her şey bir köşeden uzaklaşmayla başladı. sen kendi köşendeydin, olanca gizeminle oturuyordun düşlerinin üzerine. bense olacak her şeyden bihaber öylece bakıyordum gelip geçen günlerin kurşuni renklerine. bir boşvermişlikle beraber oluşan her şey ortaya çıktı sonra. gökyüzü yeryüzne doğru bir adım attı, en olmaz denilen hadisenin ilk basamağına basıldı, ve sonrasında cennete uzanacak bir merdivenin hayalleri kuruldu uzunca bir sürenin ardından. ve ikna oldum, bir şeylerin değişebileceğine. içimde bir ayrı, yüzümde bir garipti bu ikna oluşun izleri. kendimle bir iddiaya girdim sonra. sevilecek bir adam olmadığımı savundum durdum. seven tek bir kişi yokken birisinin cennete uzanan merdivenlerin eşiğinde sevilmeyi beklemenin anlamsızlığında çırpındı bakışlarım.
günler geçti, güneş doğdu ve battı defalarca. yağmurlarda ıslanan düşünceler sisli havalarda yükseldi; ve sonra tekrar her şey kendi haline döndü.
gecelerin birinde kendimle girdiğim iddiayı yine kendim kaybettim. anladım sevilecek bir tarafımın olmadığını. nedenlerimi olgunlaştırma yolunda bir adım daha attım. ve bir adım daha yaklaştım bu dünyadan gideceğim güne...
kendinin görmenin acısını içime gömdüm; ruhumda bir gemi yüzdürerek yelkenlerimim açtım sosnsuzluk adasına doğru...
artık o olmamalıydı; günlerce aramamıştı, ben de aramamştım. varlığı zaten yoktu, yanımda değildi. yokluğunu somutlaştıracak sebeplere gömdüm kendimim.
sınırsız bir açıklık kazandırdım feryatlarıma, artık olmayacak, artık olmayacak diye...
bir gecenin bağrında terkettim ay ışığını...
geceler daha bir karanlık artık!