ersin karabulut'un sandık içi'nden sonraki uzun öyküsü. figen adlı tahminimce güzel sanatlar veya mimarlık okuyan (bkz: macbook) (bkz: çizim borusu), ''kızların fırlama, erkeklerin piç olmasının prim yapmak anlamına geldiği bir dünyada duygularını gizlemeyen'' bir genç kızın öyküsü.
--spoiler--
...figen hikayenin geçtiği zamandan bir sene kadar evvelsinde bir kaza geçirmiş, ancak sebebini henüz bilmiyoruz, annesi ona minibüs çarptığı yalanını söylüyor sadece bir bölümdeki flashback'te.
--spoiler--
6 Ağustos sayısında erkek arkadaşı Mete'nin duygusal yanını görüyoruz. (bkz: ben öküz değilim)
Bu bölümde Ersin'in çizgisel başarısını bir kez daha takdir ettim. Hikayenin en başındaki sevişme sahnesinde Mete'yi öyle bir çizmişti ki sahiden ''sex drugs and rock 'n roll'' adamı sanmıştık. Bu kez ağdalı sözlerle duygu dünyasını açığa vurmamış da olsa en azından Figen'e duyduğu hislerden bahseden Mete'nin yüzüne, yüz çizgilerine, bakışlarına, gözlerine bakın. Ersin Karabulut sahiden duygu durumunu perspektifle, taramayla iyi veriyor.
Ayrıca Figen'in odasındaki Memento posteri iyi seçim. Çok iyi seçim.
başlangıçta çok yavaş ilerlemesi sebebiyle itici bulunsa da, sonraları okuyucuyu saran bir ersin karabulut öyküsü. yamulmuyorsam 3 hafta sonra bitecekmiş.
ersin karabulutun kurgulamada da, çizimde olduğu kadar başarılı olduğunu kanıtladığı çizgi öykü. bir süre önce sandık içini çizmeye ara vereceğini yazdığında üzülmüştüm ama sevgili günlük de şu an hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip.
Günlük tutma işinin hitap şekli.ilkokul öğretmenimiz yazımızın ve düşüncelerimizin yazıya aktarımını kuvvetlendirmek için yaz tatili boyunca yapmamızı istemişti işte örnek (beypazarlı arkadaşımızın günlüğüdür aklımda kaldığınca ama şekil itibariyle tamamen doğrudur 27 yıl öncesi);
Sevgili günlük,tarih ../../1982
Bugün Abubamlara gidecez.
Sevgili günlük,tarih ../../1982
Bugün Abubamlara geldik.
Sevgili günlük,tarih ../../1982
Bugün Abubamla tarlaya gittik.
Sevgili günlük,tarih ../../1982
Bugün Abubam bana para verdi.
Sevgili günlük,tarih ../../1982
Bugün Abubam bana verdiği parayı sordu.Harcamadığımı söyleyince aferin dedi.
Sevgili günlük,tarih ../../1982
Bugün Abubam yine para verdi.
Sevgili günlük,tarih ../../1982
Bugün Abubam yine para verdi.
Sevgili günlük,tarih ../../1982
Bugün Abubam yine para verdi.
Sevgili günlük,tarih ../../1982
Bugün Abubam yine para verdi.
Sevgili günlük,tarih ../../1982
Bugün Abubam yine para verdi.
.....
Sevgili günlük,tarih ../../1982
Bugün Abubam yine para verdi.
Sevgili günlük,tarih ../../1982
Bugün Abubamlardan ayrıldık eve geldik
Sevgili günlük,tarih ../../1982
Bugün Abubamın verdiği paraları düşürdüm bubam çok kızdı.
