her günün bir önceki günden farklı olması gerektiğini düşünen, yaşamın ancak o şekilde bir anlam ifade edeceği fikrini taşıyan; yaşadığı günün bir öncekiyle aynı olduğunu hissettiği anda sıkılıp bunalmaya başlayan en başta kendine hayrı olmayan fuzuli insan. her daim konuşabilecek, anlaşabilecek birilerinin arayışında olan, fırsatıı bulduğunda da bir bahaneyle kendini ifade etme çabasına giren; kendisiyle belli bir paylaşıma giren birini bulduğunda ise kendi fuzuliliğini unutup onla konuşmaya kendini kaptırarak bahtiyar hale dönüşen, fakat onu kaybedip kendi başına kaldığında yine kendisinin kendine bir faydasının olmadığını farkedip kendini bulanık bunalımların içinde bulan insan. sözün özü: hayatına renk katan insanları bulmaya çalışan, zor da olsa bulan, fakat bulduğunu da pek kolay kaybedebilen, kaybedene kadar ise onla neyi ne kadar paylaşabilecekse o paylaşımı kurmaya çalışan, günlerinin artık tamamen aynılaştığını ve de bu aynılığı yalnız yaşamaya da mahkum hale geldiğini farkettiği gün yaşamının anlamsızlığına karar verip o yaşamdan işte o zaman vazgeçecek olan insan. şimdilik yaşamı tüm zorluğuna rağmen sevmektedir, zira yaşamayı ona sevdirecek birileri halen kıyıdan köşeden ara sıra da olsa çıkmaktadır...
tüm ileti ve sloganlarıma felsefik bir yaklaşımla bana açıklama gereği duyan, ve bunun üzerine güzel sohbetler edilebilinen güzide yazar. her günün bir önceki günden farklı olduğunu düşünen insan. *
kendisini bir an reha muhtar a benzettiğim için beni affetsin, hala şaşırmaktayım ben nasıl seni o adama benzettim ama abi adam şanslı bak gülşen gibileri ile birlikte ne yani haksız mıyım tabi dediğin gibi erol köse ler de var ama ne yapalım bir anlık işte laf agızdan çıkıyor.ha bir de ben kendisini çok sevdim, çok sıcakkanlı böyle insanın sohbetine doyamayacağı tiplerdendir .
hukukçu bir arkadaştır kendisi. ileride bununla aynı dava salonunda karşılaşacak; hakim, savcı, avukat kişilerine soğuk terler döktürecektir. konuşma uslubu ile kazanamayacağı dava yoktur. şayet ben karşısındaki hakim olsam: tamam kardeşim sen haklısın derdim.
o hep sanal olduguna inandigim, meshur sanal alem'in bana kazandirdigi, kazandirabilecegi, tanistirabilecegi en mukkemel sey...
evet sey... dost desem, arkadas desem haddimi asmis olurum... cunku dost olmanin, arkadas olmanin kriterleri bende farklidir... misal: en az dolu dolu bir gunumuzun beraber gecmesi lazim oyle olmasi icin... benim yasim geregi arkadas veya dost dememde dogru olmaz...
ama sunu rahatlikla belirtebilirim... bir agabey'im oldu... bana uzakta olsa, bir agabeyim oldu...
yapim geregi, diyaloga kolayca girsemde, kolay kolay tanimadigim kisilerle samimi olmam, olamam... hele hele benden cok uzaktaysa... lakin bu adam... canli canli hic gormedigim halde gerektiginde sirlarimi dokmeye cekinmeyecegim kisidir...
kendiside fark etmistir sanirim bunu... sanal alem'den baskalariyla olan iliskelerimle onunla olan ilisikimin farkli oldugunu...
onun oldugu bir ortamda daha farkli davrandigimi, baskalarina hic yapmadigim civikliklari ona yaptigimi...
hicbir zaman samimiyetin olmayacagini dusundugum sanal alem'de, bu dusuncemden beni vazgecirmeye zorlayan kisidir...
kendisyle mutlaka, omrumun en az bir gunu canli bir sekilde muhabbet etmek istiyorum... *
entrylerine gelince... sizlerde fark etmissinizdir mutlaka... bu adamin entry gireyim diye girilmis bir entrysi yoktur... hepsi en az 9-10 cumleden olusur... oyle her basligida yazan tip degildir haaa... beyefendinin klasi sarsilir yoksa...
bunun disinda kendisi buraya gelmemin en buyuk sorumlusudur... sevabim, iyi islerim bana ait olmakla beraber kotu islerim ve gunahlarimin vebali ona'dir... bitirmeden sunu ilave etmek istiyorum, bu adam rusvetcinin onde gidenidir...
