gönlünü bağladığı her şeyin, bir zaman sonra, şöyle yada böyle bir şekilde gözden kaybolup gittiğini gören insanın sevmekten, bağlanmaktan vazgeçişi.
sevmelerle kaybettik hayallerimizi,
sonra kaçtık sevmeyerek bizi sevenleri,
şimdi çaresiz geriye bakıyoruz,
istesek de artık sevemiyoruz.*
Sevilmemekten korktuğu için sevme yetisini kaybetmek. En az bir kere gerçekten sevmiş, önemsemiş, düşünmüş ve özlemiş ama bir kez bile düşünülmeden sevdiğinin hayatından tıpkı diğerleri gibi geçip gitmiş insanın başındaki bela. Diğerleri kadar değersiz hissettiğinden içine dönen insanın belki devasız hastalığı.
kendine olan nefretin dışa vurumudur sevememek.
aslında kolay aşık olmaktan ve o aşkın baş kahramanına ulaştıktan sonra kendine olan sevgisizliğinden ötürü karşı tarafın sevgisinden tiksinmektir.
çok değişik bir şey. bilmiyorum tam olarak nasıl ifade edilir. ama ben beceremiyorum. belki de birini sevsem, kusurlarını görmezden gelip bağlanabilirim, aşık olabilirim, her şeyi yok sayabilirim, vesaire vesaire işte. ama sevemediğim için, bunların hiçbirisini de yapamıyorum. sevgilimden de galiba bu yüzden ayrıldım. tam olarak bundan bile emin değilim. beni çok sevdiğini söylüyordu gerçi ayrılmak istediğimi söylediğimde. ama ben sevmiyordum, sevsem bile mantığımın önüne geçiremiyordum bunu. böyle yürümeyeceği de belliydi. sonunda böyle bir şey olacağı da kaçınılmazdı. bir ara entrylerimi okuyordu, nickim aynı, hala okuyorsa selam olsun buradan. ya da olmasın boşver. ne gerek var samimiyete? böyle de kinci ve soğuk bir insanım işte, sevmediğim zaman da.
bir aşk şarkısı duyduğumda öyle çok duygulanıyorum ki, sevgilisine deliler gibi aşık olanlar olsun, çok sevdiği bir kıza açılamamış olanlar olsun, açılıp da reddedilenler olsun benim kadar duygulanmıyordur, içlenmiyordur. insanların böyle şeyler yaşamalarını seviyorum ben daha çok. birbirlerine içlerindeki tüm sevgiyi gözlerinde toplayarak bakanlar görüyorum bazen, bana baksa ben aşık olacağım durduk yere, öyle derin bir sevgi var aralarında. ama ben onlardan olamıyorum, sonra da diyorum "dünyanın böylelerine de ihtiyacı var, benim gibilere de." diyorum. belki kendimi avutuyorum, belki de doğrusu budur, bunu da bilmiyorum ama içimden böyle geçiyor işte.
mesela bak bugün nereden aklıma geldiyse günün birinde şarkısını dinliyorum göksel'in. ahahah, sanki ayrıldığım kız bana söylemiş gibi sözleri var. "aklına gelecek ayrılığımız, pişman olacaksın günün birinde." diyor, daha ne desin, nasıl desin değil mi? sonra zeynep casalini'den duvar şarkısını dinledim üst üste birkaç kez. ne kadar güzel sözler. kimisi sitemini anlatıyor sevdiğine, kimisi ise aşkını. kimisi de bunu şu an dinlediğim farid farjad gibi kemanına anlattırıyor. bilmiyorum işte, ben duygulanıyorum aslında benimle hiç alakası olmayan, çiftlere hitap eden şarkılarda. ben gidiyim, yalnızlar partisi'nde filan takılayım di mi? yok be sözlük, o işlerin adamı da değilim ben.
bir kız var diyorum, hoşlandım galiba diyorum, o kadar çabuk geçiyor ki hevesim. hep böyle oldu yani, yıllardır böyle. ertesi güne sarkmıyor o derece şıpsevdiyim. şıpsevdi mi deniyordu buna, neyse boşver, sen anladın beni. aslında belki de hayatımın aşkı olacak anlatabiliyor muyum ama olmuyor işte. bir yerden sonra yok oluyor o içimdeki his. hoşlanmaktan öteye gidemiyorum. hatta hoşlanmak bile değil, kız ne kadar iyi diyorum falan. o kadar. bu kadar mı taş kalpliyim ben, bunu da bilmiyorum, kızma tamam.
yan odamdaki elemanların her birinin sevgilisi var, her biri de işte akşamın belirli saatlerinde koridora çıkıyorlar sevgilileriyle konuşmak için. birbirlerine kızıyorlar, bağırıyorlar, sonra "seni seviyorum"larla telefonu kapatıyorlar. ertesi gün yine aynı senaryo. hem derslerine çalışıyorlar, hem okullarına gidiyorlar, hem de bak bir aşk hayatları var. bunu ben beceremem yani galiba beceremem. hepsine birden yetişemem, hele ki sürekli ilgi isteyen bir kızla uğraşmak benden uzak dursun dedim hep kendi kendime.
neyse lena'yı dinledim, bütün melankoli gitti.
sevmek isteyip de sevememek bok gibi bi' duygudur. sap gibi yaşamak, hiç kimsenin size çekici gelmemesi durumudur. sevgili ile yağmurda el ele yürümek yerine mp3ü tercih etmenize sebep olabilir.
çok sevdiği kişi tarafından aldatılan bireyin, bilinçaltında oluşan sevme fobisi sebebiyle, kalbin de hangi akla uyduğunu bilmeden bu emirleri yerine getirmesi sonucu, artık bir yerlerini yırtsa da peşinde on yüz bin erkek gezse de kimseyi sevememesi durumudur. korkarım ki sevemeyecektir de...
Çoğu zaman bencil ve kibirli insanlara özgü bir yeteneksizlik gibi algılanan durum. Keşke bu kadar basit olsaydı. Sevemiyorum ulan kendi türümü işte. Sevilen öznenin insan olması bir şart mıdır? Mesela hayvanları çok seviyorum, doğayı da keza. Ama yok illa ki insanları seveceksin diyorsan artık çok geç. Bir anı olarak vaktiyle karşılaştığım bir soruya cevap vereyim:
- Sevgili nekro. Kamyon altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya bir hayvan ve insan var. içlerinden yalnızca bir tanesini kurtarabilirsin. Hangisini seçerdin?
+ Tabii ki hayvanı seçerdim.
- Ruhsuz, duygusuz, hayvan herif seni!
+ Hööö!?
lanetlenmiş omuzların aşkı taşımaya gücü kalmamasıdır. reddedilişler ve acılar sonrasında insanı yalnızlık sarmalar, eline geçen koca bir hiç olduğu halde yalnızlığı koluna takıp uzak diyarların yolunu tutar. karşısına çıkan her aşk meleği onun için yabancıdır.
ağır ruhsal çöküntünün zihin üzerinde yarattığı trajik bir o kadar da dramatik eylem.sadece kalbi çok kırılan bir insanın başına gelebilir gibi görünse de hayatı reel bir çizgi üzerinde yaşayan insanların da başına gelen durum.
bazen sadece korkmaktir icine kapanmak. kalbin izin vermez sevmeye kirilmaktan cok korkar. eger ask acisi cekildiyse dogal bir sey. bidaha sevmekten korkmaktir kisaca.