Bu günlüğü yazan arkadaş Ankara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bölümünde okumuş olup şuan Anadolunun biryerlerinde çocuklara Edebiyat konusunda eğitim vermektedir.Geleneksel yıllık buluşmalarımızda üstün edebi yönü sıkılmadan kendisine anlatılarak gururlandırılmaktadır.
bunu sana nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama geçen ay 'sözlük' diye biriyle tanıştım... karşılıklı hal-hatır sorarken birdenbire aramızda bir yakınlaşma doğdu... sonra ben buna yazmaya başladım. o da yok 'çikita muzum' yok 'jojoba tanem,' diye beni iyice baştan çıkardı, tahrik etti... benden başka kimsen olmadığını, sana benden başka hiç kimsenin yazmayacağını, yazamayacağını biliyorum. ama sen de artık çok demode, çok çağ dışı kaldın be günlük. bi kere hiç interaktif bi insan değilsin.... hişttt, ağlamak yok! tamaam, gel buraya.
sevgili günlük
lanet bir akrabamla geçirdiğim kaza sonucu uzun süre tedavi gördüm şimdi durumum iyi ama sevenlerimin bol olmasının katkılarıyla kalktım ayağa ama iki yılı aşmış ne yapsam günlük nasıl düzlüğe çevirsem bu terslikleri daha okulumu bitirmemişken başıma böyle birşey geldi artık kazanın etkilerinden kurtuldum biran önce bir baltaya sap olma vakti gelmişde geçiyor bile
bugunlerde kendımı cok gucsuz hıssedıyorum .. herkesın karşısında guclu olan ben kendıme yenık duşmuş durumdayım .. Free tırtıl .. ( kendıme verdım bu ismı ) Ben sadece kucuk , ufak , dunyada bır cok varlık gıbı bana ozel durumları olan , yerı gelmış yerde , yerı gelmış bır agaca tırmanırken , yerı gelmış bır agac dıbınde
ama hep bır mucadele ıle , surunerekte olsa bırşeyler yapma cabası ıle surdum hayatımı ..
Bır doyma noktasıydı benım kı .. bırgun kabuguma cekıldım .. Koza ıle sardım etrafımı kımsenın bana yanaşmasına , ezmesıne , benı acıtmasına ızın vermemek ıcın duvarlar ördum kendıme ..
Icımde farklı bır dunya kurdum .. kurdugum dunyada yalanlardan , caresızlıklerden , kotuluklerden , sahtelıklerden arındırmaya calıştım kendımı .. Ve ben bunları arındırdıkca kendımden ve cevremden
degışmeye başladım zamanla .. kanatlandım , rengarenk oldum , ama tırtırdım hala onun eserı vardı bunyemde baktıklarında gorebıleceklerı kadar yıne kendımdım yanı ..
Artık kozamdan cıkma vaktı gelmıştı .. ve cıktım onun avucuna kondum en buyuk ozgurluklerı , en buyuk sevınclerı onun avucunda yaşadım .. Yanı ben bır kelebek oldum .. ama kelebegın omru kısa ımış bunu bılemedım .. ona gıtmek ıcın hala kanatlarım var , ama ulaşabılecek gucu bulamıyorum kendımde ...
Acıyan avucumu optugu yerı her ozledıgım de opmekle gecıyor omrum .. avuclarımda ızlerı avuclarında izlerım onu hala beklıyorum .
ersin karabulut' un uykusuz' daki sandık içine tekrar dönmeden önceki köşesinin adıydı. heyecanla ve zevkle takip ettim. ersin'in çizimleriyle kendine hayran bıraktığı köşesidir.
bu adamın günlüklerine bayılıyorum sevgili günlük.
--spoiler--
(I)
Poljuscka Poşye isimli bir Çingene şarkısı çalıyor.
Şairler;Kış, şiirsel bir mevsimdir diyorlar. Peki aklım bomboşken bu şiirsel mevsimin ilham perileri bana ne yazmam gerektiğini hatırlatacak mı? Haber bültenleri fırtınayı, karı, buzu yüklenip kapımıza gelen kış'ın kentleri nasıl esir aldığını anlatıyor. Kimse evinden çıkmasın diye anonslar geçiliyor. Nükleer savaş ilan edilmiş gibi konuşuyor spiker! Hep eve davet var! Bir deli çıksa,herkes sokağa, kartopu oynamaya çıksın emri verse ne güzel olurdu! Baudelaire'in deyişiyleevin içtenliğini artırıyor kış. Baudelaire soruyor:Güzel bir konut kışın şiirselliğini daha da artırmaz mı?
