sana yorgunluğu gözlerinden okunan bir bünyeyle geleceğim. çokça yıpratılmış, çokça aldatılmış, çokça kandırılmış, çocukluğu elinden alınmış bir halde olacağım büyük ihtimalle ellerinden tuttuğumda. ama acılarımdan kurtulmuş, sıyrılmış, mavi bakışlarımı geride bırakmış, umudum diyebilecek kadar yürekli olabileceğim sana dokunabildiğimde. böyle olmadan seni bulmayacağım inan bana. tertemiz geleceğim sana, daha çok alışmış olacağım ama hiç bir kırıntı kalmayacak geçmişime dair. aklım sen olacaksın.
sen de böyle olacaksın değil mi?
tertemiz hayaller kuracağım sana, daha önce kimse için hayal edilmemiş, kimsenin kulağına fısıldanmamış olacaklar. bu şehri güzel kılacağım gözümde, seninle olduğum yeri cennet yapmaya çabalayacağım. sokaklarına adımlarımızı kazıyacağımız bu şehri senin için seveceğim belki. elele dolaşacağız bu sokaklarda, yan yana yürüyeceğiz, omuzlarımız böyle aynı hizada olacak. kıvırcık saçların rüzgarda uçuşurken gökyüzünü sevimli kılarken, seveceğim ben bu şehri senin için. vazgeçmeyeceğim hayallerimden ama. yine gideceğim bu lanet şehirden. kaçacağım. belki beraber gideceğiz.
yanyana oturacağız bir otobüs koltuğunda, omzuma yaslayacaksın başını, koluma gireceksin usulsa. ben saçlarını soluyacağım, doy(a)mayacağım kokuna. seyredeceğim otobüs camına düşen suretimizi, belki ağlayacağım sen uyurken. farketmediğin göz yaşlarımı saçlarına bulaştıracağım. ne çok özlemişim seni diyeceğim, duymayacaksın. nefes alışverişlerini seyredeceğim, senin için dualar edeceğim. bizim için dualar edeceğim. sarılacağım sıkıca. bir şehirden bir şehire kaçarken, keşfedeceğim aşkın kaybettiğim yollarını. seninle yeni yollar keşfedeceğim, umutlarımı yeşerteceğim. kaybettiğim çocukluğumun kırıntılarını bulacağım belki de. çocuk olacağım. çocuk..
sen de benim gibi düşüneceksin değil mi umudum?
herşeyin güzel olmasını hayal ediyorum. hep kaybettim ben. korkuyorum bu yüzden, güzel düşünmek istiyorum. güzel olacağını hayal ediyorum, güzel olacağını hissediyorum, umut ediyorum. güzel olmalı herşey, inanmak istiyorum buna. sen de, sen de istiyorsun değil mi bunu?
bu mektubu okuyacağın gün gelecek, ne zaman bilmiyorum. belki çok uzun bir zaman sonra.. ala gelecek. inanıyorum.
sana tertemiz geleceğim dediğim gibi, sadece sana ait olacağım. temizlenmiş olacağım tüm geçmişimin kirinden pasından. kalbimin üzerinde parmak izleri olmayacak. ellerine bırakacağım, seyredeceğim sonra, sen de, sen de ki tekinin yanına koyacaksın onu.
koyacaksın değil mi?
umutsun sen, her daim içimde olacaksın. kaybetmeyeceğim seni. kaybolmayacaksın.
