severmişim meğer

entry4 galeri0
    1.
  1. Nazım Hikmet Ran'ın 21 Mayıs 1962 yılında, Moskova'da kaleme aldığı bir şiirdir.

    yıl 62 mart 28
    pırağ-berlin tireninde pencerenin yanındayım
    akşam oluyor
    dumanlı ıslak ovaya akşamın yorgun bir kuş gibi inişini severmişim meğer
    akşamın inişini yorgun kuşun inişine benzetmeyi sevmedim

    toprağı severmişim meğer
    toprağı sevdim diyebilir mi onu bir kez olsun sürmeyen
    ben sürmedim
    pılatonik biricik sevdam da buymuş meğer

    meğer ırmağı severmişim
    ister böyle kımıldanmadan aksın kıvrıla kıvrıla tepelerin eteğinde
    doruklarına şatolar kondurulmuş avrupa tepelerinin
    ister uzasın göz alabildiğine dümdüz
    bilirim ırmak yeni ışıklar getirecek sen göremiyeceksin
    bilirim ömrümüz beygirinkinden azıcık uzun karganınkinden alabildiğine kısa
    bilirim benden önce duyulmuş bu keder
    benden sonra da duyulacak
    benden önce söylenmiş bunların hepsi bin kere
    benden sonra da söylenecek
    gökyüzünü severmişim meğer
    kapalı olsun açık olsun
    borodino savaş alanında andırey’in sırtüstü seyrettiği gökkubbe
    hapiste türkçeye çevirdim iki cildini savaşla barış’ın
    kulağıma sesler geliyor
    gökkubbeden değil meydan yerinden
    gardiyanlar birini dövüyor yine

    ağaçları severmişim meğer
    çırılçıplak kayınlar moskova dolaylarında predelkino’da kışın çıkarlar karşıma alçakgönüllü kibar
    kayınlar rus sayılıyor kavakları türk saydığımız gibi
    izmir’in kavakları
    dökülür yaprakları
    bize de çakıcı derler
    yar fidan boylum
    yakarız konakları
    ilgaz ormanlarında yıl 920 bir keten mendil astım bir çam dalına
    ucu işlemeli

    yolları severmişim meğer
    asfaltını da
    vera direksiyonda moskova’dan kırım’a gidiyoruz koktebel’e
    asıl adı göktepe ili
    bir kapalı kutuda ikimiz
    dünya akıyor iki yandan dışarıda dilsiz uzak

    hiç kimseyle hiçbir zaman böyle yakın olmadım
    eşkıyalar çıktı karşıma bolu’dan inerken gerede’ye kırmızı yolda ve yaşım on sekiz
    yaylıda canımdan gayrı alacakları eşyam da yok
    ve on sekizimde en değersiz eşyamız canımızdır
    bunu bir kere daha yazdımdı
    çamurlu karanlık sokakta bata çıka karagöze gidiyorum ramazan gecesi

    önde körüklü kaat fener
    belki böyle bir şey olmadı
    belki bir yerlerde okudum sekiz yaşında bir oğlanın karagöze gidişini ramazan gecesi istanbul’da dedesinin elinden tutup
    dedesi fesli ve entarisinin üstüne samur yakalı kürkünü giymiş
    ve harem ağasının elinde fener
    ve benim içim içime sığmıyor sevinçten

    çiçekler geldi aklıma her nedense
    gelincikler kaktüsler fulyalar
    istanbul’da kadıköy’de fulya tarlasında öptüm marika’yı
    ağzı acıbadem kokuyor
    yaşım on yedi
    kolan vurdu yüreğim salıncak bulutlara girdi çıktı
    çiçekleri severmişim meğer
    üç kırmızı karanfil yolladı bana hapishaneye yoldaşlar 1948
    yıldızları hatırladım
    severmişim meğer
    ister aşağıdan yukarıya seyredip onları şaşıp kalayım
    ister uçayım yanıbaşlarında

    kosmos adamlarına sorularım var
    çok daha iri iri mi gördüler yıldızları
    kara kadifede koskocaman cevahirler miydiler
    turuncuda kayısılar mı
    kibirleniyor mu insan yıldızlara biraz daha yaklaşınca
    renkli fotoğraflarını gördüm kosmosun ogonyok dergisinde
    kızmayın ama dostlar non figüratif mi desek soyut mu desek işte o soydan yağlı boyalara benziyordu kimisi yani dehşetli figüratif ve somut
    insanın yüreği ağzına geliyor karşılarında
    sınırsızlığı onlar hasretimizin aklımızın ellerimizin

    onlara bakıp düşünebildim ölümü bile şu kadarcık keder duymadan
    kosmosu severmişim meğer

    gözümün önüne kar yağışı geliyor
    ağır ağır dilsiz kuşbaşısı da buram buram tipisi de
    meğer kar yağışını severmişim

    güneşi severmişim meğer
    şimdi şu vişne reçeline bulanmış batarken bile
    güneş istanbul’da da kimi kere renkli kartpostallardaki gibi batar
    ama onun resmini sen öyle yapmıyacaksın

    meğer denizi severmişim
    hem de nasıl
    ama ayvazofski’nin denizleri bir yana

    bulutları severmişim meğer
    ister altlarında olayım ister üstlerinde
    ister devlere benzesinler ister ak tüylü hayvanlara

    ayışığı geliyor aklıma en aygın baygını en yalancısı en küçük burjuvası
    severmişim
    yağmuru severmişim meğer
    ağ gibi de inse üstüme ve damlayıp dağılsa da camlarımda yüreğim beni olduğum yerde bırakır ağlara dolanık ya da bir damlanın içinde ve çıkar yolculuğa haritada çizilmemiş bir memlekete gider
    yağmuru severmişim meğer

    ama neden birdenbire keşfettim bu sevdaları pırağ-berlin tireninde yanında pencerenin

    altıncı cıgaramı yaktığımdan mı
    bir teki ölümdür benim için
    moskova’da kalan birilerini düşündüğümden mi geberesiye
    saçları saman sarısı kirpikleri mavi

    zifiri karanlıkta gidiyor tiren
    zifiri karanlığı severmişim meğer
    kıvılcımlar uçuşuyor lokomotiften
    kıvılcımları severmişim meğer
    meğer ne çok şeyi severmişim de altmışımda farkına vardım bunun
    pırağ-berlin tireninde yanında pencerenin yeryüzünü dönülmez bir yolculuğa çıkmışım gibi seyrederek
    5 ...
  2. 2.
  3. okumaya doyulamayan bir nazım şiiri.
    2014'te londra'nın ünlü sanat merkezi southbank centre son 50 yılın en güzel 50 aşk şiirini seçmiş. bu şiir de o seçilmişlerden biridir.
    0 ...
  4. 3.
  5. sevdiğini, sevdiğine en güzel şekilde söyleme şeklidir.
    0 ...
  6. 4.
  7. Seslendirenler arasında nurseli idiz'in de bulunduğu, nazım hikmet'in ömrünün sonunda tamamladığı, belki de en güzel nazım şiiridir.

    Şairlik böyle bir şey, kimi zaman günlük hayatta karşına çıkan ve pek çok insana göre sıradan olan şeylerden ilham alıp kâğıda dökmek.
    0 ...
© 2025 uludağ sözlük