--spoiler--
bu yazı, içinde kendini bulan ve okuyan herkese ithaf edilmiştir.
yani sana..
biri sana sarıldığında, önce onun kollarını gevşetmesini bekle...
...
seni sevmek, sevmek sadece. böyle bazen içim şişer benim. sarılasım gelir tüm sevdiğim ve özlediklerime. bu duyguyu severim. güçlendirir beni, yüreğimi genişletir. herşeyde bulurum sonra seni. güneş doğarken bulurum, batarken bulurum, kahve fincanından aldığım bir yudumda, uykumda, hatıralarımda, konuşmam bitince telefonumu kapattığımda. suratsız komşularımla asansör sohbetlerini anlatırım sana, alışverişe gittiğimde neyin güzel ve ucuz olduğunu anlatırım, okuduğum kitabın cümlelerini duyururum sen duymasan bile, kahvemi içerken yanıma oturturum ve bol bol gülümserim sana. aldığın hediyeye bakarken hatırlarım seni, bazen hiç olmadık zamanda düşersin aklıma. bazen yüzünü bilmem ama hatırlarım bana hissettiklerini. severim seni.
yüzünecismine, paylaştıklarımıza değil, isminin yanına dostluk, arkadaşlık, sevgililik, tanıdıklık koymadan, sadece içimdeki varlığınadır sana olan sevgim. hissettiklerim büyür, başkalarına yayarım senden sonra. sonra herşeyi severim böyle böyle... sen bunu bilmezsin belki de...
seni sevmek, varlığın için teşekkür etmektir. varlığını bildiğimde, güçlü olduğumu hissetmek ve herşeyi güzellikle başarabileceğimden emin olmaktır.
seni sevmek, güzeli çirkiniiyiyi kötüyü bir bulmaktır. hepsi aynıdır, hepimizin aynı olduğu gibi aslında...
seni sevmek, kocaman yüreğinde yerimi almaktır. mutlu olmaktır orada mırıl mırıl, sütünü bekleyen kedi gibi...
seni sevmek, karşıdan karşıya geçerken elimi tut istemektir. sen buna şaşırıp, 'ben yanımda biri olmadan, karşıya geçemiyorum' sansan da...
seni sevmek, dinlemektir seni sadece. anlamaktan ve hak vermekten ziyade, karşımda, olduğun ve hissettiğin gibi kendinle konuşmana tanıklık edebilmektir sessizce...
seni sevmek, gönlünde misafir olarak ağırlanmaktır. en rahatından, en keyiflisinden ve kendini en evinde hissettireninden...
seni sevmek, bunu sana yaptım bunu sana aldım derken, seni de mutlu etmek için delirmektir. kendimi mutlu ederken, seni de kattım demektir.
seni sevmek, başka bir katmanda tanıdık olduğumuzu bilmektir. zamanların üstünde sevmektir sadece.'kardeştik belki de' diyebilmektir.
seni sevmek, konuşmalarımızın arasında aslında hiç söylenmeyeni keşfetmektir bazen. içimi dolduran, yüreğime dokunan ve sözcüklere dökülemeyecek kadar gerçek olan...
hatrımı sorduğunda, merak edildiğimi bilmektir. seni sevmek, sadece sevmektir, senin öğrettiğindir bana.
seni sevmek, çokca özlemektir, sen hiç bilmesende özlendiğini. eğer hissedersen bil ki, kollarım her zaman açıktır sana aslında..
seni sevmek, sana saygı duymaktır ve bazen önünde eğilmektir. ruhunun öğrettiklerine, kişiliğine ve özündeki güzelliğe...
seni sevmek, zamana bakmadan sevmektir bazen. yıllara bakılır bıktım senden denir şakadan, ama her yeni gün, yeni başlanır sevgiyle, özenle arkadaşlığa...
bazen o zaman kısacık gelir, ama tanışıklığımız kısadır sadece. biz birbirimizin hayatında yokken bile, sevmişizdir birbirimizi sanki...
seni sevmek, masallarında dolanmaktır beraber. kime benzediğini bilmeden, belki de yanından geçtim az evvel...
seni sevmek, çocuklaşmaktır çokca. seviyorum seni, yine gülümsettin beni demektir attığım kahkahada... başım okşanır, verdiğin bir cevapla...
seni sevmek, boynundaki incileri sevmektir. onların sana ne kadar yakıştığını bilip, o diziden bir inci olmak ve seni izlemektir tüm günlük koşturmanda...
