Sati geleneği Hindistanda çok eskiden beri uygulanan bir gelenek. Bu geleneğe göre kadınlar kocalarının ölümünün ardından kendilerini yakmalıdırlar. Kadınların eşlerinin ardından kendilerini yakmalarının nedeni ise kocalarından önce ölmemelerinin cezalandırılmasıdır. 1829da ingilizlerin yasakladığı sati, Hindistan hükümetinin çıkarttığı ağır yasalara rağmen, başta Madya Pradeş ve Racastan eyaletleri olmak üzere, ülkenin orta ve kuzeyindeki kırsal kesimlerde yaşayan Hindular arasında hala sürüyor. Bu ritüelde kadınlar hiçbir suçları olmaksızın canlı canlı haşlanır, bazıları iki parçaya kesilir ve diğerleri de köpeklere yem edilir.
eski inançlara göre, önceki çocukları yaşamamış ailenin, doğan çocuklarını, türbelere veya daha önce çocuğu ölmemiş kadınlara satmasından gelir.
çocuğu kötü ruhların şerrinden korumak için kötü ruhları kandırma yoluna gidiyor insanlar. bunu da çocuklarına satı, satılmış isimlerini vererek yapıyorlar. türk geleneğinde isim koymanın böyle ilginç birçok yöntemi var. ancak bir kahramanlık göstermesi hâlinde çocuğa isim verme hadisesini hepimiz biliyoruz. onun dışında meselâ çocuğa lohusa odasına ilk girenin adını vermek âdeti varmış. eve dilenci geliyor ve çocuğa "tilenci" adı veriliyor (dilencinin adı sorulmuyor nedense). civarda o günlerde birisi ölürse onun ismi çocuğa verilirmiş ve saire.
ama en ilginç ve acıklısı da ölmesin diye* çocuğa "yaşar, dursun, durdu, durak, durmuş" gibi isimler verilmesidir.
eski türk geleneklerinde kötü ruhlardan korumak için çocuğa kötü isimler verilirmiş. meselâ hatırladığım kadarıyla "manas destanı"nda geçen "mokmurun" ismi çok ilginçtir. bugün "bok burun" diye ifade edeceğimiz bu ismin, çocuğu kötü ruhların şerrinden koruyacağına inanılıyormuş. aslında aynı inanç, çocukları "çirkin, pasaklı" gibi kötü sıfatlarla sevip tü tü tü diye türkürme gibi âdetlerimizde hâlâ yaşıyor.
ing. karakter azizliğine uğranılmamıştır.
yani satı değil sati.
kocanın cenaze ateşinde ya da ölümünden sonra dul kadının da kendisini yakmasına dayanan hint geleneği.