o konuşurken bir gözlerine bir dudaklarına bakmak, gözlerle dudaklar arasında tenis topu gibi oradan oraya sıçramak, seviyorum lan dersiniz. aşık olsam fena olmayacak.
tarifsizdir. o kadar sıcaktır ki kaybolursunuz son dokunuşlarınızda, belkide son diye... son olan her şey kötü olmak zorunda mı be!
dudakları... sanki ellerimle katlettiğim mutluluklar gibiydi aslında. o kadar kıskanıyorum ki dokunduğu bütün tenleri, hatta o küçük, uğruna can verilesi bebekleri dahi. kıskanıyorum hepsini...
evet şimdi bittik biz, artık yokuz, ama yıllar sonra da olsa ya da yakın bir zaman sonra gideceğim o belirsiz yere... dokundukça dudaklarıma aklıma gelecek, baktıkça ayna da gülümseyeceğim hep.
kader. belki şehadeti getirmenin ardından son kez adını sayıklarım belli mi olur. bunu istiyorum allah'tan, eğer ki mevt yazılmışsa alnımıza, onun adını son kez söylemeksizin vermeyeyim şu canımı... ve gözümde canlansın dudakları... son kez.
pişman değilim asla değilim, bu olmalıydı olmak zorundaydı, bana verebileceğin en güzel hediye o sıcak ellerin, samimiyetinden asla şüphe etmediğim yüreğin ve ömrüme, tenime bir mühür gibi kondurulmuş, hayatıma kazınmış dudakların... o son öpüşmemiz...
nasılda koklaya koklaya öpmüştüm seni, hissederek, tahmin edebiliyordum öperken seni aklından neler geçtiğini, sıcaklığını hissettim, melankolik bir hal değil bu, gerçekten hissettim...
hoşçakal yaşanılmamış yarınlarım,
hoşçakal imkan sınırlarını zorlayan muradım
hoşçakal, kabre dek içimde kapalı kalacak en sır günahım...
hoşçakal kara kızım, çingenem... kara bahtım. *
hoşçakal benim küçük ellim,
hoşçakal anneliğin üzerinde bu kadar güzel durduğu cennetim... hoşçakal, bir sonraki buluşmamız mahşere kalan, cehennemim...