seni sevmek, gülerken üzerine düşerek, omzuna kafamı yaslayabilmektir. senin kahkahanı da katmaktır kahkalarımın arasına...
seni sevmek, kokunu hatırlamaktır. bazen o bunu çok severdi diyebilmektir.
var olduğunu bilmekten mutlu olmaktır. orada bir yerde, ekranın başında, bir adım yada kilometrelerce uzakta, bazen de kelimelerin arasında...
mutlu olduğunu bilip daha çok mutlu olmaktır adına. aklıma düştüğünde, iyi dileklerimi yollamaktır alacağını bilerek, gülümseyerek...
zamansızlığından yakınırken, yapabileceğim birşey olup olmadığını sormaktır. "benim elimi, senin elin say" diyebilmektir, ellerimi-zamanımı- aklımı sana vermekten mutlu olmaktır rahatlaman adına...
sana kısaltma isim takmaktır bazen, bazen de sana özel bir sevgi cümlesi uydurmaktır. içimdeki isimsiz sadeliğine ulaşana kadar saçmalamaktır bazen. 'canım' ve 'hayatım'dan başka...
sarılarak gösteremem, anlatarak gösteremem, öperek gösteremem sevgimi... bu kadar sevgi, gösterilemez bunlarla...
seni düşününce, gülümserim ben. içim ısınır, yüreğim genişler. gözlerim dolar bazen. varlığına şükrederim, güçlenirim. hep orada ol dilerim, bir gün olur da orada olmazsan bile teşekkür ederim, yine de seni sevmeye devam ederim.
seni sevmek, bu yılda sonraki yıllarda da, yeni tanışmış yada tarih çok eski olsa da hep aynıdır aslında... sevgi bitmez, bir kez yaşanıldıktan sonra...
şimdi teşekkür ediyorum sana...
varlığın içimi doldurdu ve yine gülümsetti beni şu anda...
kocaman sarılır, sen bırakana kadar da bırakmazdım seni.
seni bilmemde beni sevmek böyle bir şeymiş.
--spoiler--
Ya hacı seni sevmek hindistan cevizi sütü içerken bir yandan adana kebap yemek gibi geliyor bana.
--spoiler--
iyi bir şey mi dedi kötü bir şey mi hala anlamadım.
seni sevmek bir trencinin tren altında kalması gibidir
çığlığı düdük sesine
hasreti raylara takılı kalır...*
yaşamak: seni sevmek gibi ciddi bir iştir.*
sevgilim, ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
elimde uçuk mavi bir kalem, cebimde iki paket sigara.. *
seni bir kar gibi sevdim;
üşüye üşüye e-ri-diim! *
anlatılanların dışında dahasıdır seni sevmek. engebeli bir yolda ayaklarını bükmeden yürümeye çalışmaktır seni sevmek.*
Dudağıma, çocuksu susuzluğumla asla doyamadığım öpücüklerinden birini kondurup gittin. "Ne olur öyle bakma bana" dedin en son...
Daha birkaç dakika önce gözlerimde varlığınla alevlenen yaşam sevincinin yerine, boyun eğmiş, donuk ve daha şimdiden hasretinle kavrulmuş bir karanlığı bırakıp gittin... Dolmuştu zamanın.
Yüreğimdeki kum saatini, o göz açıp kapayıncaya kadar geçen "sen"den, sanki asırlarca tükenmek bilmeyen "sensizliğe" tersyüz ederek gittin.
içimde, günlerdir yokluğunla zayıflamış, kalbi kupkuru kalmış aşk çocuğunu sevginle emzirme sarhoşluğuyla delirdiğim şu üç saatin içindeki yüzlerce "an"ı "anı"ya dönüştürerek...
Önce gözlerim öksüz kaldı yokluğunda. Sonra, nefesinin o buğulu sıcaklığından mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarları...
Gittin...
iki aşkın arasında şaşkın. Ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, başka bir eve gittin uyumaya. Artık senin değildi evin, "sizin" di. Benim özlediğim o eski evin değildi gittiğin...
O eski ev... Oturup, zamanın o yağmursuz, o parça parça yüzüne bakarak, güneşin bütün gün sadece yalayıp geçtiği loş pencerelerinde dalgınlığımızı biriktirdiğimiz o ev...
Şaşardık bazen. Ansızın, hesapsızca, belki de yorgun düşerek... Akıldışı bir hızla devinen imgelerin ortasında, bir çığ gibi ömrümüze yığılan anılardan birin seçip, dondurarak... Hayat, çok eskilerden gelen sonsuz bir ayinle ilgili gibi, bir gelenek gibi tekrar ederdi etrafımızda, umurumuzda olmadan...
