dünyada en çok değer verdiğin varlıktır ama doğrudur bir gün gelecek ve sana acıların en büyüğünü yaşatacak olan insandır.ayrılığı kaçınılmazdır ister bu dünyada ister ölümle, ama olacaktır.
tam kapatmışken kalbimizin kapılarını açık kalan küçük bir yerden sızmış olsa gerek birden hayatımıza giren varlık. önce dostluğunu sonra aşkını esirgemeyen özlenen kişi. yokluğunun ne kadar kötü olacağını düşünüp korkmama neden olmuştur. anlatması uzun sürer diye başlayarak gerçekten bu hayatta tek güzel şey sensin ve bunu asla kirletmem diyerek bitirmek istediğim, çok sevdiğim, tek sevdiğim insan.
ha belki daha bir sürü kelimeler yığabilirdim önüne. anlamsız, saçma ve amaçsız kelimelerden oluşan onlarca cümle kurabilirdim sana. her bir kelimeye binlerce anlam yükleyerek, seni senden uzakta her yere götürebilirdim. aşk emek derler ya sırtımda da taşırdım. sevdiği uğruna ağlayanlara saygı duymayı öğrendim sonunda. biliyorum dağınık yazıyorum, bırak öyle kalsın. sevgi miydi, aşk mıydı bu olanlar bilmiyorum. bilsem de anlatamıyorum, kelimeler dedim ya tükendiler. her bir yazar doldurmuş kitaplarını onlarla bana kullanacak tek bir hece bile kalmamış. aşkı anlatamadım sana bir türlü. kelimeler mi yetersizdi yoksa sen mi anlamak istemedin bilmiyorum, bildiğim tek şey ben anlattım sana. daha da dinliyorsan beni hala anlatmaya çalıştığımı farketmişsindir. sokağın ortasında bırakıp giderken beni de farkettin mi; sokak çocuğu gibiydim gidişini izlerken. bulutların bıraktığı her bir damla tenimde ıslak, acı, derin yaralar bıraktı o gece. söylediğin her söz, attığın her ok deldi geçti vücudumu. yağmur damlaları kadar acıttın ruhumu o gece. ben o gece de anlattım sana -hep anlatıtırım ya neyse-. yalvardım sonra, gittiğini anladığımda sen sonsuza yelken açmıştın bile. buluşabilecek tek bir caddemiz, kesişebilecek tek bir sokağımız kalmamıştı. sonra dedi ki doktor bana: "ölmüşsün sen". ayakta duran, konuşan, yürüyebilen insan ölür mü hiç? ölmüşüm ben, öyle dedi doktor. ölü ölü yaşadım ben sonra. kimse inanmadı kalbimin attığına. ardımdan ölmüş bu adam, yaşarken ölmüş dediler. senin gidişin ölüm olur benim için demiştim, o yağmurlu gecede, gülmüştün...
ha belki bir başka yağmurlu gecede, köprü üstünde, kolumdan tutan adam "yapma!" diye bağırdı bana, bilmezsin. anlatmadım kimseye , zaten ölüler konuşamaz... ben ölümümü nüfusumda da görebileyim diye bir köprü buldum kendime, uzunca. tam kendimi sonsuzluğa bırakacakken o adam yakaladı. gerisini tahmin edersin, öğütler, öğütler, öğütler. dedim ki: sen tanımıyorsun ama bir kız var amca, bir kız var! "tanıyorum" dedi. sonra gitti.
ha belki ben hep başarısız oldum, hem sevmede hem sevilmede. ikisini de elime yüzüme bulaştırdım. tek artım korkmamak oldu, düşünmeden sevdim; bu da hataydı kimine göre...
ha sonra sen geldin, "özledim seni" dedin. bense mezarımı kazıyordum sen geldiğinde. ölüler kendi mezarlarını kazarlar mı? kazıyordum, düştüm kara toprağın kucağına...