Vakit, gecenin sonsuz karanlığına bürünmüş. Binbir sıkıntı sarmış benliğimi. Bir yudum su diye inleyen hasta gibi muhtacım seninle konuşmaya. Nerdesin? Uyur musun şimdi? Arasam, bir sıcacık merhabana ihtiyacım var desem; ne dersin? Kızar mısın düşüncesini aklımdan geçirmek istemiyorum.Çünkü dostumsun diye biliyorum. Elbette arayacaksın, dediğini duyar gibi oluyorum.
içimi acabalar sardığında senin sevgi dolu gözlerini görebilsem nasıl rahatlayacağım, ama yoksun. Varlığınla beni nasıl sarıyorsun, bir bilsen. Maddeden ötesin. Hani pamuk şekeri vardır, yediğin an tadı damaklarına yayılır ama anında yok olur. Sen sakın yok olma, sevgi tadında yaşa. Beni ben yapan her ne varsa, sende de bunları gördüğüm için mi bu kadar bendesin? Bence sen, varlığındaki değerlerle sensin, bence sen ruhuma uzattığın kementle varsın. Acımdasın, sevincimde, gözyaşımda, uzanan elimin sıcaklığındasın. Uzaktayken nasıl yanımda olabiliyorsun?
Mutluluktan uçacakken seni aramak ve sevincimi paylaşmak istiyorum. Acımda ben seni arayamıyorum, yalnızlığın kalın kabuğuna çekilmek ve unutmak istiyorum dünyayı, insanları...
Ama sen... sen bırakmıyorsun.
O derin dehlizde karanlıklar içinde bir ışık var, o ışığa doğru bilinmez bir neden çekiyor beni. Gözyaşlarım çiçek oluyor yüzümde ışıkla. Ve ellerimde çiçeklerle çıktığımda karşımda seni buluyorum.
Soğuk bir sonbahar akşamıydı. Hava kararmış, yağmur başlamıştı. Düşlerimize yağmur yağıyordu ellerimizi. Gözlerin donuk bedenin halsizdi.
Gizli bir el kalkış hazırlanan otobüse binmek için seni sürükler gibiydi. Sanki kalmak istiyordun. baharda dönerim demiştin hatırlıyor musun ? Sakin beni unutma bekle.
Ben seni unutmadım sevgili, ben seni unutmadım. Bütün kış baharda döneceğin günün hayaliyle ısındım. Minik öpücüklerle uyandırıp güneşin doğuşunu gösterecektim sana. Çiçeklerin, denizin, kumasalın, güneşin tadına birlikte varacak , gün batımlarında denizle birleşen ufuk çizgisini birlikte seyredecek, ay ışığında mutluluk şarkımızı söyleyecektik.
Yalan değil kaçamak sevdalara takıldım yokluğunda bir süre. Sana benzeyen her şeyi sevdim ben. Sevdiği her şeyde senden izler vardı. Aradığımı buldum sandım ama yanıldım , bulduğum sen değildin. Olmadık zamanlarda aklıma düştün, zamansız yaralandım. Her sabah seni bulmak için yolara düşmek geldi içimden ama gidemedim .
Yalnızlığın acısıyla gurur satın alır oldum her gece. Gelir; dedim kendi kendime, söz verdi gelmesi gerek. Bekledim.Kendimi param parça hissetim ama yine de sana kızamadım.Unuttum kötü sözlerini Unuttum kapında bekletildiğimi.Unuttum telefonlarıma cevap vermediğini, kavgalarımızı unuttum.
Bir tek seni unutmadım sevgili, bir tek seni unutamadım. Hep dönmeni bekledim. Zamanla alıştım acılara , ölüm ilanlarında kendiliğinden siline adreslere. Alıştım sevdiklerimin yokluğuna. Ama yalnızlığa alışamadım, hasrete alışamadım, sensizliğe alışamadım. Hep dönmeni bekledim.
Olamadı gülüm bir araya gelemedik. Oysa daha yolun başındaydık, tomurcuktuk daha çatlamaya hazır. Bahar gelmeden ayrıldık. Şimdi artan yalnızlığım , büyüyen yokluğu var . duvarlarda gözlerinin izi , kapı kollarında parmak izlerin saklı. Sen neredesin sevgili, varlığın nerede ?. bir mevsim döndü , sen dönmedin .