Elin çaya uzanırdı.
Tenim dudaklarını özlerdi.
Bir sözüm şiirin olurdu. Demlenirdik.
Gömüldükçe düşlerin o büyülü uykusuna, aşkımın kalbimdeki ilahi melodisi çalınırdı kulaklarına birden. Nasıl da ürkerdin... Karanlıktan korkan bir çocuğun teselli isteği gibi bölerdi sesin suskunluğumuzu.
Ruhlarımızın bir yerlerde buluştuğuna, düşlerimizin bir yerde kesiştiğine inanmak istediğim bu hayattan çalıntı anları, beni bunun aksine inandırmaya çalışan bir sesle ve ilk önce hep sen bölerdin.
işte böyle anlarda yüzü daha da netleşirdi dünyaya gözlerinden bakan o yaralı çocuğunun... işte ben en çok seni içimden doğru sevdiğim böyle anları severdim.
Hayatın içinde seni barındırdığı her karesinde uzun uzun soluklar alarak, o günlük, o sıradan ayrıntılarını alabildiğince büyütüp, içinde kaybolarak severdim seni... Odanın içinde, varlığına yıllardır aşina olduğun bir eşya gibi sessizce kaybolarak, seni izlemek ve başının üzerinden sonsuzluğa akıp giden düş bulutlarında şekillenen her şeyi, şu yüreğimde senin için büyüttüğüm şiire mısra yapıp eklemekti seni sevmek.
Sevmek hayatına tanıklık etmekti benim için...
Sabahları evden çıkmadan önce, uykundaki o en masum halini öpücüklere boğarken "gitme" diye sayıklayan sesine kıyamayıp, patrona bin bir yalanlar uydurarak, işe gitmemekti seni sevmek...
Sana kahvaltı hazırlamaktı. Senle hazırladığım sofraya iştahla oturup "sen var ya, bir meleksin, neden seninle evlenmiyorum ki ben? Senden daha iyisini mi bulacağım"diyen muzip sözlerine sevinmek, belki de çocukça inanmaktı. ince ince kıyılmış, tabağa motif gibi işlenerek dizilmiş ve hep sevdiğin gibi üzerinde zeytinyağı ve limon gezdirilmiş domateslere, yaptığım mezelere duyduğun minnete şaşırmaktı. Hayatına eklemekten çılgınca zevk aldığım o şefkatli inceliklere duyduğun minnete şaşırmaktı seni sevmek...
Seni sevmek, bundan yıllar önce, seni bir idol gibi içimde büyütüp, hayranlığımın yavaş yavaş aşka dönüşünü ürkekçe gizleyerek kaleme aldığım mektuplarıma, aynı incelikle, aynı özlemle, aynı hayranlıkla verdiğin cevaplarına inanmaktı. Tüm ısrarlarına rağmen, bu eşsiz büyüyü bozmaktan çekinip, aylarca seni bir kez bile aramamaktı. Sonra ansızın yollara düşüp, çocukluğumda kalbimde filizlenen sevdası senin aşkınla yeşeren bu kentin sokaklarında izini sürmek, kendi sözlerinle "bu inceliğin ve bu derin anlayışın yüzünü", yani o merak ettiğin yüzümü, gözlerine taşımaktı. Buluştuğumuz cafe de, ayların günlerin telaşı ve suskunluğuyla anlattığın şeylerin hiçbirini algılamadan, sadece hayranlıkla seni, o hepimiz gidiliğini seyrederken, masanın altından bir türlü çıkartamadığın o telaşlı, o çocuk ellerinde kendini ele veren heyecanına inanmaktı...
Seni sevmek, o gece rakı içtiğimiz köhne meyhaneden çıkıp yürüdüğümüz sokaklarda, Nisan ayında bir mucize gibi gökyüzünde dans eden kar tanelerinin Tanrı'nın bu aşk için gönderdiği bir işaret olduğuna inanmaktı.
Seni sevmek kadınlığımı, bedenimi ve hazzı ilk defa seninle keşfetmekti. Onyedi yıldır sanki sadece senin için sakladığım bedenimi, en ufak bir tereddüt duymadan ve beklentisiz bir sarhoşlukla sana sunmaktı. Her dokunuşunda kutsal bir ayinin o sıcak ve tatlı şarabını yudum yudum içer gibi...
