nefesim kadar değerli
sözlerim kadar gerekli
gözlerim kadar kıymetli
yüreğim kadar özelsin
sen bende hep gözdesin
kimseyi yerine koyamam
sensiz bakamam, duyamam
hiçbir dala konamam
kanatlansamda uçamam
sen benim hep güzelimsin
bırak ben anlatayım seni
kalbimdeki derin sevgini
ufuklara sığmayan bir peri
seviyorum seni ben ebedi
sen benim gözbebeğimsin.
ufacık bedenine sığdırdığın kırgınlıklarla
ve güneşin ardında bıraktığı yalnızlıklarla
irmaklar gibi çağlayarak ve kükreyerek geliyorum
yağmurlar gibi seviyorum seni
dağların en yamacından iniyorum
sonsuz bir yangından geçerek ölüme ve ölümsüzlüğe geliyorum
gökyüzü, özgürlük, su gibi seviyorum seni
çöllerin yağmura hayratliği kadar
özgürlüğün anlamı kadar
rüzgarlar gibi hızlı
umutlar kadar büyük seviyorum seni.
söz müziği kime ait bilmiyorum ama onur akın'ın seslendirdiği, an itibariyle ağzıma sıçmış şarkıdır.
duygusal bi' anıma denk geldi herhal, kahvaltı yapıyodum, düştü çatal elimden, yaktım sigaramı deriiiince çektim. (bkz: vay amına koyim)
hem de nasıl seviyorum bir bilsen...
kendi içimde kavrulduğum bir ateşteyim...
yok olacağımı bilsemde çıkmayacağım kendi ateşimden...
su olup beni yok edeceğini bilsem bile bitmeyecek içimdeki sevgin...
yeminliydim ya ben, ölene kadar dinlememeye yeminliydim bu şarkıyı...
hiç tek başıma dinlememiştim ki, hep o vardı yanımda. onur akın gücenmesin ama, o daha güzel söylerdi. en azından benim için öyleydi.
bugün yüzleştim o şarkıyla, aylar sonra ilk kez kadıköy de ufak bir kafede kulağıma çalındı. ilk önce gürültüden tanıyamadım sesi, zaten dedim ya onur akın ın söylemesine alışkın değildim. sonra duydum o sihrili sözleri:
"seni düşündükçe
gül dikiyorum ellerimin değdiği yere
atlara su veriyorum
daha bir seviyorum dağları gülüm
her akşam seninle yeşil bir zeytin tanesi
bir parça mavi deniz alır beni"
yeşil bir zeytin tanesiydi ya gözleri, bende o yüzden şarkının en çok burasını seviyordum. iki damla yaş aktı belli belirsiz, kimse görmesin diye yüzümü cama döndüm. dinlemiycektim ya hani ben bu şarkıyı; yeminimi bozdurucasına karşıma çıktı işte olmadı, bu sefer kaçamadım.
yüzyıllar boyu çıldırmış şairlerin şiirlerinde en çoşkuyla yazıldı bu iki kelime. bazende bizlerde bu kelimenin büyüsüne kapılıp sayıklar dururuz.
şiir azeri türkçesinde yazıldığı için bazı kelimelere alışık olmaya bilirsiniz.
dünya haritasının her hangi bir yerinde
bütün bir birini seven insanlar kimi sevirem seni.
mübarizesiz, mübahisesiz bir o kadar sade
gönülle, hevesle, hüzurla doya doya sevirem seni.
neruda şiirinin en ateşli mısralarından
çıkan sözler tek çılgınca sevirem seni.
nazımın yıllar boyu mahbusluk mektuplarından
çıkan yakarışlar tek hasretle sevırem seni.
ayı, günü, suyu, torpağı seven gibi
anasını seven bir balaca tek sevirem seni.
anamı, hayatı, her kesı seven gibi
sade ama bir o kadar derin hisslerle sevirem seni.