daha iftar zirvesinde görüşmüş olmamıza rağmen nickimi ve yüzümü unutan, resimsel ve sessel hafızası iyi olmayan yazar. ama olayları hatırlayabilmektedir allahtan. sonradan çıkarmıştır haaa o iskelede kalan diğer kişi senmiydiin diye hatırlamıştır beni :) neyse bundan sonra unutmayacağını temenni ediyorum..
hakkında son zamanlarda yazılanları gördükçe ben neymişim be diye kendi kendine şaşıran, bütün bir günü dışarda hareket halinde geçirdiğinden ötürü şu an ziyadesiyle yorgunluk çekmekte olan yazardır. simit zirvesi yerine ağrı dağı zirvesine çıksaydı bu kadar yorulurdu anca. fakat bu yorgunluğunun da ancak evine vardığında farkına varmıştır. sanki gün boyu etrafında ona enerji veren ve onun kendisini iyi hissetmesini sağlayan birileri vardı sanki...
nicki sanki böyle bir formula 1 pilotu edasında olan yazardır. içimden ona olm bu zirvede pole pozisyonu senin olacak, süper bir yarış çıkaracaksın demek gelir ama zirve esnasında masadaki tüm yiyecekleri yemesinden sonra ona olan sinirim nedeniyle pite girip çıkamayacasıca (bkz: pit) diye de beddua ederim*.
iki gündür sinüzitinin azması sebebiyle kafasını yattığı yerden kaldıramayan, ayağa kalkmaya çalıştığı zaman kafasının ön kısmında matkapla tadilat çalışması yapıldığı hissine kapılan kişidir kendisi. neyse ki bu sene içerisinde hayatta kendine yaptığı en büyük iyiliği yaparak kendine bir notebook almışlığı vardır da yattığı yerde bir de sıkıntıdan sinir krizine girme durumundan kendini alıkoyabilmektedir. yazdığı entrylerin ücte birinin bu dönem içerisine denk gelmesi rastlantı değil tamamen başka yapacak bir şey bulamamasındandır. fakat aklına yazacak başlık da gelmeyince gene son kurtarıcı olarak kendi başlığını istila etme yoluna gitmiştir. kendi kendine keşke yazıların yansıttığı adam olabilsem, keşke yazılar kadar kendim de kaliteli bir kişilik sahibi olabilsem diye de hayıflanıp durmaktadır ayrıca başını yastığa dayamış haldeyken...
bak şimdi ayıp ediyorsun insanıdır. yahu ben nesil ayrımımı yaptım allah allah, sadece sordum, öylesineydi, ohhh dilinize de düşmüşüz efendim, ne ala. kalbim kırık, yalnız kalmak istiyorum.
bir yerlerde hep bir şeyleri yanlış yaptığını hisseden, en eğlendiği zaman içinde bile kafasında "acaba şu anda ne hata yapmakla meşgulum" sorusu geçen kişidir. kendini de sever çevresindekileri de ama sanki hayat onun kendisini sevmesini istememektedir. insnaların yanındayken gülen ve mütemadiyen keyifle konuşan bir adam iken kendi başına kaldığında pek bir tuhaf hallere bürünen kişidir. işin kötüsü kendisi bir yerde eğlenirken çevresindekilerin onun varlığından ne kadar hazzettiklerini de asla algılayamaz. dedim ya o hep bir şeyleri yanlış yaptığı düşüncesiyle programlanmış bir bünyedir. bu yüzden eğlense de mutluluk denen olguyu yakaladığını söylemek pek mümkün değildir. hal böyleyken kendisine biçtiği ilk vazife, eğlenmesi sonucunun doğduğu her ana katkıda bulunan herkese sonsuz teşekkürlerini sunmaktadır. hayattan şu an için öncelikli beklentisi de çevresinde bu konuda katkıda bulunan/bulunmaya namzet olan kişileri kendisinden esirgememesi, onların mevcudiyetlerinin bekasını sağlamasıdır; zira bu kişi o bahsettiklerini zor kazanıp kolay kaybeden türden bir varlıktır...
ilk saniyede hayatta kalkamayacağı bir yere oturtarak zirvenin onun için fasıl sit down haline gelmesine neden olduğum yazar. avukat olmasından mıdır nedir, hem ortalığı silip süpürüp yedi içti hem de bir baktım bu nasıl organizasyon, ben açım diyerek üste çıktı, ezildik anam. yazık karşısına düşen sanığa der, bir sonraki zirvede görüşeceğimi bilirim.
fasıl zirvesinde masanın köşe ve en sıkışık yeriyle kombine olmuş yazar. ha biraz daha geç gelse idik masada yiyecek bişey bırakmayacaktı o denli. avukatmış ayrıca. hani işimiz düşer falan bilelim. *