Bilmiyorum Baudelaire! Konutlarımız eskisi gibi güzel değil. Senden sonra epeyce modernleştik! Kartpostallarda gördüğümüz ve senin tarif ettiğini çatısından buzlar asılmış ahşap ev falan kalmadı artık. Dolayısıyla, kışın şiiri sadece Gaston Bachelard'a göre değil, bana göre de,her şeyin farklılaştığı, çoğaldığı duygular! Kışın yedekte tuttuğu içtenlikler ve içtenlikle kuşandığımız incelikler galiba! Yahya Kemal'in Kar Musikileri şiiri uzaktan uzağa kendini söyletiyor burada:Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu / Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu.
(II)
Nenni Nenni isimli bir Karadeniz müziği çalışıyor şimdi!
Alıp çocukluğuma götürüyor. Henri Bachel'in, masal ile gerçeğin birbirine karıştığı kış gecelerine, bir çocukluk hatırasına belki de:Gece oturmasına gelen komşularımız, ayakları karların içine gömülerek, başları da fırtınada kaybolarak evlerine dönerken bana öyle geliyordu ki, çok uzaklara, cadıların, kurtların ülkesine gidiyorlardı. ilk okuduğum masal kitaplarında olduğu gibi, arkalarından bağırmak istiyordum: Tanrı yardımcınız olsun!
Baudelaire, artık içeride olan biteni görebilirse kış üzerine yeni soyutlamalar yapabilir diye geçirdim içimden. Belki okumanın evin şeklinden daha güzel bir eylem olduğunu, daha şiirsel olduğunu bile düşünebilir!
Ah beyaz mucize! Her şeye hükmünü geçiriyor, egemen olan bütün sistemleri alaşağı ediyor, fiyakalarını bozuyor. Ali Çolak'ın deyimiyle Her şeye gücünün yettiğini, olmazları oldurduğunu iddia eden insanoğluna haddini bildiriyor. Kar, kendinde ilahi bir güç vehmetmeye başlayanlara acz'ini hatırlatıyor. Ve insan, bir kere daha insan olduğunun, eksik olduğunun; aslında hiçbir şeye gücünün yetmediğinin farkına varıyor. Siz siz olun kulak asmayın şu Kar Türkiye'yi teslim aldı, kar yağışı yolları kapadı, kar bilmem ne kadar can aldı laflarına! Bu beyaz örtü, biz Âdemoğulları için iyisinden bir eğlence, hesaba gelmez faydaları olan bir nimettir. Her kar yağışında vazifelerini yapmayarak bu zarif ve şiirli armağanı bir felakete dönüştüren devletin kurumları ve metropollerin anayollarını bile açamayan belediyeler utansın!
Kar yağınca hayat duracakmış, dursun! Sanki durmayan, işleyen bir hayatın bize mutluluk getirdiği mi var? Kar yağsın ve hayat dursun! Okullar tatil olacakmış, olsun! işler aksayacakmış, aksasın! Çocuklar sokaklarda pür neşe, insanların yüzü güleç, hayat dingin Daha ne istiyoruz! Şu durmayan hayatın hangi nimetleri bize bu güzellikleri bağışlıyor ki!
Kötü mü?
(III)
Noire Desire Le vent nous portera (Rüzgâr bizi savuracak) isimli şarkısı başlıyor.
Epeydir ciddi bir zırh gibi kuşandım bu şarkıyı!
Sıcak bir odanın buğulu camından dışarıya bakınca kış; hiçbir zamanın olmadığı kadar şiirsel. Kar, şiiri bütünleyip çoğaltmak için bulunmaz fırsatların bohçasını açıyor önümüze. Unutmak için, acıların içimizi tırmıkladığı kanayan yerlere buz koyup yaraları hafifletmek gibi iyi geliyor kış! Aşırı buzlanma tabelalarını bile beyaz örtüyle kapatıyor şiir. Beyaz örtülerini giyecek gelinlik kızlar kadar heyecanlanıyor insan. Beyaz örtüleri kefen olmuş ölüler kadar cansızlaşıyor!
sırf unutmak için, unutmak ey kış!
büyük yalnızlığını dünyanın. Dranas.