Düşlerim böyle dağınık değildi eskiden. Kara bulutlar gibi kümelenip bir yere, acılarım yüreğimde çöreklenmişti gece yarılarında. Özlemlerim hiç bu kadar olmamıştı gün ışığına. Hasret bu kadar büyümemişti. Şimdi göçebe olmuş yüreğimle her sabah yeni yolculuklara çıkıyorum. Umudun türküsünü söylüyorum öksüz bakışlarımla....
her şeyin farklı olmasını istedim seninleyken...
mutluluğun en güzelini yaşamak istedim.
hiç bir şeye benzemesin mutluluğu tarif et dediğinde kelimeleri
bir araya getirememek istedim.
sana anlatamam ki tarif edemem demeyi çok istedim.
farklı olsun istedim seninleyken her şey...
hüznü bile daha yoğun yaşamak istedim.
gözlerimin ağlamaktan patlamasını istedim burnumun kıpkırmızı olmasını.
sevdiğim kadar sevilmek istedim. en büyük farkıda bu olsun istedim.
yanında sıcaklığını hissetmek istedim. sarılırken sana bir kere de olsa
o anda hayat dursun istedim.
çok şey istedim belki bu yüzden istediğim olmuyor.
Seni sevmiyorum artık..Ama unutamıyorumda.Başkasını düşünsem seni aldatıyo gibi hissediyorum kendimi.Yapamıyorum..Sanki hayatımın her anında sen varsın gibi yaşıyorum.Birlikteyken yapma dediğin şeyleri sanki sen hala istiyomuşsun gibi yapmıyorum..Benim gülüşümü çok seviyodun ya sevgilim..Sen gittiğinden beri gülemiyorum..içime öyle derin bi iz bıraktınki tarifi imkansız..Birbirimizden neler istedik ne sözler verdik be sevgilim..Çocuklarımız vardı bizim aşkım..Üç tane,biri adrianaya biri kıvaca biride ikimize birden benzeyecekti.. Üçüncüyü göremeden bittik biz sevgili.Kimliğinde soyadımı göreceğim bigün demiştin,göremedin..Oysa ne çok isterdim.Ne hayallerimiz vardı bizim.Gerçekleşemeden bittik..Seni ne kadar semiyorum desemde unutamıyorum,özlüyorum,çok özlüyorum sevgilim..
Yazıpta yollayamadım..Çok özlediğimi bi kez daha farkettim..
sevgiliye verilen en özel ve en anlamlı olan hediyedir. ve sevgili çok uzaktaysa, ona ulaşmak mümkün değilse o mektupla yaşarsınız. ezberlersiniz tüm mektubu, harfi harfine incelersiniz, okurken acaba bu kelimeyi yazarken nerdeydi hangi surat ifadesiyle yazıyordu diye düşünürsünüz. başka dünyalara gidersiniz o mektubu okurken, sevgilinin olduğu dünyaya. ve hep anlamlar çıkarmaya çalışırsınız bir de bakmışsınız ki sanki ta önceden biliyormuş gideceğini de bilir gibi yazmıştır. ya da size öyle geliyordur. kısaca kalbini hissedersiniz sevgilinin o mektupta. bir şeylerin hala var olduğunu, değişmediğini görürsünüz.
olmayan varlığına o kadar fırsatlar kurban ettim ki anlatamam kimse de dinlemez zaten... başta sen. yokluğuna; ne yaptığını kimle olduğunu bilmememe rağmen ben hala bir ibadetmişçesine gözümü açtığımda seni düşünüyorum, seninle konuşuyorum sessizce sana birşeyler anlatıyorum gün boyunca. kızgınlıklarımı, sevinçlerimi, hayalllerimi, geçmişte yaşadıklarımı, sana dair kırgınlıklarımı, kızgınlıklarımı, yokluğunu. gittiğinden beri kararsızlığınla hayatımda yarattığın karmaşayı en çok da. sen yokken neler yaptığımı mesela. her gün başka bir psikoloji ile bazen senden ölümüne nefret edişimi ama en sonunda güzel bir hikaye uydurup buna inanıp yine sana sığındığımı... seninle uyuyorum. rüyamda sana sarılıyorum bazen ağlıyorum.
