Bir arkadaşımla amerika'ya gitmeyi planlıyorduk. Ona vize çıkmayınca planlarımız iptal oldu. niyetlendik yurtdışına çıkacağız diye. bari vize istemeyen bir yere gidelim dedik. Neresi neresi derken hem fiyat olarak hem keyifli vakit geçireceğimiz bir yer olarak bosnayı bulduk. ve sarajevo'ya gittik. Yaklaşık bir haftamızı orada geçirdik. Hem küçük bursa hem de karadeniz'i andıran bir yeşilliği var.
Tamam beyler asıl konuya geliyorum kızları acaip güzel en kötüsü 1.70 boyunda dalyan ve süt gibiler. Bosna diyip geçmeyin gidin görün. Pişman olmazsınız. *
saraybosna sevgilim... hayallerimin, bütün güzelliklerin ,mutluluğumun hüzünlü başkenti. saraybosna sevgilim bomba seslerinin gülücükleri geçemediği şehrim. ne hasretmiş bu böyle. bi kavuşsam sana. ellerimi açıp trebeviçden kucaklasam seni. ağlasam içimi çeke çeke milyatskaya kadar sel olsa yaşlarım affeder misin beni? başçarşında kuşlara yem atsam sonrada hopörlörden bağıra bağira değilde, kadife sesli o ezanını dinlesem... saraybosna sevgilim ne olur affet beni. çok küçüktüm desem inanır mısın sevgilim. doğmamıştım gelemedim desem. şimdi gelsem kabul etsen beni. acılarını teker teker silsem iyileşir misin? mezartaşlarında doğum tarihimi görsem ağlasam saraybosna senle birlikte. bütün bu hüznüne rağmen yaşamın herşeye rağmen bir umut olduğunu bilenlerin şehrinde,sende, tekrar mutlu olabilsem saraybosnam. yıllardır aradığım o huzuru sende bulsam.
saraybosna sevgilim... başçarşındaki suyunu içsem kana kana. dönsem tekrar ait olduğum yere. sokaklarında mutlu mutlu dolaşsam sanki hiçbirşey olmamış gibi. silsem insanlarının gözlerinin yaşını.bir gece koşevoda dino merlinden kad zamirisu jorgovani yi dinlesem veya zeljko joksimoviç den lane moje yi. tekrar içsem suyunu aşık olsam birine tıpkı sana oldugum gibi. tranvayına binip ferhadijende gezsem. kokunu içime çeksem. hıçkırıkların gelse kulağıma. omzunu dayayıp ağla bana sevgilim. bak bu sefer geldim. yalnız değilsin artık. o güzel dağların beni kuçakladı sevgilim .benim seni trebeviçte kucakladığım gibi.
Saraybosna;
Arada kalmaktır hep.
Faşizimle komünizmin
Ortodokslukla katolikliğin
Arasinda kalmaktır.
Hep 3. Bir yol secmektir.
Tarih sahnesinde
''Savas'' adlı oyunun,
En cok sahnelendigi mekandır.
Göçtür saraybosna.
Canını korumak için
Vatanını bırakıp
istanbula, izmire bursaya göçmektir.
Tüm bu aciya ragmen umuttur saraybosna.
Yaşamin hiç bitmeyen bir umut,
Olduğunu bilenlerin şehridir.
Savaş zamaninda barlarda eğlenen gençlerdir,
Erkeğini ,oglunu kaybedip hayata tutunan bir annedir.
Atılan kurşunlara bakıp 'kurşunların da rengi var"
Diyen bir coçuktur.
Saraybosna ölmektir.
Ekmek kuyruğunda bir bombanın hedefi olup
incir kuşlarını avlarken avlanmaktır.
En nihayetinde keskin nişancının karşısından geçen
Üçünçü kişi olup ölmektir.
Ama şehrini vermeyip direnmektir.
Saraybosna direnmektir.
Dino merlin, suada dilberoviç
Abdullah sidrandır.
Saraybosna hiç gitmeden özlemektir
Benim lugatımda.
tarihimiz acısından büyük öneme sahip yerdir. bosnalılara yapılan katliamlar sadece insan öldürmekle yapılmamıştır, tarihimize ve kültürümüze ve insanlığa yapılan bir katliamdır bu.
misal oryantal enstitü sırp düşmanlar tarafından kasten tahrip edilmiş kimisi yok edilmiştir !
mc donalds ve burger king olmayan okul yolları, cevabi, minareden hocanın canlı okuduğu ezan sesi. klise ve camilerin yanyana olduğu sokaklar, trebeviçden milyatskaya bakmak. insanların birbirine, dinlerine olan saygıları, paskalyalar, ramazan bayramları, dino merlin ve zeljko joksimoviç konserleri, güzel boşnak kızları, yakışıklı erkekler . hayatı yaşamasını bilen insanlar, huzur.