(IV)
Bu kadar övgü yetmezse size aşk ilan edeceğim bay Wilson!
Ben bir adam seviyorum diye yazacağım! Kar kadar şiir bir adam!
Dünyanın haber bültenleri karardığında, haber bültenlerinin ve belediyelerin savaş ilan ettiği bir düşmanı sevmeme neden olan bir adam!
Kardan adam!
Kendinizi aydınlık, bembeyaz bir düşün içinde bulacağınız bir adam!
Meleklerin kanadında yeryüzüne inen her kar tanesini önce sizin kalbinize konduran bir adam! Kar taneleri erimesin diye düşüncelerinizi sıcak kalbinizi soğuk tutacak bir adam!
Sonrası mı?
Sadece bu adamı değil, belediyenin düşman ilan ettiği kar tanelerini de seveceksiniz!
Sevgili(m) Wilson Bentley seni anlatmadan önce bana eşlik eden şarkıyı yazmalıyım; Mark Anthony You Sang To Me;
Sevgili Wil hatırlar mısın? Henüz on beş yaşındaydın. Seni uzaktan seyredenler elinde ki o tepsiyle ne yaptığını anlamaya çalışırlarken içine bakar kar tanelerini değil delirmiş bir adam görürlerdi! Senin tepside gördüğün tek gerçekse yeryüzüne ayet gibi inen kar tanelerinin her biri bir diğerinden farklı muhteşem şekilleriydi. Henüz 15 yaşındaydın. Akranların kardan adam yaparken sen yağan her kar tanesinin kendi mikroskobuna konmasını isteyecek kadar âşıktın. Gökyüzünde uçuşan milyarlarca kar tanesini uçurtmasının peşinden koşan çocuklar gibi görebilmek hepsini tepsisine sığdırabilmek ve her birinin resmini çekmek istiyordun. Kimsin sen hey deli çocuk!
Wilson Bentley
Kar tanelerini ilk kez inceleyen bilim adamı. 17 yaşına girerken, bütün aile paralarını biriktirmiş ve ona 100 dolar'a bir fotoğraf makinesi almışlardı. O günler için bu fiyat küçük bir servet demekti. iki yıl boyunca Wilson Bentley, kar tanelerinin fotoğrafını çekmeye çalıştı. ilk fotoğrafını çektiği gün, defterine şu notu düşmüştü:15 Ocak 1885. sıcaklık 2 c, rüzgârlı bir hava. Yaklaşık 13 mm boyunda kar taneleri düşüyor. ilk kar kristallerinin fotoğrafı çekildi! Wilson Bentley, bazılarının gözünde gerçek bir deli! Tarihe kar tanesi adam olarak geçen Wilson Bentley, kar tanelerinin fotoğraflarını çekebilen ilk insandı. Kar kristallerinin altıgen ve olağanüstü bir güzellikte resmeden ve insanlığa gösteren ilk insan! Her kar tanesinin parmak izimiz gibi birbirinden farklı şekillerde olduğunu gösteren ve kanıtlayan ilk insan.
Ömrü boyunca Bentley, kar tanelerini izlemeye devam etti. Wilson Bentley, tam kırk yıl boyunca kar tanelerini fotoğraflamayı sürdürdü. Dünyada kar taneleri hakkında en çok bilgi sahibi olan kişi olarak bilindi ve kar tanesi adam olarak meşhur oldu. Zaman zaman, yakaladığı bir kar kristalinin erimemesi için nefesini tutarak çalışan bu adam, o eski makinesiyle tam 6000 fotoğraf çekti. Altmış yaşlarındayken, kar taneleri hakkında yazdığı kitabı basıldı. Dostlarının anlattığına göre ölümünden bir hafta kadar önce çok soğuk ve karlı bir havada dışarıya çıkmış, yeryüzüne ağır ağır süzülen, bu kristal çiçeklerin resmini çekmeye devam ediyordu! Her zamanki gibi, kocaman bir fötr şapka, kalın bir palto ve siyah eldivenlerini giymişti. Bu kısa boylu ufak tefek adam, yeryüzüne düşen bütün kar tanelerinin fotoğrafını çekmek isteyebilecek kadar büyük bir yürek taşıyordu.
