erken boşalma sorunu olan erkektir. adamcağız otuz saniyede boşalmıştır ama kadıncağız henüz yeni ıslanmıştır. yaşadık ki biliyoruz lan. bizde ergen olduk.
Rusyada hemde aids oranının tavan yaptığı bir şehir olan saint petersburgda sarhoş bir kafayla o dakikaya kadar hiç tanımadığı bir kadınla korunmasız bir ilişki yaşayıp, ömründen 3 ayı aids miyim değil miyim diye heba ederek geçirmiş ve akabinde alkole zinaya harama tövbe etmiş bir insanın çok rahat yapabileceği eylemdir.
işe akut broşit olduğumu bahane ederek gitmeyen birinin başına gelebilecek olaydır.
o günü sana az önce anlatmıştım, hatırlıyorsun değil mi? havanın karanlık olduğu kapalı bir sabahtı. hani saat 7:30 da toplantım vardı, saatimi bulduğumda saat 10:00 olmuştu. yatakta yanlışlıkla maria diye seslendiğim biri vardı. ah maria kim senin gibi olabilirdi.
hava kapalıydı sevemediğim bir pazartesi sabahıydı. ağzımın tadı bozuk dişlerimin sızım sızım sızladığı bir gündü. akşamdan kalmaydım taşaklarım yumruk yemiş gibi ağrıyordu. çok zorlamıştım.
yatağa geri dönüp öpüşmeden iki posta daha attığım o sabahın öğleden sonrasında dışarı çıktım. arabada otururken mümkün mertebe bacaklarımı açarak oturuyordum. aşırı zorlamadan mütevellit taşak sızlamasını yine de severdim. boşalmış seminifer tüpçükleri ve skrotum kaslarının yavşaması sonucu iki adet yumurta neredeyse vücuttan firar edecekmiş gibi kendini aşağılara salar hani. bi vücut geliştirmecinin en ücra vücut kaslarını hissetmesi gibi hafif acılı bir mutluluktur aşırı sikiş sonrası taşakları yumurtaları hissetmek.
yemek seçmem ne yediğim de öenmli değildir ama böyle zorlu gecelerin ertesi günlerinde iyi beslenirim. arabayı yarımı 1.5 lira olan lanetdayin bir tavuk dönercinin önüne çektim. yüz tl uzatıp 5 liralık et koy dedim. dönercinin gözleri parlamıştı. hemen yandaki marketten de bir paket tadım marka kaju aldım. 24 saat içinde kendimi toplayacaktım.
o an boşalttığım spermler ziyan olmasa yeni bir galakside yeni bir dünya kurulabilek potasiyele sahip oldukları aklıma geldi. tavuktan bir ısırık aldım. içine garnitürü az gelmişti ama ne de olsa 5 liralık et vardı. ısırdıgım tavuğu düşündüm acaba neresini ısırıyordum. tavuk kanat yerken de aklıma hep canlı bir tavuğun kanadını tutmuş gözlerinin içine bakarken ısırıyormuşum gibi gelirdi. hatta o sahne flash back gibi gözümün önüne gelir mahcup olurdum. tavuklara musallat olmuş bir sapıkmıydım.
bütün tavukların alın yazısının aynı uzunlukta olmasına isyan ettim. ama o alına ne yazılabilirdi ki.. belki şans verilse içlerinden uçabilecek yada satranç oynayabilecekler çıkacaktı. evrim içerisinde dondurulmuşlardı en kral mutasyonu geçirseler neticede tavuk döner olacaklardı.
birden kendime geldim. hiç bu kadar uzun süre bir şeyi düşünmezdim. bu aralar kendime çok yükleniyordum. yol boyunca bi çok sey düşündüm. her zaman ki alış veriş merkezine vardım ve starbaksa gittim. hergün ikbal dönercisinden aldığım ayranı orada içerdim. ancak bu sefer kahve içmek istedim. etrafımda içtiği kahveyle ilgili detaylı bilgilere sahip çıtırlar vardı. bu tipleri severdim. yormazlar 40 dakikada pilleri biter. mahvoldum mohitom derlerdi.
bana çok şekerli çok kremalı orta kahveli bişey ver tatlı olsun sütlü olsun dedim. parasınıvedim. nedense kahveyi bir kağnı tekerleğinin üstünden almam gerekiyormu. öyle ahşap dönen bişey yapmışlardı. tiksindim.
bacaklarımı iyice açarak kahvemi içiyordum. birden yanımda bir gölge belirdi.
-merhaba sizi birine benzettim tanışabilir miyiz?
nede olsa kibar bir insandım.
+tabi otursana
dedim.
-yaaa açıkçası çok seksi görünüyorsunuz kendimi tutamadım
+anladım güzelim ama taşaklarım sızlıyo. prensip olarak 24 saat kimseyi sikemem
dedim. nede olsa açık sözlü biriydim.
utandı. ayran ısmarlıyım mı sana dedim. lafı değiştirim.
akşam oluyordu.
taşaklarımın sızısı azalır gibiydi.
hüzünlendim.