ilk günden beri bilmiyorum seni neden sevdiğimi. sen sorduğunda da bir neden söyleyemezdim. defalarca neden neden neden dediğinde bir nedeni yok derdim. en tehlikelisi de buymuş biliyor musun. ben biliyordum. ve korkuyordum. bir şekilde artık geri dönüşlerin kapalı olduğunu biliyordum. içime senin işlediğini ve çıkmayacağını biliyordum. hatırlar mısın? ben hiç unutmuyorum. gezi dönüşünün akşamı, eve bırakma faslından sonra ertesi gün okulda karşılaşmıştık. sen selam vermedin. öylece bakıp gittin ben derse girdim. ders boyunca neden konuşmadığını düşündüm kızdım sana. ders bitişi okulun cam kapısından seni arkadaşınla konuşurken gördüğümde dönüp gitmek istedim senin sessizliğini görmektense. oysa sen beni görünce arkadaşından ayrılıp yanıma; çok yanıma gelip gözümün ta içine bakarak seni bekledim dedin. seni bekledim... bu bir derslik bekleme değildi biliyorum. işte o günden beri korkuyorum. bu yaşadığım her ne ise onun gücünden korkuyorum.
burada olduğumuz her gün birlikte olduğumuz her an ne çok şey paylaşmışız. beğendiğimiz sevdiğimiz, sevmediğimiz her şeyde birbirimizi o kadar çok etkilemişiz ki. ben artık kendim değilim buna eminim. sadece sevgili değil herşeyi olduk birbirimizin. adı bile olmayan bir sürü şey paylaştık senle. güldük, ağladık, üzüldük, telaşlandık, heves ettik, şaşırdık, birlik olduk, mücadele ettik, hayal kurduk, plan yaptık, koştuk, yürüdük, yedik, içtik, sarhoş olduk, uyuduk, sevdik, okuduk, yazdık, çalıştık, boş boş oturduk, dans ettik, şarkı söyledik, aldık, sattık, seyrettik, temizledik, kirlettik, kaçtık, korktuk, dalga geçtik... beraber, ikimiz, biz.
şimdi. benden 800 km uzakta. bilmediğim bir evde. bilmediğim insanlarla. bilmediğim bir havayı içine çekip, bütün yaşadıklarımızı onlarla yaşıyorsun. belki başkasını seviyorsun. belki çoktan unuttun söyleyemiyorsun. itiraf ediyorum denedim. başkasını sevmeyi; başkası ile olmayı. denemek bile dünyanın en büyük acılarını yaşattı bana. nefret ettim herşeyden ve herkesten, en çok da kendimden. ben ister miyim ki kurduğum hayallerdeki senin yerine başkası geçsin. senin benden uzak duruşun... ateşten kurtulmak için deli gibi çırpınan biri gibiyim. içim yanıyor. bu acıdan kurtulmak ne yapsam olur gibi, öyle yanıyor ki canım. kahrediyor bensiz olmaya cesaretin, aylarca aramayışın, kavga yok, küsme yok...
bir küsüp bir barışıyorum seninle senin haberin bile yok. ne yaptığını bilmiyorum. acaba farkındalar mı yolda yanından geçen insanlar benim sahip olamadığım, olmak için dünyaları vereceğim bir şeyi yaşadıklarından. tutku, saplantı, bağımlılık neyse adı bilmiyorum. içimde benden bir parça gibi aşkın. bütün bunlar değil daha neler yaparsan yap yine de sana inat, dünyaya, bana akıl verip duranlara, karşıma çıkanlara inat bütün fırsatları, herşeyi tepe tepe seni seveceğim. senin ne düşündüğün, nerde olduğun umrumda değil. varlığın bile. olmasan da olsan da; sevsen de sevmesen de; seni sen istedin diye değil; kendim için seviyorum, sevmeye de devam edeceğim. ömrümün sonuna dek de, hayat beni nereye savurur bilmiyorum ama yanımda kim olursa olsun gördüğüm hayal sen olacaksın. benim olmasan da; ben o eski güzel günlerde kalacağım, bir okulun giriş kapısında yaşlanacak ruhum ama senden ayrılmayacağım. başta sen olmak üzere hiç bir şey umrumda değil. seni hep sevdim daima ve ebediyete dek seni seveceğim!