(V)
Biz istanbul'dayız ve iki gündür kar yağıyor. Siz, bulunduğunuz kentte belki bir haftadır kar altındasınızdır. Sizinle, bulunduğunuz kasaba ya da kapalı köy yolunuzla ilgilenmeyen bir medyamız var. istanbul&'a bir kar taneciği düşmeye görsün Nükleer savaş çıkmış gibi anonslar geçilir. Televizyonların haber bültenleri yol durum raporlarıyla açılır; sonra Meteoroloji'ye bağlanılır, kriz merkezlerinden haber alınır. işte işin en eğlenceli bölümü budur. Siz şehrinizde yoğun kar yağışı nedeniyle eve hapsolmuşsunuzdur; kasabanızın okul yolunda çocuklar donmuştur. Ve televizyonda birileri siziyaklaşmakta olan kar tehlikesine karşı uyarıp durur. Ya da tersi olur. istanbul'daki spiker,Şu anda dışarıda kar serpiştirmeye başladı der. Pencerenize koşarsınız, güzelim bir kış güneşi size gülümser.
Bana gülümseyense fötr şapkalı sevgili dostum Wilson Bentley oldu!
Şiire benziyordu. Feridun Düzağaç, düşler sokağı'nı söylüyordu!
Nurdal Durmuş blog. http://www.nurdaldurmus.com/?p=907
--spoiler--
sevgili günlük,
geçen gün şöyle bir söz duydum. "tam iki yakayı bir araya getirdik derken birileri o yakaların yerlerini değiştiriyor." ne kadar doğru değil mi? hepimiz sahtekar olduk çıktık son günlerde. birbirimizin yüzüne gülümseyen ama arkasından bir sürü şey söyleyen beş para etmez insanlarız. hoş hak etmiyor değiller ama... bu hayatta ya döveceksin ya da gülümseyeceksin zaten. ikisini birden yapana dönek diyorlar. bu aralar canım çok sıkkın. havaların soğuması bile sevindiremedi beni. bilmem nedendir alışamadım herhalde yeni yaşamıma. zorlanıyorum biraz. bu okul yordu beni be günlük. sadece okul değil kişiler de yordu. herkesin birbirine yaranma çabası, gözümde daha da küçülmelerine neden oluyor. sonra herkesin gözü üstümde. anlayacağın yeni dünyamda bir şeyi ya tam yapacağım ve sahte tebrikler alacağım ya da çuvallayıp "daha önünde uzun yıllar var" nidalarını dinleyeceğim. bu aralar içimde bir gitmek sevdasıdır aldı başını gidiyor. yanıp tutuşuyorum adeta bulunduğum yerden uzaklaşmak için. ama nafile. sıkıştım kaldım burda. ancak yaz tatilinde rahat yüzü göreceğim. evet günlük, evet. mevsimlerden kış. ama eski kışlar gibi karlı değil artık. daha çok yağmur yağıyor. bilirsin beni, ben duygusal adamım. daha çok severim yağmuru. işime geliyor anlayacağın. neyse günlüğüm, gece gece bu kadar dertlenmek iyi değil. şimdi içeriye gidip, bizimkilerle mutlu aile tablosu çizmeliyim. ah be günlük! bu yüzden seviyorum işte seni. geliyorum sayfalarını açarak beni kabul ediyorsun, giderken itiraz etmeden sayfalarını kapatıyorsun. herkes senin gibi olsa. neyse çenem düştü yine. yarın gece aynı yerde aynı saatte olur mu?
bunun bir vakitler durumu bir gün geriden takip ettiği için dünlük olan modeli vardı.