Seni sevmek, aşkın uğruna, ama senden izinsiz, başka bir kentteki hayatımı sıfırlayıp, yaşadığın kente, yaşadığın göğün altına, ıslandığın yağmurların altına gelip yerleşmekti. Senden başka, bu koca kentte bir başınalık ve kimsesizlikti seni sevmek... Sokaklarda tek bir tanıdık simaya rastlamamaya alışmaktı güçlükle... Hücrelerimle beraber çoğalan aşkını özgürce ve sınırsızca yaşamak için ailemin şefkatli ve anlayışlı kollarından sıyrılıp kanatlanmak, yıllanmış can dostların sevgisini çok uzaklarda bırakmaktı...
Seni sevmek, yalnızlığın soğuk kollarından biraz olsun sıyrılıp, nefes alabilmek için geceleri saatlerce tek başıma Beyoğlu'nun karanlık sokaklarında kalabalığın soluğuyla ısınmaya çalışmaktı. Hiç tanımadığım insanların yüzünde senin yüzünü aramak, onların kaybolmuş, umutsuz hayatlarında yaralı geçmişinin ve çocuksu düşlerinin izini sürmekti.
Seni sevmek, bu kentin tozlu, soluk ışıkları ruhumu ısırırken, aynı gecenin yıldızları altında seni deliler gibi özlemekti. O geceyi de kollarında geçirebilmeye seni ikna edebilmek için saatlerce sokaklarda dolaşıp, barlarda, kahvelerde oturup eve dönüşünü beklemekti. Bazen bu bekleyişlerin sonu, yorgun düşmüş bedenimi sürüklediğim evimde, o gece bir başka kadının yanında uyumana ağlamak olurdu sabaha kadar... Ertesi gün bir şizofren gibi, hiçbirşey olmamış gibi tekrar seni sevmeye koyulurdum. Şaşırırdım.
Çünkü, seni sevmek direnmekti sevgili... Güçsüz olanı acımasızca yok eden bu kentin hoyratlığına ve senin için artık inanmaktan çoktan vazgeçtiğin, yaşadığın hayal kırıklıklarıyla çok uzun zamandır kaybettiğin o aşk duygusunun gerçekliğinin canlı ispatı olmaya direnmekti. Kalbine inançla aşk tohumları ekmekti seni sevmek. Sevmek o yitirdiğin aşk şarkısı adına sana umut vermekti.
Seni sevmek, ait olduğun gökyüzünde seni özgür bırakmaktı. Koparmamaktı kanatlarını. Ruhunun ve kaleminin tek besin kaynağından, başka sevgilerin şiirine eklediği mısralardan kıskançlıkla seni mahrum etmeye yeltenmemekti.
Sevmek, ruhumun tek sahibi olan seni sahiplenmemeye kanaya kanaya razı olmaktı. Çocuksu bir saflıkla tek vazgeçemeyeceğinin ben olduğuma kendimi inandırarak, hayatına boyun eğmekti.
Seni sevmek, bir babayı, bir can yoldaşını hayatının sonuna kadar yanında olduğunu bildiğin güvenilir bir dostu, ilgiye ve şefkate doymayan çaresiz bir küçük çocuğu, ama en çok da tutkulu, kıskanç ve yüreği sonsuz maviliklere akan bir deli aşığı sevmek gibiydi.
Bir gün ansızın, telefonda duyduğun bir sese, ya da yeni tanıştığın bir kadına aşık olduğunu, sanki tepkimi ölçmek ya da seni nasıl kıskandığımı görmek isteyen abartılı bir heyecanla söylediğinde, telaşa kapılmamak, bunun gelip geçici bir duygu olduğuna ve asla benden vazgeçemeyeceğine inanmaktı... Yine de içimdeki o kaçınılmaz endişe ister istemez sarardı yüzümü... Sesim soluğum kesilirdi birden... işte öyle anlarda beni sımsıkı sarıp, tutkulu bir sevişmenin ilk öpücüklerini dudağıma kondururken "Sen küçücük bir kızsın, biliyor musun" diyen şefkatli sesini severdim en çok. Ve aslında ben dâhil, hiç kimseye âşık olamayacağını düşünür hüzünlenirdim.
Rüyalarımın gül kokusu.
Sonra bir gün aşka açıldı yüreğinin sürgüleri
Sonra bir gün şiirlerin başka bir aşkın kokusuna büründü.
Bu defa farklıydı, hissetmiştim. Yalnız bedenini değil, ruhunu da paylaşmaya başlamıştın bir başka kadınla.