bilirim içinden kopar bir anı, düğümler boğazını, ağlarsın.
geçecek bu hüzünler ağlama artık.
beni ne sor nede ara artık, ben benden geçtim.
esmer bir hasrete sundum yalnızlığımı.
sen gelip geçtikten sonra anladım.
ben böyle yalnızlık görmedim.
eski devirlerde kalan bir gelenektir.fakat asker yolu bekleyen bayanlar için bu gelenek hiç bitmez.
halbuki devir milenium devri mailleşin daha kısa sürede ve daha fazla şeyler yazışın diye düşünüyorum...
boşlukta sallanır ya bazen hayat.umudunu kesersin herşeyden nefes alıp vermekten başka bi çaren olmaz kimi zaman, yürürsün yollarda boş sokaklarda düşünürsün herşeyi bazen bir sıcak gülüşe, ellere, gerçek anlamda sevilebilecek insan çıksa iyi günde, kötü günde yanıbaşımda olsa, onun bi tebessümüyle dünyama ışık doğsa, yaşadığım saçma hayatta tek gerçeğim olsa, kalbimi açsam korkmadan, sevsem delicesine çekip gitmek diye birşey olmasa, sadece sevdiğim olarak kalmasa, yeri geldiğinde arkadaş, derstleştiğim biri, o herşey olmalı.. paylaşmalıyım en saf duyguları, bazen çocuklar gibi şımarık, gülmeliyim, yaşamalıyım mutlu olmalıyım, bazen sarılıp ağladığım sıcacık kolların sahibi olmalı, ona her bakışımda tekrardan yaşama dönmeliyim, nefesim onunla anlam kazanmalı, sıradan anlamsız geçip giden günlerim şu geçici dünyada dolu dolu yaşamalı onunla..
ama..düşünmekten başka bişey yoktur inanmassın böyle bir aşkın seni bulacağına..
düşündüğünde bile bir an mutlu olursun sonra bunların sadece hayalden ibaret olduğunu kabul edersin.. belki bir gün böyle aşk bulur beni dersin ama bunu derken bile yüzünde bir gülümseme belirir..kendinle alay eder gibi, çünkü umudun bile yoktur.. hayat yaşattıklarınla köreltmiştir inancını, herşeyini..
ansızın birşey olur bazen.. nerden çıktığını anlamazsın bir çift göz, bazen iki kelime bile yeter ruhunu işleyip teslim alır seni senden.. aşık olursun.. kalbin kuş kanadı gibi çırpınır onu gördüğünde.. aşk; zaten mantığın herşeyin son bulduğu bir duygudur.. bazen üzer, bazen mutlu eder.. ama herşeye rağmen aşk güzeldir. onun acısıda tatlısıda farklı duygu yaşattırır. hele ki aşık olduğun yanında senin kollarındaysa bundan güzeli yoktur hayatta.. dünya etrafınızda dönüyor sanırsınız, ayaklarınız yerden kesilir.. yanınızda olsa bile özlem duyarsınız hep yanınızda olsun istersiniz. hayatınız merkezi oymuşşasına davranırsınız. yaşamak için suya duyulan ihtiyaç gibidir sevdiğinizin varlığı, o kadar güzel hayaller kurarsınız ki ikinizin olduğu bunların gerçeğe dönüşmesini istersiniz. aşkta kötü düşüncelere yer yoktur tertemiz saf duygularla yaşarsınız. isterseniz dünyayı elinizde oynatacak biri olun aşk mantığın kabul görmediği tek duygudur.