ancak günlük yazmak sakat bir durumdur. Tabi her gün zihninden binbir türlü edebi cümleler geçen ünü memleketi aşmış bir yazar filan değilsen. öyle olsan ne olur en geç sen ölünce birilerinin mahremini kamuya mal olduğunu bahane ederek nakite çevirecekleri korkusuyla en basit acılarını yazarken bile kasılırsın. diyelim meşhur değilsin eh artık olma ihtimalinde kalmamış. mazallah başına bir şeyler gelir birilerinin eline geçer. bak işte o zaman yine yan bastın. o yüzden siz siz olun günlük filan yazmak isterseniz bir gün okuduğunuzda bilinç altınızı harekete geçirip meseleyi hatırlamanıza yetecek kadar örtülü yazın.
örn: sevgili günlük bu gün buseyle bizde ders çalıştık. Uslu uslu ama aklınıza yanlış bir şey gelmesin Buse bacım sayılır.
Gerçeği: sevgili günlük olm varya bu gün buseyi dersi filan bahane edip eve attım. Hatun tavanda yıldızlar gördü. o biçim derindi mevzu anlayacağın...
Sevgili günlük,
Dün ne güzel başlamıştı hatırlarsın, ama korktuğum başıma geldi ve sevgilimle kavga ettim. Her şey iyi başlamıştı halbu ki. Bir ara dışarı çıktık, ben sosisli sandviç almak istedim hanımefendi karşı çıktı. Neymiş yürüyerek yemek yenilmezmiş. Durduk yerde kavga çıktı. Sonunda dayanamayıp karşıdaki lokantaya gittim ve patlıcan musakka söyledim. Garson tabağı getirir getirmez hatunun yanına koştum ve yürüyerek yemek öyle yenmez böyle yenir diyerek elimde tabak yürümeye başladım. Bir yandan da musakkayı yemeye çalışıyorum. Kız kaçmaya başladı, ben de peşinden koşuyorum. Bir ara ağzımdan köpükler çıktığını farkedince durakladım. Elimdeki tabağı çöpe atıp eve döndüm. Sevgilimin telesekreterine not bıraktım umarım arar.
gün geçtikçe günlüğün karizmasını yok eden kelime kütlesi. sevilesi bir şey olsa niye yazılsın ki günün en iğrenç anları vs. teknikte güzel şeyler yazılsa da günlük o hacı. duygusal bağ kurmaya, efendim canıma cicime gerek yok.
bugün ailemizde lys heyecanı vardı. sabah erken saatlerde yola koyulup kardeşimin sınav yerini bulduk. daha sonra onun sınavdan çıkmasını beklerken kantine geçtim. herkeste gazete vardı. ama görünürlerde gazete satan hiç bir yer yoktu. meğer önceden düşünerek tedarikli gelmiş insanlar. kilimleriyle gelen aileler vardı. sanırım çocukları bu sene yedinci kez giriyordu sınava. çünkü her zaman geldikleri bir yermiş gibi rahattılar. semaverde çay koyanları bile gördüm. kardeşim sınavdan çıktıktan sonra ona güzel bir yemek ısmarladım. daha sonra bornova küçükpark'ta oturduk biraz. eve döndüğümüzde akşam arkadaşlarımla buluşacağım için hazırlandım. fakat toparlanma mevzumuz iptal olduğu için okadar hazırlanma boşa gitti. bende bir arkadaşımla pes 2010 oynamaya karar verdim. geldi başladık dağıttım gitti. egom tavan yapmıştı. sabaha kadarda senle ilgilendim sözlük. bak gün ışıdı ben hala buradayım. hem sevgili sözlüğe hem de sevgili günlüğe selam olsun. behlül kaçar öhm.. gece uykusu kaçar.
çocuk yaştan itibaren artık kimden görülüyorsa günlük yazmaya başlamadan önce en yukarı not edilen yazı. neden sevgili olduğunu hala anlamış değilim ben küçükke nde değişik bir isim takardım hala farklı bir isim kullanırım.