alırcasına sevmektir. Sevmekle sevilmek ayrı şeyler.. Sevilmeyi çoğaltmak, ona bir başka şekil vermek, daha da yoğunlaştırmak onu elimizde değil. Oysa ki sevgimizi dilediğimiz gibi yoğurabilir, dilediğimiz şekli verebiliriz ona.
Derinlikse derinlik, yükseklikse yükseklik, genişlikse genişlik...
Sevmekte gücümüz var, irademiz, aklımız var. Biz varız sevmekte. Sevmek yaratmaktır bir bakıma. Sevilmekse; yaratılmak.
Demek ki biz seninle birbirimizi yaratıyoruz durmadan. Sen beni yarattıkça güzelsin işte ve ben seni yaratıkça, güçlüyüm, daha bir insanım.
--spoiler--
bütün gece düşünmekten kafanızı yastığa vura vura uyumaya çalışmak, uyku arasında gözyaşı dökmek, içinizde onu olağanca yaşatarak büyüttükçe büyütmektir. siz onu hayatınıza dahil ederken ''mi, acaba'' gibi gibi soruları sormazken onun sizi hayatına dahail ederken sorması. çıkarsız birine ''tutulmaktır''.
"Vatandaşlar! Vatanınızda herhangi bir şahsı, istediğinizi sevebilirsiniz... kardeşiniz gibi, arkadaşınız gibi, babanız gibi, evladınız gibi, sevgiliniz gibi... Fakat bu sevgi sizi, milli mevcudiyetinizi bütün sevgilerinize rağmen herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermeye sebep olmamalıdır. Bunun aksine hareket kadar büyük hata olamaz." - Mustafa Kemal ATATÜRK -
ama öyle şeyler yapıyoruz ki, her şey ayan beyan... ne mi yapıyoruz mesela... biz üçümüz, mülkiyeliyiz. "aramızda bir şeyler olan" orta doğulu... bir gün öğleye doğru, üç mülkiyeli, kızılay'da rastlaştık... sinemaya gitmek üzere sözleşiyoruz. uzaktan bizim orta doğulu çıktı meydana. hayrola" dedi. öğleden sonra sinemaya gidiyoruz, haydi sen de gel" dedim. "çok mu istiyorsun" dedi. "evet" dedim. "biletleri alın beni bekleyin. senin için gelirim" dedi, koştu gitti. sinema ikide... ikiye çeyrek kala buluştuk. üç mülkiyeli. orta doğulu görünürde yok... bizim kız "hadi girelim" dedi. "o laf olsun diye 'gelirim' dedi. gelemez. öğleden sonra final sınavı var. nasıl gelir ki!" biletlerin ikisini onlara uzattım... "gelecek" dedim. "siz girin, ben beklerim". saat iki buçuğu geçiyordu, sinemanın önünde bir taksi durdu. içinden nefes nefese orta doğulu indi... "kusura bakma geç kaldım" dedi... "öğleden sonra final sınavım vardı. bu sınava raporsuz girmezsek dönem hakkım yanar. bu yüzden girdim. kâğıdın altını hemen bomboş imzalayıp verdim. fırladım, taksiye koşarken ayağım burkuldu, topuğum kırıldı. yurda gidip ayakkabımı değiştirmek zorunda kaldım. bu yüzden geciktim." sonra kulağıma eğildi. "ama ne kadar geç kalırsam kalayım, kapıda beni bekleyeceğini biliyordum" dedi. "ben de geleceğini biliyordum" dedim, elini elimin içinde sıkarken...
sevginin en yüce yanıdır, inanmak... ama ben başka şey anlatmak istiyorum, bugün... insanları ne kadar seviyoruz. onlara ne kadar değer veriyoruz. bunun bir tek şaşmaz ölçeği var. günlük hayatımızdaki önceliklerdeki yeri? "hadi sende gel" dediğimde "sınavım var, gelemem" diyebilirdi orta doğulu... kimse de bir şey diyemezdi. öyle demedi... senin için her şeyi yaparım" dedi... benimle herhangi bir gün, herhangi bir saatte gidebileceği o sinemaya, sırf ben o gün istiyorum diye, o gün gidebilmek için, sınavdan "sıfır" almaya razı oldu. şimdi bir de herkesin günlük yaşantısında her zaman rastlanan örneklere bakın...