şuan biri gelip 'yürü saraybosna'ya gidiyoruz' dese, arkama bile bakmadan çeker giderim.
dünyanın en güzel birası olan Sarajevsko'nun üretildiği yer. yanılmıyorsam 1864'de üretime başlanmıştı. onun dışında dünya'nın en güzel, temiz kalpli insanlarını barındıran şehir de olabilir. tavsiyem araba kiralayıp gezmenizdir. günlük 80-100 lira'ya falan ayarlarsınız. tabii lüksünüze göre fiyat değişir. saraybosna-mostar yolu üzerinde, mostar'a varmadan aşağı yukarı 15 km önce kuzu çevirmeciler göreceksiniz. tavsiyem zdrava voda'ya gitmeniz. eşsiz güzelliği görmek için; http://www.zdravavoda.co.ba/en/index.html
önceden iyice araştırıp giderseniz geri dönmek istemeyebilirsiniz. ilk gidişim bundan üç sene önceydi. son iki senedir ise senede iki kez gidiyorum. bağımlılık yaratıyor, huzur buluyorum.
buraya çok çok daha fazla bilgi girmek isterim ama ne buna zamanım var ne de bu kadar cömertim. herhangi bir bilgiye ihtiyaç duyarsanız elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım sevgili sözlük yazarları.
modern savaş tarihinin en uzun süreli kuşatması altında kalmış lakin teslim olmamış boşnak kenti, şehrin üç ayda düşeceğini zanneden sırplar tarafından yıllarca alınamamış lakin şehri çevreleyen tepelerden açılan sniper ve topçu ateşiyle can kayıpları bu şehirde fazla olmuştur.
Derler ki "Bu şehrin delileri savaş boyunca keskin nişancıların sinirini bozmak için salıncaktan inmemiş, bu şehrin kadınları bomba seslerine aldırmadan güzellik uykularına yatmış, bu şehrin dedeleri ceplerindeki son parayla Başçarşı'ya kahve almaya gitmiş, bu şehrin tiyatrocuları mum ışığında 'Godot'yu Beklerken'i oynayıp savaşa kafa tutmuş. Bu şehrin insanları en karanlık günlerde bile 'yaşam'dan vazgeçmemiş."
Harika bir başkent, 2 tane Türk üniversitesi var içinde, ve 3000 den fazla Türk öğrenci mevcut, hayatın çok ucuz olduğu bir ülke, kızlar genelde Türk erkeklerine hasta burada, hele ki esmer isen... Gece hayatı güzel ve ucuz, yani istanbul ile kıyaslanamaz tabi güzellik olarak da genede iyidir insanlar coşmayı ve içmeyi biliyor kimse kıçı ile içmez Sarajevo' da.
Sanki rahmetli babaanneme koşar gibi hissettiren şehir. öylesine sıcak, öylesine güzel. amsterdam'da ot çekmek yerine, sarajevo'ya gidin ve kardeşlerimizin nasıl acılar çektiğini görün.
Bosna'nın başkenti Saraybosna,Mostar'dan çok daha büyük,çok daha fazla turist çeken bir şehir,Mostar'a nazaran daha ucuz.Bu arada Bosna'nın para birimi olan Boşnak Markı oldukça değerli, 1 KM yaklaşık 1.2, 1.3 TL ediyor.Saraybosna demek Başçarşı demek. Sebil,camii,medrese gibi Osmanlı kültüründen kalma eserler var.Yeme-içme yerlerinin neredeyse hepsi Boşnak köftesi olan cevapcici satıyor.(Hırvatlar cevapi diyor) Biz eski Galatasaray ve Sarıyer oyuncusu Tarık Hodzic'in cevabdzinicasını arıyoruz ama bir türlü bulamıyoruz. Hodzic isimli 2-3 tane daha dükkan var ama kapısında Galatasaray bayrağı yok hiçbirinin. En sonunda sarı-kırmızıya boyalı bir dükkanı bulup 'sonunda bulduk' diyerek oturuyoruz ama burası da başka bir Boşnak futbolcunun ismine açılmış başka bir dükkanmış. Yapacak bir şey yok,siparişi verdik bile.