Sonra sevmek yavaş yavaş kayışını izlemek oldu avuçlarımdan. Seni sevmek, sen sabaha karşı uyuduğumu sanarak yanımdan kalkıp bir başka yürekle telefonda özlem giderirken, içimde kopan fırtınaları susturmaya çalışmak oldu sessizce.
Habersizce kapını çaldığım o gün, kapında kalıp, içeri girememek oldu. O güne kadar hiç olmazsa bana karşı dürüst olmanla, yaşadıklarını benden gizlememenle, yalan söylememenle avunuyordum. Ama bir başkasını incitmemek, üzmemek için ondan gerçekleri gizlediğini, yalanlarla da olsa o nu koruduğunu fark edince bu avuntu da terk etti beni. Yalanlarını bile kıskanır oldum.
Neden dürüst olmak için beni seçmiştin sanki. Gerçeğin acımazız zindanlarında neden beni kilitli bırakmıştın.
Ne çok düşündüm bu soruların cevaplarını.
Ne çok sorguladım kendimi, nerde hata yaptığımı, neyi eksik bıraktığımı.
Kadınca oyunlardan haberim olmadı hiçbir zaman. Seçtiğin yaşam biçiminden koparmak, seni soluksuz bırakmak demekti benim için. Hatam seni bir mülk gibi sahiplenmemek miydi? Acaba istediğin bu muydu? Seni yanlış mı tanımıştım? Bana hep, ne kadar asil bir yüreğim olduğunu söyler dururdun. isyanım, kalbimin ezilmiş parçalarının üstünü örtüp, sessizce çekip kapını çıkmak olurdu en fazla.
Yalnız kalmak istediğini daha sen söylemeden yüzündeki bulutlardan hisseder, çekip giderdim. Özür diler gibi bir sesle, onun geleceğini söylediğinde, sessizce çıkıp giderdim. Karşında ben otururken, onunla saatlerce telefonda konuştuğunda çıkıp giderdim. Hep giderdim.
Bu onurlu tavrımdı belki de ezen yüreğini. Vazgeçemediğin tek yanım buydu belki.
Sonra, sevmek yaralı kadınlığımı başka yüreklerle avutma yanılgısına kapılmak oldu. Buna hakkım olduğunu söyleyip dursan da, biliyorum aslında içten içe hiç affetmedin beni. Sen çoktan parçalanmıştın zaten. Benim de yüreğimi böldüğümü düşünmek sana bile ağır geldi. Oysa ben, seni değil, kendimi cezalandırıyordum başka bedenlerle... Ruhumu kemiren bu deli aşkı cezalandırıyordum. Bunu anlamadın mı sevgili?
Sevmek seni değil çocukluğumu, düşlerimi, kendimi aldatmak olmuştu artık. Bana bağlanan masum aşkları seninle aldatmak olmuştu... Kimseye veremedim yüreğimi. Ne zaman baksalar içime, yüreğimin kırık aynasında kendilerinin değil senin yüzünün aksini gördüler hep... Sessizce çekip gittiler. Fark etmedim bile gittiklerini...
Gittin...
Seni sevmek, bensiz akıp giden hayatına bir yabancı gibi uzaktan bakmak oldu çoktandır... O çocuk ellerinin, bir başkasının saçlarında gezindiğini, aniden özlemle sarılıp bir başka yüzü öpücüklere boğduğunu, sabahları uykunda bir başka kadına "gitme" diye sayıkladığını düşünmek oldu, seni sevmek... Geceleri kokuna hasret yatağımda ter içinde uyanmak, kendimin bile affedemediği bir bencillikle, kalbindeki tek aşkın benimki olması için gözyaşları içinde Tanrı'ya yalvarmak oldu...
Seni yasak bir aşk gibi gözlerden uzakta, rutubetli duvarlar arasında yaşamak oldu, sevmek.Beni hayatından dışladığın için öfke nöbetlerine kapılıp, bana bile yabancı gelen, hiç tanımadığım bir sesle sana bağırmak, haykırmak, ağlamak, sonra pişmanlıkla affedip tutkuyla sana tekrar sarılmak oldu...
Yabani bir ot gibi ruhumu sarıp sarmalayan öfke ve kıskançlık duygularıyla benliğimden uzaklaşmayı kendime yakıştırmamak, kaldığım bu karanlık dehlizde, kendi kalbimde, yalnızlığımda, sensizliğimde, kendi aşkımla delirmek oldu seni sevmek.