-"sevgilim, sana tapıyorum. bugün buluşmayı çok isterdim ama randevu almıştım."
-"alo, darling. bu gece seninle buluşacaktık ya. bir kız arkadaşım boyfrendi ile bozuşmuş. onu teselli etmem gerek. beni affet!"
-"hayatım sen bir tanesin. ama yarın buluşamayız. galatasaray'ın maçı var."
listeyi sabaha kadar uzatabilirsiniz. şimdi bir düşünün. hem size ileri sürülen özürlere... hem sizin ileri sürdüklerinize... kimi, neleri tercih ediyorsunuz, kimlere... ve siz nelere tercih ediliyorsunuz? eğer, sizin için arkadaşından, maçtan, sizi davet eden ya da size gelen herhangi bir arkadaştan sonra geliyorsa, sakın ola, onu sevdiğinizi falan düşünmeye kalkmayın. insanlar bazen kendilerini de kandırır, sevdiklerini de. ya da şüpheye düşerler, -"ona karşı duygularım, çok karışık... seviyor muyum acaba" diye... sevginin ve değerin en yanılmaz ölçeği, tercihtir, önceliktir. -"hadi sinemaya gidelim" dediğinizde, arkadaşınız -"tabii, harika" demeden önce "ne film oynuyor" diyorsa, hele hele ardından "ben o filmi sevmem" deyip, buluşma teklifinizi reddediyorsa mesela, bilin ki asıl sevdiği sinemadır. siz değilsiniz. siz ancak onun ilgisini çekecek bir film ve boş bir zamanını bulabilirseniz, onunla buluşabilirsiniz. bunun da adı sevgi olamaz tabii... sevgide önemli olan bir arada olmaktır. sinema bahanedir sadece. düşünün bakalım, sevdiğinizi sandığınız insanın, hayatınızdaki öncelik sırası neydi? en tepede mi? o zaman gerçekten seviyorsunuz demektir.
ya da şöyle... hayatındaki en büyük önceliği daima size veriyorsa, hiç şüpheniz olmasın, en çok sizi seviyor. onun için en değerli varlık sizsiniz. hem kendi karmaşık duygularınızı çözmenin, hem de onun duygularını kesinlikle belirlemenin en şaşmaz yoludur, öncelik testi... çünkü en çok sevilen, en önce gelir.
"benim her şeyimsin" kolay laftır, herkes söyleyebilir. eğer sizi bir şeye tercih ediyorsa ancak o zaman her şeyiniz demektir gerçekten. birisiyle ilgili duygularınızdan ya da onun duygularından şüpheniz varsa, derhal bu "öncelik" testini yapın, her günkü yaşantınızdan örnekleri hatırlayarak. şaşmaz gerçek hemen ortaya çıkacaktır.
sevgi bir bakıma önceliktir çünkü...
Tanımı en zor duygudur. Her gözde başkadır anlamı, her tene başka dokunur, acıtır ağlatır kimi zaman ama mutlu etti mi de, herşeyi unutturur. Yaşamı bazen yaşanır kılar, bazen çileye dönüştürür. Vazgeçememeyi de öğretir, ansızın çekip gidebilmeyi de. yüreğe taş basmayı da öğretir, baharı da getirir gizlice. Zıtlıklarıyla güzelleşen yaşanası yüce duygudur sevmek. yaşaması kolay, besleyip büyütmesi zordur.
sevmek bir dut dalıdır taşlanır hayratlarda
kanatır akşam saatlerini sevda yalnızlıkları
her göğüs geçirişte bir gül solar küskün kuytuda
bir çift bülbül kanadında bir orman çekip gider
benzese de aç bebeğin geceyi sızlatmasına
sevmek bir dut dalıdır taşlanır hayratlarda *