sana olan duygularım sadece bu sözlerden ibaret değil aslında, kelimelerin kifayetsiz kaldığı duyguyu yaşıyorum seninle
sevgili.sevgili sevgiliii kiiiim.bil bakalım kim.
yada bilme mesela daha iyi böylesi, anonime bu mektup öyle olsun. sıfır yada sonsuz gibi. edebiyatı küçük parçalara ayırıp, kafamızdan aşağı boca ettikten sonra ortaya çıkan önem verilmiş görünümlü kadınların rengi her daim kırmızıdır ve öyle kalacaktır. öldürmeniz gerekirse lütfen kanlı bir yöntem seçiniz, mesela kafasını uçurmak, mesela bir aşk cinayeti esnasında nefsi müdafaaya girişip, kurban olacakken birdenbire katile dönüşebilrsiniz, bu yeterince kırmızı bir cinayet olabilir. yada tam tersi katil olacakken kurbana dönüşebilirsiniz bu da aynı kırmızılıkta. daha sonra ortalıktaki kanıtları yok etmeye girişebilirsiniz. mesela parçaladığınız edebiyatları alın ve götünüze sokun, böylece kurban da yada katil aynı hızla olay yerinden uzaklaşacaktır. ve siz suçlu olmaktan sonsuza kadar kurtulacaksınız. üstüne efes güneşi marka bir şarap için ki mideniz bulansın, bu da suçlu olmaktan kurtulmanın bedeli.
şarap kokan bir ağızla ancak sarhoş bir bayanın yanına yaklaşabilirsiniz bunu da unutmayın. eğer yanına yaklaşabilecek bir sarhoş bayan bulduysanız, önce parçaladığınız edebiyatları götünüzden çıkarın ve ona ikram edin, sarhoş olduğu için hiçbirşey anlayamayacaktır emin olun. 'bunlar şarabın yanında iyi gider güzel bayan, peki bu gece vücudunuzu biraz hırpalayabilir miyim, yalamak emmek gömmek suretiyle! bu konuda üstüme yoktur da' deyip, sarhoş ve güzel bayanın koynuna girebilrsiniz. sabahleyin yatağınızda kanlar içinde yatan güzel bayanın aynı bayan olup olmadığını düşündükten sonra, biraz daha edebiyat parçalamanız gerekecek akşamdan kalmalığı üzerinizden atabilmek için. bu işe yaramıyorsa en yakın ganyan bayiine gitmelisiniz. ve 'akşamdan biraz şarap kalmıştı, alabilir miyim, atlara vericem de?' demelisiniz. bu da mı işe yaramıyor? eve geri dönüp kanlar içinde yatan güzel bayanın aslında kanlar içinde yatmadığını gördükten sonra, şaraba bandırılmış at kılından yapılmış bir sicimle sizi çok seven birini intihar süsü vererek öldürmelisiniz. bu sırada kimse size bakmamalı. görünmez olmalısınız yada şöyle deyin mesela 'o ben değildim bana çok benzeyen biriydi'.
biliyorum bunları okuyamayacaksın ya da okusan bile sana olduğunu bilmeyeceksin. kendimden nefret ediyorum çünkü; ben gülünce bile mutlu olabilen bi insanı kendimden iğrendirdim.
ilk öpüşmemizi hatırladın mı? öpmek için bakıp duruyordum fakat; bi türlü cesaret edemiyordum. pat diye öpüverdin sevgilim. o an dudaklarımdan bütün bedenime huzur yayıldı sanki. hani çizgi filmlerdeki karakterlerin ayak ucundan başa donması gibi. peki birbirimize ilk dokunduğumuz anı? heyecandan zangır zangır titriyorduk. ilk beraber uyumaya çalışmamızı hatırladın mı peki? defalarca başını göğsüme koymuştun ama gene her defasında abuk formlara bürünmüştük. ilk yan yana oturmamızı hiç unutmadım zaten. teşkilattan ülkücüler beni tenhaya çekip uyarmışlardı 'ağır olun' diye. 'ben de sizdenim aga.' diyince bırakmışlardı.