Şimdi, bu acıya bir son vermesi, kendisini terketmesi, sonsuzluğa bırakıp gitmesi için birbirine yalvaran iki yüreğiz artık. "Ayazda iki yürek" gibiyiz.
Sen benim şizofren aşkımsın... Ben senin kanayan vicdanınım. Affet beni sevgili... Verdiğim sözleri tutamadım.
Seni sevmek çok keyifli olabilecekken eziyete dönebilen, can acıtan, yaşamış olduğum ömrün pek çok zamanını almış, ama bu alışverişte bende hiçbirşey kalmamış eylem.
seni sevmek, bir sadakati değil, sadık bir ihaneti sevmektir...
kaybetmeyi ve her seferinde yeniden başlamayı sevmektir seni sevmek...
seni sevmek, ayrılığı daha ilk dakikadan kabullenmektir...
ayrılık çöplüğünde aşk aramaktır seni sevmek...
cevapsız bir soru, sorusuz bir cevaptır aşkın...
kaç bilinmeyeni olduğunu bile sayamadığın bir denklemi
çözmeye çalışmaktır seni sevmek...
seni sevmek, 'olmayacak bir nedeni, gelmeyecek bir gideni' beklemektir...
seni sevmek, kafandaki hayali aşkı değil,
hiçbir norma uymayan bir deliliği sevmektir...
seni sevmek, sonsuz bir denize dalmak,
çıkışı olmayan bir tünele isteyerek girmektir...
cehennemde yanmaya koşa koşa gitmektir seni sevmek...
günahın çekiciliğine kapılmak, şeytanın yap dediğini yapmak...
ve ateşi güneş sanmaktır seni sevmek...
bitmeyen bir filmi sürekli yeni baştan seyretmektir seni sevmek...
seni sevmek, rüzgara kapılmak, havalanmak, uçmak...
ve her seferinde binlerce metreden yere çakılmaktır...
yaralanmış yüzünle, kanlarını temizlerken yine uçmaya çalışmak da
sadece seni severken yapılacak bir deliliktir...
seni sevmek, hiçbir şeye sahip değilken,
dünyalar sana aitmiş gibi mutlu olmaktır...
seni sevmek, en basit haliyle yalandır, her seferinde yeniden kanılan...
bir kez daha kanmak için aylarca beklenen, bir yalandır...
seni sevmek, herkesin aklına meydan okumaktır...
tüm doğru şıkları reddedip, bile bile bir yanlışı seçmektir seni sevmek...
akılla kalbin bitmeyen kavgasını başlatmaktır...
seni sevmek, kimselere açıklanamayan, kendine bile anlatılamayan...
lanetli bir hastalık gibi saklanan, tuhaf bir hikayedir...
seni sevmek bir hikayede hayat bulmaktır...
hayatını bir hikayenin peşinden sürüklemek, bir roman karakteri olmak...
romanın diğer karakterlerince acınarak bakılmaktır...
seni sevmek, kimsenin göze alamayacağı bir kavgaya girmek...
ve sonunda kahramanca ölmektir...
seni sevmek, her seferinde yenilmektir...
daha güzel yenilmek için yeniden başlamaktır...
seni sevmek, dünyanın en güzelini sevmektir...
kendi sevgine bile aşık olmaktır seni sevmek...
hiç kimsenin başaramayacağını başarmaktır seni sevmek...
dünyada en az bir kez mutlaka yaşanması gereken bir duygudur seni sevmek...
aşkını bu kadar çok olumsuz öğe ile tarif ettikten sonra...
yazının sonunda, bir kez daha sana aşık olmaktır, seni sevmek...!
Seni sevmek güneşin doğuşuna benzer. Erken saatlerde gökyüzünün kızıllığıyla aydınlanan gün gibi. ilk ışıklarında tomurcuklar dallarında açar. Gökyüzüne yükseldikçe sen, cıvıl cıvıl uçuşur kuşlar. Hayat seninle 'merhaba' der yeni güne.
Seni sevmek esen rüzgara benzer. Sonbaharla gelir, yapraklarına küsmüş ağaçların dallarını savurur, denizleri coşturursun. Bi de bulutları güneşinin önüne sürükleyince, karartınca kaşlarını, asınca suratını, feryatınla panik olur herkes. Ardından bardaktan boşalırcasına yağarsın yüreğime.
Seni sevmek ahiret yaşamına benzer. Bazen cennet olur; en güzel şeylerle mükafatlandırılırken ben, bazense cehennem azabıyla yanarım cayır cayır.