Cevapcici bir tabakta 10 adet ufak köfte,pide,soğandan oluşuyor,oldukça doyurucu.Bu arada genç Boşnak garsonla ingilizce muhabbet ediyoruz. 'Burası Asım Ferhatovic Hase'nin adına açıldı,gelmiş geçmiş en iyi Boşnak oyuncu odur' diyor.'Avrupada oynamış mı?' diyoruz, 'Hayır,sadece Sarajevo'da oynadı, nasıl tanımazsınız?' diyor. E be kardeşim, 70'lerde sadece Bosna'da oynamış birini nasıl tanıyalım? Sen Metin Oktay'ı tanıyor musun?
Bu arada duvarda Saffet Susic'in resmini görüyoruz. 'işte onu tanıyoruz bak' deyince, 'Benim adım da Saffet,ondan dolayı' diyor garson.Sarajevo-Zeljeznicar arasındaki rekabeti Beşiktaş-Galatasaray'a benzetiyor. Burada bu kadar kilise var,kim gidiyor bunlara? sorumuza 'Ben de bilmiyorum,kilisede çalışanlar dışında kimsenin gittiğini görmedim' diyor. Savaş esnasında 3 yaşında olduğundan hatırlamıyor olanları. Eyvallah deyip kalkıyoruz, biraz sonra da Hodzic'in mekanını buluyoruz. Tabelasında Galatasaray yazılı, kapısında kocaman bir Galatasaray bayrağı bulunan, içeride Galatasaray'dan aldığı plaketler, diğer ülkelerin flamaları ve bir sürü resim var. Maalesef kendisi dükkanda değil,biz de güzel bir muhabbeti kaçırıyoruz.
Başçarşı'nın hemen çıkışında, biraz ileride bir mezarlık var. Yüzler,belki de binlerce şehit yatıyor, ortada da Bosna'nın ilk cumhurbaşkanı,Aliya izzetbegovic.Mezarlığın yanından geçmekte olanlar genelde durup bir dua okuyup yollarına devam ediyorlar.Bosna'da ölüm ve yaşam, savaş ve barış hep iç içe.Bunun bir başka kanıtı da Sırp mermileri tarafından kevgire çevirilmiş apartmanların dış kısımlarının olduğu gibi,adeta savaş nişanı gibi korunması.
Saraybosna havaalanından bir köye açılan ve 1 yıl boyunca Saraybosna'yı besleyen bir tünel var,adı Umut Tüneli. Kapısına geliyoruz fakat Tünel açık olması gereken saatte kapalı,biraz bekliyoruz,görevli birisi tünelin sadece 25 metresinin görülebildiğini,normalde 800 metrelik tünelde yer yer çökmeler olduğunu söylüyor.
Saraybosna'da gece hayatı çok canlı, Başçarşı'dan aşağı kaptırdığınızda istiklal Caddesi benzeri bir merkeze ulaşıyorsunuz. Barlar,kafeler,gece kulüpleri dolu.Otele dönerken bir grup genç birşeyler soruyor,anlamıyorum. Sonra biri 'smoke weed?' diyor kırık dökük ingilizcesiyle. 'Bende otçu tipi mi var ya :( ' anlık hüznünü yaşarken birden üzerimdeki Boşnak formasından bu turist gençlerin beni yerli zannettiğini anlıyorum.Hoş,Boşnak gençleri benim aksime ince,narin yapılı,kısa saçlı,sakalsız Edin Dzeko,Zvjezdan Misimovic gibi tipler,neyse.
savaşın başlamasının 20'nci yıldönümünde başkent Saraybosna'da hayatını kaybeden 11 bin 541 savaş kurbanı anısına şehrin en merkezi caddesi olan Titova'ya 11 bin 541 kırmızı sandalye dizildi.
saraybosna
*bir çocuk sevincidir, ezgileri..
*bir mazlumun ağlayışıdır..
*ölü ardından yakılan ağıttır, bir ninni..
*acıların toplatıldığı bir kamp bazen de..
*akordiyonun tatlı ezgileri..
*açlığın ve sefilliğin geçemediği gülücükleri.. !*
bence güzel, görülmesi gereken bir şehir. osmanlı dönemi, avusturya macaristan imparatorluğu dönemi ve komunist yugoslavya zamanının karışımı hoş bir şehir. bir türk in kesinlikle yaşamakta zorluk çekmeyeceği bir yerdir.