salonumuzu ihtişamlı, oturma odamızı sade istiyordun. oğlumuz olacaktı hani, tüm mükemmel sıfatlarına bir de 'oğlumun annesi' eklenecekti.
hiç aklıma gelmezdi bi gün 'benden bu kadar' diyebileceğin. hiç gelmezdi aklıma bana bomboş ve donuk gözlerle bakabileceğin. aklımın ucundan geçmezdi 'orkun' isminin sana hiç bir şey ifade etmeyeceği.
ve şimdi... şimdi her an 1 metre uzağında olup da sana seslenememek , eskisi gibi tutup kolundan çeke çeke götürememek, arkadaşın olduğunu bildiğim erkeklerden bile kıskanmak nasıl bir şey bilemezsin. sana öyle kızgınım ki; bana yemin ettiğin, asla yapmam dediğin şeyleri, bize özel şeyleri başkasıyla yaparken hiç mi aklına gelmiyorum? gece yastığa kafanı koyduğunda zihnin paylaştıklarımızdan bi demet sunmuyor mu hiç? annen hiç mi sormuyor 'orkun vardı noldu?' diye?
ve en önemlisi yaşanmışlıkları nasıl bu kadar kolay yoksayıp hayatının öznesini değiştiriyorsun?
düşünmeden yazılınca daha bir gerçekci olan mektup.
şimdi yazacaklarım hikaye gibi gelicek ya sana olsun oku yine:
hatırlarsın o sonbahar günlerini buz gibi hava, kuru, o ağaçların sadece dalları gözüküyor, dalların üstünde buz. o zaman arkamdan geldiğini görmüştüm işte, o siyah montun üzerinde, o dalgalı, soğukdan katılaşmış saçların, o saçların arasından kulağına doğru çıkan kulaklık; büyük ihtimal "blues" ya da "80 lere" ait şarkılar dinliyordun. ne yapmalıyım? diye düşündüm, nasıl olsa evimiz yakındı aynı yere gidiyorduk, biraz yavaşladım yürümeye devam ettim, biraz daha yavaşladım hatta sigara yakmak için durdum ama gelmedin. arkamı dönüp baktığımda yoktun sen orda koştum hemen arkaya ara sokağa baktım oradada yoktun. o buz gibi havada nasıl oluyorsa başımdan aşşağıya sıcak sular dökülmüş gibi bir his kapladı içimi. eve gittim, bilgisayarda seni bulmak için ama yine yoktun. geç saatler olmuştu o zaman, birden sen geldin, hemen yazdım bir şeyler cevap verdin bir daha yazdım ama cevap vermedin, gece 00:00 dan sabaha karşı 04:30 a kadar sadece o ufacık resmine bakarak bir şeyler yazmanı bekledim, yapmadın. hayatımdan yavaş yavaş çıktın, bir çok kez düşündüm, ama hiç... elimden gelen bir şey yok, nasıl oluyorda her şey sana bağlı oluyor, oluyor işte bazen oluyor yapacak bir şey yok. neyse zaten hayatımdan çıkıp gittin, ama ben seni biliyorum, zamanı gelince bunları gülerek yüzüme vuracaksın, gülerim o zaman hiç sorun değil aynen şimdi bana gülenler gibi. bu kadar kısa değil aslında bunlar biliyorsun, sen çok iyi biliyorsun, sadece anımsatmak istedim ben gerisini sen yaz kafanda sevgili.
mektup değil mail attım. sevmiyorum seni kendime başka birini buldum sen romantik aşk filmlerini izlemeye devam et uzaydan beyaz atlı prensin iner belki.