yaşı küçük de olsa büyük de olsa, çocukların baba sevgisine ihtiyaç duyduğunu bilmeyen, küçüklüğünde çocuğun ruhunda derin yaralar açan baba. sürekli surat asan, otoriter, bir baba figürü. kızına ya da oğluna bir kez bile sevgiyle bakmadan ömrünü geçirir. onun için babalık; bir etikettir. sadece para vermekle baba olamayacağını yaşı geçse de öğrenemez.
ta ki, çocuğu kendisinden önce mezara girene kadar. çocuğunun mezarı başında gözyaşı döker. işte, o gözyaşındadır o güne kadar göstermediği sevgisi...
yanlış yolda olan babadır.
neden esirger içinde olan evlat sevgisini neden kısar ki bilmez mi bir süre sonra terkedecektir bu dünyadan o sevgisini belli edemediği çocuğunu bırakarak.
gün gelecektir hatırlanacaktır belki çok ihtiyaç duyulacaktır yaslanılıp ağlanmak istenecektir hayallerde.
işte o an çocuk nasıl bir hayal üzerine canlandıracaktır içinde olan baba ihtiyacını şefkatini sevgisini.
sevginizi belli edin babalar en hırçın yaramaz çocuklar bile babasına sırtını vermek ister bu yalan dünya da her şeye rağmen.
baba dediğin;
yeri geldiğinde çocuğunu kucağına alacak, yeri geldiğinde onun yaşına düşüp onunla oynayacak, yeri geldiğinde kızacak, yeri geldiğinde terbiye edecek sözler söyleyecek, ona kol kanat gerecek, koruyup kollayacak, gerektiğinde oturup içecek, maç yapacak, iyi kötü herşeyi paylaşacak.
ama ne olursa olsun çocuğuna gülerek bakan bir çift gözü esirgemeyecek!
belli bir yaştan sonra olur olmadık yerde sarılacak, canım kızım/oğlum diyerek rezil edecek babadır.
bu hallerini mumla aratacak babadır. ne vardı sanki öyle kalsaydın dedirtecek, sevgisini belli etmiyor diye şikayetler edip durduğunuz için kendinize kızmanıza sebep olacak babadır.
seksenlerde ve doksanların ilk yarısında çocukluğunu yaşamış olan grubun genelde sahip olduğu baba profilidir. bu babalar sevgilerini nasıl belli edeceklerini bilmezler. evde sadece otururlar, soru sorarsın cevap vermezler, kafalarında bir şeyler kurarlar. sonra pat diye onu hayata geçirirler. bir kez "kızım, oğlum gel öpeyim" dememişlerdir. bizim evdeki versiyonu öss tercihleri döneminde kendisine uzattığım tercih listesine 10 saniye bakıp bana geri vermişti. üzerine istanbul'u kazanınca da "sen istanbul'u yazmış mıydın?" diye sormuştu. ama yine de gözlerinin içi gülüyordu, sonuçta kazanmıştır çocuğu üniversiteyi. üzerine işe girince, ilginç bir şekilde tanıdıklarının halini hatrını sorası gelmiştir bu bahsi geçen babanın. konuşma sırasında "bizim çocuk da işte şuraya atandı" diye gururunu paylaşmıştır. babadır yine de sevilir sayılır her ne kadar kendisi bu duygularını belli etmese de...
serttir. otoriterdir. sözün üstüne asla söz edemezsiniz. az konuşur, pek gülmez ama çocuğu için en iyisini ister. ailesi için gece gündüz çalışır. karısının, çocuklarının kıllarına zarar gelmesini istemez. kısacası o benim babamdır.
babalığın sadece maddi ihtiyaçları gidermekten ibaret sanan bir baba insanı üzer, çocukken benim babam beni kesin sevmiyor dersiniz, bir yanınız hep mutsuzdur, herdaim.
büyüyünce anlarsınız, cami'de kermes olduğunda taze yemeklerin kokusu burnuna geldiğinde telefon açıp "bişey yemeyin lan, ben geliyom şimdi", ya da mağaza'da kendine aldığı sıcak tutan çoraptan size de almasının sebebi aslında sevgisinden olduğunu..
biraz gösterebilseydi sevgisini manevi olarak keşke çocukken, çok daha mutlu olurdum hayatta diye tahmin ediyorum.
Olmamış babadır. Çocuk anne ve baba sevgisi görmeden büyüyorsa ilerde perde hayırlı bir ebeveyn olmaz. Dolayısıyla anne veya baba iseniz gösterin sevginizi sonuna kadar. Bırakın şımarsın çocuk.
saçmalıktır. sevgisini belli etmemek insana olgunluk, erkeklik mi kazandırıyor ? ağlayamayan, sarılamayan, seni seviyorum diyemeyen erkekler daha mı adam oluyor ? bu yüzden böyle olduk çıktık amk.