birkaç parça odun, kömür ve buzdolabı karşılığında oy veren insanın başına gelen durumdur. hı tabi makarnayı da unutmamak gerekir... her neyse sonuç olarak bu kişilere de satılmış denilebilir.
Ucuza gitmemenin önemli olduğu durumdur. Yani diyorsun ki satan kimse hiç olmazsa değecek bir şey için satmış oksun seni. Bir de lanet edersin bu şerefsizlere harcadığın emeğe zamana.
genellikle en yakınlardan gelen bir darbedir. zira yakınınız olmayan kimselerin size yaptığı yamuklar, eğer ruh hastası değilseniz size koymayacaktır. peki neden yapar insan bunu? menfaat. ama hiç kötü hissetmez mi kendini? hissetmez. en yakınına kazık atan kimsenin zaten gözü dönmüştür, pişmanlık duymaya vakti yoktur. bir de şöyle bir şey var, satılan kimse genellikle satılmaya müstehaktır. failine otorite kuracak kadar güçlü bir karakter değildir. doğal seleksiyon yani.
gelelim hikayeme. malum bunca tanımı sadece aklıma geldiği için yapmadım. bir ekşi yazarının da dediği gibi, sanal aleme alttan alttan osuruyoruz. eğlenmek için yazar olanların haricindekiler, yani çoğunluk gerçek hayatta söylemeye cesaret edemediği şeyleri buralara döküyor.
hikaye kaynadı yine bak. neyse. okulumu uzattım. zaten 5 yıldır(geçen seneye kadar yani) en büyük sıkıntım asosyal ve ezik bi tip olmamdı. hoş ezikliğe yine eziğim de, geçen sene yalnız kalmadım. benim gibi uzatmaları oynayan iki arkadaş edindim. gittik adam gibi okulumuza yüklendik. büyük ölçüde bitti okul. o iki kişiden birinin devamlı dersi kalmadı, gitti. diğeriyle ben kaldık. bir de onun ev arkadaşı. bayağı da gazlıyız ama. mezun olunca şunu yapalım bunu yapalım. kendimize kör topal bir laboratuvar kurup küçük çaplı araştırmalar yapalım falan. on numara. bir de hocanın biri ikimizi laboratuvarına almak istedi. okul uzadı para kalmadı diye akademisyenlik hayallerimiz suya düşmüşken, istediğimiz çalışma ortamını maddi bir kazancımız olmasa da elde etmiştik. ki bu işten halen köşeyi dönme ihtimalimiz mevcut. gazımız daha da arttı yani. gayet güzel çalışıyoruz. hoca onu daha çok severdi. malum beni çok az tanıyor hoca. öyle de bir siliğim. hoca onu severdi, evet efendim sepet efendim kısmını o hallederdi. ama yapamadığı tüm işleri ben serçe parmağımla yapardım. muhtemelen garezi oradan kaynaklı. ama hala kardeşiz yani. hayatımda bir kimseye buna verdiğim kadar borç para vermedim daha önce. aynı şekilde kimseye de bu kadar çok borç silme kıyağı yapmadım. e kardeşiz neticede. bende olmazsa ona yüklenirim. olsa esirgemezdi gerçi allah var.
tüm bunlar olurken bu lavuk sevgilisinden ayrıldı. bir bunalım süreci falan. o bahsettiğim projede çalışırken kendini toparladı meşgale bulunca. bir gün daha geldi sevgili de yaptı. ulan daha sonra adam bir değişti. anlatamam. öyle böyle değil. normalde akşamları bu adam mesaj atmasın diye wifi'yi kapatacak hale gelirdim. hatunu buldu bulalı haftada 1 falan görüşüyoruz. yani uzak falan da değil evi bir sokak altta. bildiğin siklemiyor. onun ötesinde, dalga moduna girdi. mesela bir gün çirkin ama seksi bir kız geçti. ama cidden bayağı çirkin. şuna bak lan dedim. cevap şok etti "hee sen git onu sik kanka ya;)". hani sevgilisi daha kalite, mesele o yani sadece. yine geçen geldi bana. oturuyoruz. öyle dalmışım televizyonun kenarından pencerenin dışına bakıyorum.
-letis noldu?
+noldu?
-hayırdır seni iyi görmüyorum.
+yoo dalmışım öyle.
-yok yok sen bi boşluğa düşmüşsün(hınzır bir sırıtma).
insanın zoruna gidiyormuş cidden.
ohh anlattım rahatladım.
buradan varacağımız sonuç; seks özgüvenin en büyük kaynağıdır.