Bu şiirle çok karşılaştım. Ancak aslını ve yazarını araştırmaya çalışırken çeşit çeşit söylemlerle karşılaştım.
Kimine göre şiir 1941 yılında Antalya Defterdarı olan Abdullah Çağlayan’a ait. Kimine göre ise Namdar Rahmi Karatay’a… Başkalarına da atfedenler olsa da işin aslını rahmetli gazeteci Hasan Pulur’un bir yazısından öğrendim.
“Öğütler Devam” başlıklı bu hiciv Antalya Defterdarı merhum Abdullah Çağlayan'ınmış; kendisinin yayımladığı "Devran II" adlı, Antalya ileri Matbaası'nda 1965 yılında basılan kitabın 23. sayfasındaymış.
Abdullah Çağlayan, bu taşlamayı 1943 yılında yazmış ve zamanın Valisi tarafından "memurları fena yola sevk'ten" suç duyurusu yapılarak hakkında soruşturma açılmış.
Soruşturmayı yürüten Afyon C. Savcısı ilhan Dizdar takipsizlik kararı vermiş, savcıya göre şiir, mizahtır ve edebi sanat eseri olarak düşünülmesi gerekirmiş.
işte o şiir: ÖĞÜTLER DEVAM
Tatar ağası gibi dolaşma böyle yaya
Eloğluna baksana, ne ar kalmış ne hayâ
Sende bir dayı bulup sırtını ona daya
O ne derse huuu diye, salla hemen başını,
El ovuştur, gerdan kır, al gitsin maaşını.
Bir kalantor görünce yerlere kadar eğil,
El pençe divan dur, bu şerefsizlik değil,
Uşaklığı meziyet, riyayı fazilet bil.
O ne derse huuu diye, salla hemen başını,
El ovuştur, gerdan kır, al gitsin maaşını.
Kör dayıya şehla de, incitme düztabanı,
Düşküne nasihat ver, kodamana abanı.
Zengin ol, sende aşır her dağdan arabanı,
Tekerine taş korlar, sallamazsan başını,
Uslu otur, hoş geçin, al gitsin maaşını.
Köpeklerle hırlaşma, tepişme piç katırla,
Hamamda kavga olmaz, soyu bozuk natırla.(kadınlar hamamında hizmet eden, müşterileri yıkayan kişi)
Kulağına küpe yap bu sözümü hatırla.
O ne derse huuu diye, salla hemen başını,
El ovuştur, gerdan kır, al gitsin maaşını.
Diyorlar ki, taç bile baş eğmezse konmaz,
Önünde eğilene kılıç dahi dokunmaz.
Dik durdukça bu başın, devlet kuşu da konmaz,
Bu dünyada kaide sallamaktır başını,
El öpüp, etek öpüp, almaktır maaşını.
Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler,
Hazine soyulurken aldırmıyor öküzler,
Hayâdan eser yoktur nafile bütün sözler.
Beyhude inat etme, salla hemen başını,
Gerdan kır, belini bük, al gitsin maaşını.
Bir yolsuzluk görünce köpürme, isyan etme,
Bir hak için kendine, dik başlıdır dedirtme,
Doğru yolu dostuna göster ama sen gitme.
Ne derlerse huuu diye, salla hemen başını,
Dilini tut, uslu dur, al gitsin maaşını.
Unutma bu ocağın adı asiyaptır,(değirmen)
Sen de bir dolap çevir, apartmanlar yaptır.
Hakikat nene gerek o memnu bir kitaptır.
Sana lazım olan şey, sallayarak başını,
El öpüp, etek öpüp almaktır maaşını.
Bu güvercin eder mi atmacalarla yarış,
Öğrenmeden dünyayı gezdim de karış karış,
Vazgeç hak sevdasından sen de kervana karış,
Ne derlerse huuu diye, salla hemen başını,
Gerdan kır, belini bük, al gitsin maaşını
--spoiler--
devlet memurlarımız, çok yaşayın emi! onlar olmazsa çökeriz çöker...
"benim memurum işini bilir" cümlesini turgut özal beyefendiye söyletmiş büyük bir kitledir, her zaman "ne zaman emekli olacağım, maaşıma ne zaman, ne kadar zam alacağım, şu katsayı ne zaman ayarlanacak" moduyla yaşamayı bu yüzden de her zaman arabanın ön camındaki veya arka cam önündeki oyuncak gibi sürekli sallanan bir başa sahip büyük bir çoğunluktur.
bunlar piyasada işi bilenler olarak adlandırılırlar. çevrelerinde ki herkes tanık olur bunların o güzel güzel salladıkları başlarıyla gösterdikleri yan cebın nasıl dolduguna. patronlarının yanındayken köpeği olup daha sonra kendınden alt statüde olan insanların yanından pantolonunun arka cebınde duran kabarık cüzdanını estire estire geçerler. ve de maalesef ki bunlar kafa sallamayla bırakın maaşı bizi, geleceğimizi, şerefimizi bile alanlardır.